İyi insan olmanın en kestirme yolu, doğuştan içimizde var olan dürüstlük değerimizin ömür boyu korunup yaşatılmasıdır. Dürüstlük; saf, katkısız, önyargısız, beklentisiz sevmeyi doğurur. Hepimiz “dürüst” olana yakın, olmayana uzak dururuz.
30.05.2019 11.53
1.550 okunma
Dürüstlük Kaybolan Değerimiz
Ali Akça

İyi insan olmanın en kestirme yolu, doğuştan içimizde var olan dürüstlük değerimizin ömür boyu korunup yaşatılmasıdır. Dürüstlük; saf, katkısız, önyargısız, beklentisiz sevmeyi doğurur. Hepimiz “dürüst” olana yakın, olmayana uzak dururuz.

Dürüst, “doğru” kimse anlamına gelir. İçtenlik, açıklık gibi kişilik özelliklerine sahip olanı işaret eder. Dürüst kimse, güvenilir, kibar, insaflı ve adil olma erdemlerini kendisinde taşır. Bu dünyada ulaşabilecek en üstün özelliklerden biri “erdemli insan” olmaksa eğer, kişi kendini bilerek erdemlerin en yücesine erişebilir.

Değerlerimiz en büyük hazinemizdir. Dürüst olmayı, çocuklarının dürüst olmasını kim istemez? Bütün iyiliklerin ve güzelliklerin kaynağı dürüstlükten gelir. İnsanın göründüğü gibi olması veya olduğu gibi görünmesidir. Dürüstlükten taviz vermeyenleri para ve makam gibi hiçbir dünyevi oyuncakla satın alamazsınız.

Kendi mutluluğunu başkasının mutluluğunda bulan kişiler; başkasına iyilik yaparak kendini iyileştirenler dürüsttür. Dürüstlük beraberinde güveni taşır, insan en önce kendisine karşı dürüst olmalıdır. Hayatın anlam kazanması, dürüstlüğün getirdiği güven ve onun tesis ettiği adalet sayesinde gerçekleşmiştir. O nedenle, insanın en etkileyici buluşlarının başında hiç şüphe yok ki adalet gelmektedir.

Dürüstlük en kolay anlaşılan bir değerdir. Kişi kendi kendine yalan söylemiyorsa, olduğu gibi görünüyorsa dürüsttür. Hayatta dürüst insana ulaşmak büyük bir şanstır. Hz. Ömer; “Dürüstlük pahalı bir mülktür, her insanda bulunmaz.” diyerek bunun zor bulunan bir değer olduğunu çok net biçimde ifade etmiştir. 

Yaratılışla var olan dürüstlük vasfımız, insanın zayıflayan karakteri, yaşam koşulları ve ilişki kurduğumuz toplum içinde zamanla eriyip kaybolmaktadır. Bu eriyişi sosyal çevremiz, idollerimiz, yöneticilerimiz, liderlerimiz örnek aldığımız insanlarda açıkça gözlemliyoruz. Zamanla içimizi kaplayan kazanma hırsı, rakibi alt etmek için başvurulan her türlü hile ve desiseler dürüstlük eşiğimizi sürekli aşındırıyor. Önce kendimize olan saygıyı kaybediyoruz. Sonra kimseye güvenmemeye başlıyoruz. En tepe yöneticiden en düşük sorumluluk sahibi görevliye kadar kime baksak dürüstlük değerinin yüreklerinden kayıp gittiğini görüyoruz.

Yüreğinde doğruluk, dürüstlük, doğallık ve saflık saklayan bir çocuk doğuştan itibaren son derece mutlu olduğundan, kendisine dokunan herkesi sınırsız biçimde mutlu etmektedir. Ne yazık ki, insan geliştikçe çevresi tarafından etki kıskacına girer. “El âlem ne der terör örgütü” gençleri olduğu gibi değil; olmaları beklenen kişi gibi davranmaya yöneltir. Zamanla dürüstlükten uzaklaşan kişi doğru bildiklerini ufak ufak bastırır. Etrafınıza şöyle bir bakınız! Hangi meslekten ne kadar dürüst insan görebiliyorsunuz?

Friedrich Nietzsche insandan bahsederken “Vicdanlı ve dürüst olmak, hesaplı olmaktan iyidir. Hesap insanı makam sahibi yapar da, vicdan daha önemli bir işe yarar; insanı insan yapar.” diyerek vicdanın önemini vurgular. Albert Camus “Dürüstlüğün, kurala ihtiyacı yoktur” der. Günümüzde “sistem” bizi dürüst insan olmaktan ziyade, ikiyüzlü insan olmaya daha fazla zorlar. Ancak günün sonunda kazançlı çıkacaklar daima vicdan sahibi dürüstlerdir.

Nisa Suresi’nin, 135. ayetinde; “Dürüstlük; her yerde, her zaman ve her konuda, kendi aleyhimize de sevdiklerimizin aleyhine de olsa, sadece doğruların ve dürüstlerin yanında, yanlışların ve yanlış yapanların karşısında yer almaktır.” ibaresi yer alır.

Bugün hangimiz etrafımızda yanlış yapanların karşısında dimdik durabiliyoruz? Çok iyi biliyoruz ki; toplumda herkesin kusurunu yüzüne söyleyen kimseler başkaları tarafından sevilmezler. Toplulukta sözünü esirgemeden dosdoğru söyleyen kimseler bazı kişilerin çıkarlarına dokundukları için, çıkarcı kimseler tarafından istenmezler. İnsan karşısındaki alınmasın diye bırakın doğru söylemeyi, çoğu kez “Allah sizi başımızdan eksik etmesin!” diye onu pohpohlar. Kimileri dilindeki doğruyu değil, karşı tarafın hoşuna gideni söyler. Çünkü “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” atasözü beyninde ta bebeklikten yer edinmiştir. Üstelik “Haksızlık karşısında suskun kalan şeytandır.” ifadesi vicdanına kazınmışken; kibarlıktan mı, korkudan mı, çıkardan mı; yoksa iki atasözü arasında sürekli abondene olmaktan mı bilinmez, hep susar.

Anlamsız hayatların en tehlikelisi kişinin dürüst olmaması nedeniyle kendisine olan saygısını kaybetmesidir. Zamanla; ailede, okulda, iş yerinde tüm çevrede; toplumun her kesiminde dürüstlüğe karşı duyarsızlığın yaşandığını fark ederiz. Dürüst olmamanın ilk basamağı adaletten uzaklaşmakla başlar. Hak etmeden, layık olmadan bir şeye sahip olmak dürüstlüğün ve vicdan erozyonunun ilk başlangıcıdır. Hayatın değeri uzun yaşanmasında, mal-mülk yığılmasında değil; dürüst yaşanmasındadır.

Söz ve davranışlarımızla, niyet ve inancımızla iyilikten ve güzellikten yana olmak hoş bir duygudur. Onurlu ve sağlıklı toplum yapısının vazgeçilmez şartlarından birisi insanın kendisine verdiği sözü tutmasıdır. Sözünde durmak, haksızlık yapmamak, yalan ve riyadan uzak kalmak dürüstlüğün temelidir. Başkasının arkasından konuşmamak; ezileni ezmemek, ezdirmemek dürüstlüğün temel esasıdır. Kendinden çok şey başkalarından az şey bekleyen, hakkını bilen ve savunan, haksız olduğunda kendi aleyhine karar verebilenler dürüsttür.

Bir ülkenin kalkınması; eğitim sistem ve imkânlarının kalite ve adaleti, kurumların hakkaniyetli çalışması ve yönetimiyle mümkündür. Dinlerin evrensel olarak insanlığa adaleti, doğruluğu, insaniyeti, liyakati, yardımlaşmayı ve sevgiyi öğretmeye çalıştığı göz ardı edilmemelidir. Asıl dikkat çeken ve yabancılaşmayı yaratan kul hakkı gözetilmeksizin uygulanan bir yönetimin başarısızlığının giderek derinleşecek olmasıdır.

Dürüstlük değeri hayatımızın mihenk taşıdır. Dünya ölçeğinde, çağımızın toplumsal sorunlarından birisi de başta dürüstlük olmak üzere değer yargılarının zayıflaması ve hatta yok olmasıdır. Bu onulmaz hastalığın peşine düşen toplumlar, önlem alınmadığı takdirde, değersizleşerek günün birinde ruhen ve fiziken kaybolup gideceklerdir.

Dürüstlük kişi ve toplumlar için kalite, verimlilik, denge ve mutluluktur.

Ali AKÇA  

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Ali Akça
DİĞER YAZILARI

Ali AKÇA, Uludağ İşletme Fakültesi'nden 1982 yılında mezun oldu. Fransa'nın Montpellier kentinde, Paul Valéry Universitési'nde 1982-84 yılları arasında dil eğitimi için bulundu ve muhtelif araştırmalar yaptı. 1984-1986 yıllarında yedek subay olarak askerliğini tamamladı. 1986 yılında Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’nda göreve başladı.  Fransa'nın Rouen Universitési'nde 1992-94 yıllarında İşletme Yüksek Lisansını tamamladı. 2002-2006 yılları arasında T.C. Kuveyt Büyükelçiliği’nde Ekonomi Müşavirliği görevinde bulundu. Halen, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nda görevini sürdürmektedir.

 

YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya