Ülkemizin karşılaştığı sorunlara hiç kimsenin ilgisiz kalmadığını, en azından bunlardan etkilendiğini biliyoruz. Türkiye’nin okuyan, düşünen beyinleri olarak bizlerin, sorunların nereden geldiği konusu üzerinde düşünmek, teşhis ve tedavide bulunmak sorumluluğu vardır. İnsanı tamamen mutsuz ve hayatı zehir eden hastalığın nedenleri teşhis edilince tedavisi de kolaylaşır. Önce teşhis, sonra tedavi gereklidir. Toplumsal sorunlarımızın tek tek teşhisi ve tedavisi mümkündür. Kaynaklandığı tarihsel temelleri ve konjoktürel durumu bilmek ise sorunların temeline inmek anlamına gelir. Bu da geçmişe ve geleceğe projeksiyon yapmak için önemlidir.
03.05.2022 02:30
1 yorum
252 okunma
Sosyal Mobilite Ve Değişim Gerçeği
Mustafa Yıldız

Ülkemizin karşılaştığı sorunlara hiç kimsenin ilgisiz kalmadığını, en azından bunlardan etkilendiğini biliyoruz. Türkiye’nin okuyan, düşünen beyinleri olarak bizlerin, sorunların nereden geldiği konusu üzerinde düşünmek, teşhis ve tedavide bulunmak sorumluluğu vardır.  İnsanı tamamen mutsuz ve hayatı zehir eden hastalığın nedenleri teşhis edilince tedavisi de kolaylaşır. Önce teşhis, sonra tedavi gereklidir. Toplumsal sorunlarımızın tek tek teşhisi ve tedavisi mümkündür. Kaynaklandığı tarihsel temelleri ve konjoktürel durumu bilmek ise sorunların temeline inmek anlamına gelir. Bu da geçmişe ve geleceğe projeksiyon yapmak için önemlidir.

Sosyal Mobilite:

Toplumbilimcilerin “sosyal mobilite” dedikleri bir kavramın, yaşadığımız sorunların temel teşhisi olduğu konusunda pek çok kimse hemfikirdir. Sosyal mobiliteyi, sosyal sınıfların (-doğrusu Osmanlı ve Türkiye toplumu için-zümrelerin) yer değiştirmesi olarak ifade edebiliriz. Türkiye’de Batılılaşma hareketlerinin başladığı Tanzimat, Islahat ve Meşrutiyet dönemlerinde önemli bir kısmı Osmanlı bürokratları ve münevverlerinden oluşan halka yakın bir kesimin, zaman içinde Osmanlı aristokrasisine karşı gelişen bir değişim sürecinin öğeleri olduklarını söylemek yanlış olmasa gerektir. Öyle ki, saray ve çevresine dayanan aristokrat kesim, iç ve dış olayların tazyiki altında oluşan sorunların üstesinden gelememiş ve giderek yerini halk ve onun temsilcileri olan bürokrat ve münevverlere bırakma zorunda kalmıştır. Cumhuriyetin ilk çeyrek asrı bu değişimin net bir yansımasıdır. Yani sınıflar veya zümreler yer değiştirmiş, dünkü yönetenler, yönetilenler haline gelmişlerdir. Ne var ki, süreç yavaş yavaş 50’li yıllardan itibaren tekrar yön değiştirmiştir.

Cumhuriyetin ilk çeyrek asrında nüfusun %70-80’i köylü, çitçi ve ırgat olup kırsal alanda, %20-30’u ise şehirlerde yaşamaktadır. Bürokrasi, siyaset, ticaret, adliye teşkilatı bu %20-30’luk kesimin elindedir. Köylünün polis, jandarma, hâkim ve mülki amirlerin koyu baskısı altında yaşadığı bu dönem, sosyal dokuya işleyen bir arayış ruhunu ateşlemiş ve halkın tepkisini müsait konjoktürel ortamlarda ortaya koyması ile sonuçlanmıştır. Türkiye’nin Batı Blokluna dâhil olmasıyla başlayan serbestlik, 1950 yılında Demokrat Parti iktidarı ile yeni bir açılım meydana getirmiştir. Halkın doğrudan dâhil olduğu bu süreç, her defasında hâkim güçlerin bastırması ile karşılaştı ise de, daha güçlü sıçramalar halinde devam etmiştir. Bu süreçte köylü ve ırgat insan şehirlileşmiş; bürokrat, aydın, tüccar, yatırımcı, siyasetçi, yönetici olmuştur. Böylece eskilerin yerini yenileri almaya başlamıştır. Bunun sonucunda mevcut statüsünü kaybetmeye başlayan egemen zümre; elindeki ekonomik, siyasi ve kültürel gücü, karşı zümrenin aleyhine kullanmaya başlamıştır. Böylece sosyal kesimler arası statü ve egemenlik soğuk savaşı başlamıştır. Bu gün ibretle tanık olduğumuz ve pek çok vatandaşın anlam veremediği siyasi, ekonomik ve kültürel krizler başka neyin eseri olabilir?

Değişimin Temel Dinamikleri:

Mecelle’de bir kaide var: “Bir iş dıyk oldukta ittisa’ ider”.

Yani bir iş daraldığı zaman genişler, demektir.

Su bulanmayınca durulmaz.

Kedi korkaktır ama sıkıştırılırsa insanın yüzünü paralamak için aslan kesilir. Yeraltındaki suyun önünü ne kadar tıkarsanız tıkayın o, illa da akacak bir mecra bularak yeryüzüne çıkar.

Bu hikmetli sözler, bu türden sosyal olayların birer izahıdır.

Şu asla unutulmamalıdır ki, zulüm ve baskı son raddesinde iken en büyük tepkiyi alır. Bugün bazıları için geçerli olan bu kural, yarın başkaları için de geçerli olur. Hayatın şaşmaz kanunu budur. Bu nedenledir ki, zulüm daima yerilmiş ve kerih görülmüş, adalet ve merhamet ise övülmüş ve arzu edilmiştir. “Zulm ile âbâd olanın ahiri berbâd olur” denmiştir.

Türkiye’nin Değişim Gerçeği

Türkiye’de sosyal mobilite dediğimiz olay şaşmaz bir kanun şeklinde cereyan ediyor. Çok gerilere gitmeye gerek yok; son 10–15 yıldan beri sosyal mobilite o kadar baş döndürücü bir hızla gelişiyor ki, bu derece hızlı bir değişim başka bir dönemde görülmemiştir denebilir. Bunda, basın yayın organlarının ve iletişim araçlarının etkisi oldukça büyüktür.

Bilim gözüyle olayları gözlemleyen bir bilim adamımız şöyle diyor:

“Devletin topluma hükmetme stratejisi gelişti de, toplumu anlama stratejisi gelişmedi. Bu nedenle yönetim tarzı ile toplumun sosyolojik yapısı ve sosyal gerçekliği arasında tezatlar oluştu. Baskı ve korkular da buradan besleniyor. Bu 'kör noktada' seyreden din ve laiklik tartışmaları da öteki 'acil ve gerçek' sorunların tartışılıp çözülmesine engel oluyor. Değişim kapıya dayandığında devlet statükoya sarılıyor, halk ise devlet ve aygıtlarını dönüştürme gücüne sahip yeni bir değerler dizisi bekliyor. Siyasal kadrolar da bürokrasiyi aşacak gücü arıyor.

Başörtüsü tartışması,  bir toplumsal çekişmenin, hesaplaşmanın görünen küçük kısmı, yani aysbergin tepesi…  Hiçbir şekilde laiklikten uzaklaşma yok. Türkiye derin değişim süreçlerinden geçiyor. Yeni sınıflar oluşuyor. Şehirleşme ve sosyal mobilite çok hızlı gelişiyor. Yeni gruplar güç kazandıkça, geleneksel elitlere meydan okumuş oluyorlar”. ( Sosyolog Prof. Dr. Elisabeth Özdalga 03.03.2008, Yeni Şafak gazetesi)

Batı Uygar(sız)lığına Karşı,  İslâm Sosyal Mobilitesi

Yahut Egemen Gücün İflasına Doğru:

Batı bilim ve teknolojisinden hemen hemen bütün dünyanın yararlandığı ve bunun, yaşam şartlarında önemli değişimlere neden olduğu bir gerçektir. Ancak bu değişimin, insanlığın istediği mutluluğu verip vermediğini tarihsel süreç içinde incelediğimizde, Batı Uygarlığının, insan hizmetine sunduğu teknolojinin yanında, onu teknolojiye mahkûm eden ekonomik, kültürel ve siyasal emperyalizm kurduğu ve dünyaya iki cihan savaşı ile birlikte irili ufaklı pek çok savaş verdiği gerçeği açıkça görülecektir.

Dünya üzerinde güç dengesinin Batı lehine dönmesinden bu yana, savaşlar nedeniyle yaklaşık olarak 200 milyona yakın insan ölmüştür. Sadece ikinci dünya savaşında 60 milyon kadar insan ölmüştür. Özellikle İslam coğrafyasında böylesine “tek dişi kalmış canavar” söylemini haklı çıkaran inanılmaz sahneler yaşanmıştır.

Günümüz İslam coğrafyası işgallerinde akıllara durgunluk veren ve çıldırtan öyle korkunç durumlar var ki; kişiler için ölüm, mutlak kurtuluş ve özlenen bir son olmaktadır. İnsan kanını donduran işkencelerin ve katliamların, dünyanın gözleri önünde yapıldığına şahit olmaktayız. Onur ve haysiyetleri ayaklar altına alınan milyonlarca kadın-erkek, gizli-açık demeden tecavüzlere uğramakta; ülkeler, evler, kutsal mekânlar harabeler cehennemine çevrilmekte ve vatan toprakları korkunç bir mezarlık haline gelmektedir. Ülkelerin zenginlikleri modalaşmış kavramlar altında yağmalanmaktadır. Bu tablo daha da dramatik hale getirilebilir. Ancak sözü uzatmaya gerek yok.

Değişmez Güç Dengesi Yoktur

Tarih göstermektedir ki, dünyada değişmez bir güç dengesi yoktur. İklimlerin değişmesi gibi galibiyet mağlubiyet günleri de değişmektedir.

İslam coğrafyasında kurulmuş irili ufaklı devletlerin stratejik enerji bakımından dünyada önemli bir ağırlık merkezi haline geldiği görülmektedir. Bu avantajı ve tarihsel tecrübesi ile İslam ülkelerinin bir sıçrama vetiresine girdikleri muhakkaktır. Bu nedenledir ki, direnme gücü kazanan bu coğrafyanın direncini kırmak için yukarıda sözü edilen savaşlara ve mezalime başvurulmaktadır. Bu ise mütegallibenin dostlarını değil, düşmanlarını artırmaktadır.

Eğer bir güç, kan dökmeye ve zulmetmeye başlamışsa o, son kozlarını oynuyor ve sonun başlangıcında demektir. Bu nedenle, İslam dünyasında da bir sosyal mobilite gerçeği yaşandığı kanaatindeyim.

Gerek Türkiye için ve gerekse İslam dünyası karşı konulmaz değişim gerçekleşiyor. Tarihi misyonu gereği Türkiye bu değişime yön vermeye hazır ve değişimin öğesi olmaya mecburdur. Türkiye’nin varlık ve bekası bu misyonu yüklenmeye bağlıdır. Sosyal mobilite sıranın Türkiye’de olduğunu gösteriyor.

 

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
1 yorum yapıldı
YÜREĞİNE SAĞLIK
Düşünce ürünü bu çalışmasından dolayı Mustafa Bey'e teşekkürlerimi sunuyorum. Aklına, yüreğine ve ellerine sağlık güzel kardeşim.
Yorum Ekleyen: İsmail Aydın     6.05.2022 08:05:03
Mustafa Yıldız
DİĞER YAZILARI

MUSTAFA YILDIZ KİMDİR?

Mustafa Yıldız 1951 yılında Konya'nın Kulu İlçesinin Hisar köyünde doğdu.1963 yılında İlkokuldan mezun olduktan sonra birkaç yıl Arapça okudu.

1967–1968 ders yılında Ankara İmam-Hatip Okulu'na girdi. 1973–1974 yılında bu okuldan mezun olduktan sonra Ankara merkezinde İmam-Hatip olarak memuriyete başladı. Aynı yıl Hacettepe Üniversitesi Sosyal ve İdari Bilimler Fakültesi'ne girdi. Bir yandan memuriyetini sürdürürken diğer yandan öğrenimini sürdürerek mezun oldu.

1981 yılında Erzincan'da kısa dönem askerlik görevini yaptı.

1983 yılında Diyanet işleri Başkanlığı adına Almanya'ya Din Görevlisi olarak gitti. 1988 yılında yurda dönen Yıldız, Diyanet İşleri Başkanlığı'nda Süreli Yayınlar bölümünde Diyanet Gazetesi, Diyanet Çocuk Dergisi... Gibi yayınların hazırlanmasında çalıştı ve adı geçen yayın organlarında yazılar yazdı.

Bir yıl sonra1989 Eylülünde istifa ederek serbest ticarete atıldı. Bu tarihten sonra aktif siyasete atılarak, belediye başkanlığı adaylığı, milletvekili adaylığı ve on yıl boyunca bir partinin Ankara İl Başkanlığını yaptı.

2003 yılında ticaret ve siyasetten ayrılan Mustafa YILDIZ, açıktan atama ile Ankara Büyükşehir Belediyesi Basın Yayın Daire Başkanlığı nezdinde göreve başladı. 2 yıl sonra adı geçen dairede Kamuoyu Değerlendirme Şube Müdürü olarak 12 yıl boyunca anket çalışmalarını ve sanat sergilerinin yöneticiliğini yaptı. Petek adlı şiir kitabını bu görevinde iken yayımladı.

Belediyedeki görevine başladıktan kısa bir süre sonra Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Bölümünde master yaptı.

Mustafa Yıldız’ın yayımlanmış 2 kitabı ile yayımlanmamış 5 kitabı; çok sayıda dini, sosyal ve kültürel içerikli yayınlanmış makalesi bulunuyor.

60’lı yıllardan beri muhtelif yayın organlarında şiirler ve yazılar yazmaktadır. Yeniden Milli Mücadele ve Pınar dergilerinde şiir ve yazıları yayımlanan Yıldız, AnaHaberGazete internet gazetemizin de köşe yazarıdır.

Mustafa YILDIZ, Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı mütevelli heyet üyesidir.

Ankara Büyükşehir Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Dairesi Başkanlığında Şube Müdürü görevinden emekli olan Mustafa Yıldız, 4 çocuk ve 7 torun sahibidir. Ankara’da ve Konya’nın Kulu ilçesinde ikamet etmektedir.

...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya