Namazda da kullanılan kahverengi bir yün takke, açık gri kırçıllı ve nedense kendisine bir beden büyük gelen bir takım elbise, lacivertten maviye bir gömlek, pembeden kırmızıya parlak bir kravat ve aynı parlaklıkta bir cep mendili, altın renkli bir kravat iğnesi, siyah kumaştan bir yelek ve olmasa bütün bu manzaranın tamamlanmayacağına ikna olduğum büyük boy bir bond çanta. Yaşı yanılmıyorsam 65 civarı. “Kusuruma bakma, dinelemiyom da, şoradan araya girsem” demesinden anladığım kadarıyla da ya Yozgatlı ya Kırşehirli. Ankara’dan İstanbul’a gidecek bir uçağın yolcu sırasında Orta Çağ’dan beri istifini bozmadan duran bu adamın hikâyesini düşündüm. Fakat hikâyesini söktürmeden önce dank etti. Orta Çağ’dan beri istifini bozmadan duran bu adam artık hayatımızda yok. Yendiler onu. Anadolu’nun küçük kasabalarına, şehrin en dış çeperlerine sürdüler. Yendiler onu. Anlamadığı, anlamlandıramadığı, biçimlendiremediği ve azını çoğunu anlamadığı bu yeni dünyada bedenine bir beden büyük gelen takım elbisesi ve kahverengi yün takkesiyle bu adam yenilmiş, Viyana önlerinden çekilmiş bir yeniçeri eskisi artık.
08.05.2022 03:49
49 okunma
Bond çantalı adam
İsmail Kılıçarslan

Namazda da kullanılan kahverengi bir yün takke, açık gri kırçıllı ve nedense kendisine bir beden büyük gelen bir takım elbise, lacivertten maviye bir gömlek, pembeden kırmızıya parlak bir kravat ve aynı parlaklıkta bir cep mendili, altın renkli bir kravat iğnesi, siyah kumaştan bir yelek ve olmasa bütün bu manzaranın tamamlanmayacağına ikna olduğum büyük boy bir bond çanta.

Yaşı yanılmıyorsam 65 civarı. “Kusuruma bakma, dinelemiyom da, şoradan araya girsem” demesinden anladığım kadarıyla da ya Yozgatlı ya Kırşehirli.

Ankara’dan İstanbul’a gidecek bir uçağın yolcu sırasında Orta Çağ’dan beri istifini bozmadan duran bu adamın hikâyesini düşündüm.

Fakat hikâyesini söktürmeden önce dank etti. Orta Çağ’dan beri istifini bozmadan duran bu adam artık hayatımızda yok. Yendiler onu. Anadolu’nun küçük kasabalarına, şehrin en dış çeperlerine sürdüler. Yendiler onu. Anlamadığı, anlamlandıramadığı, biçimlendiremediği ve azını çoğunu anlamadığı bu yeni dünyada bedenine bir beden büyük gelen takım elbisesi ve kahverengi yün takkesiyle bu adam yenilmiş, Viyana önlerinden çekilmiş bir yeniçeri eskisi artık.

Gırantalığını yere bir an olsun düşürmemek, zamanın behri birinde “oldumuydun en iyisi ossun yeğenim” dediği ve gözü gibi baktığı o bond çantaya sıkı sıkı sarılmak ve kravatının rengiyle gururlanmak engel olamamış mağlubiyetine.

Gömlek cebinde kalem ve not defteri, pantolonun arka cebinde cüzdan, belinde küçük bir çakı taşıyan o adamlara yer bırakmadı dünya. Usulca gözden kayboldular. Şimdi birbirine tıpatıp benzeyen ve bu benzerlikle benzersiz olduğunu zanneden insanlar, yün ceketinin yakasına Refah Partisi, altı ok, Türk bayrağı, ANAP rozeti takan adamları “çağın dışında” sayıyorlar.

Hayatındaki en büyük yoksulluğu “bir keresinde internet çekmemişti” diyerek tanımlayabilecek insanlar, kanlarıyla, terleriyle, elleriyle, tırnaklarıyla bize iyi kötü, kırık dökük bir ülke inşa eden o yoksulluğa, o samimiyete, o kırmızı mı pembe mi olduğunu bilemeyeceğiniz parlak kravata burun kıvırıyorlar.

Hikâyesini buldum bond çantalı adamın. Zihnimde.

1975 yılında askerden dönünce dayısı bu abiye “yeğenim, çık gel de öleceksek burada ölelim” demiş ve bu abi Almanya’nın “Kölün” şehrine gitmiş böylelikle. Bir iki yıl kaçak çalıştıktan sonra oturum almış ve ticaret işinden zerrece anlamayan bütün Anadolulular gibi “asıl para ticarette” deyip her türlü Türk ürünleri sattığı bir dükkan açmış dayısını kafalayıp. Başlangıçta işler iyiymiş ama sonradan vergisiydi, algısıydı, kirasıydı derken dükkanı devretmeye karar vermişler. İyi sayılabilir bir para eline geçince “melmekete döneyim diyorum dayı” demiş dayısına. Gelmiş, bağ bahçe, tarla taban almış; işi hepten rençberliğe vurmuş. Yan köyden de bir geçkince kız bulmuşlar, eh, Allah mesut etsin.

Allah mesut etsin tabii de, bu abimiz durmamış. 90’ların başında şu “holdigler” meselesi patlayınca “Alamanya'daki bağlantılarını bu işlere ikna etmek” için tarlayı tabanı bırakıp Frankfurt senin, Münih benim cami cami dolaşıp makbuz karşılığı hisse satmış.

Ya ne olacaktı?

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya