15.06.2019 21.04
2 yorum
1.479 okunma
“Abi o dediğin buralarda bulunmaz”
Ersoy Baba

Merhaba sevgili okurlarım.

Bundan yıllar önce Gazete dağıtıcılığı yaparken esnafa gittiğimizde “illa buyur bir çay iç” diyorlardı. “Peki” deme gafletinde bulunduğumuzda diafonla çayçıyı arayıp “falanca atölyeye bir çay” diyorlardı.
Önceleri şüphelenmiyordum. Sonraları sadece bana ısmarlayıp kendileri içmediğinin sebebini anladım. Çaycıdan gelen çay karbonatlı zift gibi bir çaydı. 2. bir esnafta içtiğimiz benzer bir çay ile karnım ağrımaya başlardı. “Çay dokunuyor” dediğimde oralet, meyve suyu teklif ediyorlar, hiç birini içmediğim zaman adeta küsüyorlar, içtiğimde de benim midem bozuluyordu. Sonralarda çaresini buldum. “İlla ki bir şey içeceksin” dediklerinde orada olması ihtimali olmayan bir şey istiyordum. Bu bazen kapiçino bazen de ananas suyu oluyordu. Israr edenler bu talebim karşısında ezilip büzülüyor ve mahcup bir şekilde:

-“Abi o dediğin buralarda bulunmaz” diyorlardı ve ısrarı bırakıyorlardı.

Yine o yıllar önceki zamanda bir grup arkadaşımla Ankara’dan İstanbul’a gidiyorduk. Bolu dağı tüneli henüz açılmamıştı. Birçok sürücünün kâbusu olan Bolu Dağı bizim için sadece harika bir kahvaltı ve nefis bir manzaranın ifadesiydi. Şimdilerde halen devam edip etmediğini bilmediğim “İsmail’in yeri” isimli küçük bir lokanta vardı. Sonraları büyüdü, genişledi, şubeler açtı. Bu gelişme ve zenginleme okyanus ötesi taifenin dikkatini çekmiş olmalı ki 15 Temmuz’dan sonra meşhur İsmail’in ismi de bu vatan hainleri arasında geçmişti. Neyse. Konumuza dönelim. 

O zamanlar lokanta küçük bir yer. Ortada büyük bir kuzine soba var. Tahta masa, sandalyeler.

Sobaya yakın bir yerde iki masayı birleştirip 8 kişinin oturacağı şekle getirdik. Masamıza kahvaltılıklar, kuzine sobada kızarmış ekmekler ve meşhur tereyağlı sahanda yumurtalar geldi. Harika ortam ve harika bir kahvaltı başlamıştı. Kahvaltının sonlarına doğru telefonum çaldı. Bu Adapazarı’ndaki iş arkadaşımız Mahmut Hoca idi. Mahmut hoca ehli tarikat bir arkadaş. Ama bir o kadar da boğazına düşkün. Yemek hazırlamayı da yemeyi de çok sever ve bu işler için de özel zaman ayırır. 

Duymuş nerden duyduysa, bizim İstanbul’a gideceğimizi. Kendine göre bir zaman ayarlaması yapıp aramış. Onun hesabına göre henüz Bolu Dağı başlangıcına gelmemiş olmamız lazım. Ama biz çoktan varmıştık ve kahvaltıyı bitirmek üzereydik. Durumu anladığında kan beynine sıçradı adeta:
-“Hemen o sofradan kalkın. Parasını ben verecem. Bir lokma daha yemeden hemen kalkın. Ben burada size kahvaltı hazırladım. Hızla buraya gelin, karışmam!”

Mecburen sofrayı öylece bırakıp kalktık. Adapazarı’na vardığımızda Mahmut hoca bizi sokakta karşıladı. Hemen eve buyur etti. “Ya aileyi rahatsız etmeyelim” mazeretiyle yırtmaya çalıştık ama:

-“Merak etmeyin. Evde kimse yok. Hanımı, çocukları gönderdim. Kimse rahatsız olmaz. Siz geçin salona” dedi.

Misafir ev sahibinin kuzusudur. Salona her giren bi “Oooo!” çekiyor. Mahmut hoca bir kahvaltı sofrası hazırlamış ki; ben üzerinden 20 yıldan fazla geçmiş olmasına rağmen bir benzerini göremedim. 2,5 metre çapındaki yuvarlak masada fazladan tuzluk koyacak bir alan kalmamış. Sıcağından soğuğuna her şey dört dörtlük. Ama işin kötü tarafı biz toktuk.

Zahmete karşı mahcubiyetten oturduk. Kenardan kenardan, çok götürüyor havasında azar azar bir şeyler yemeye başladık. Herkese “ne içersiniz” diye soruyor, isteğe göre çay, meyva suyu vs. hazırlayıp veriyordu. Sıra bana geldiğinde:

-“Ben bir şey almayayım” dedim. Kaşlarını çattı.

-“Beğenmemiş gibi olur” deyip illa ki bir şey içmeye zorladı. O eski yöntemi orada da kullanayım dedim; Mahmut Hoca’nın evinde ne olmayabilir diye düşündüm:

-“O halde ben Ananas Suyu alayım” dedim. O zamanlar böyle tropik meyveler ve meyve suları hiç yok. “Onda da yoktur” diye düşündüm.

Ama yanılmışım. Varmış.

Mahmut Hoca geniş şalvarıyla hızla kalkıp dolabı açtı ve Bim’de satılan kiloluk salça tenekesinin yaklaşık 4 katı büyüklükte teneke kutuyu çıkardı. Elektrikli konserve açacağı ile hemen açıp, sürahi veya vazo standardında büyük bir bardağa fora etti. Dibindeki küp kesilmiş ananas parçalarını da kaşıkla bardağa aktarıp uzattı. Yüzümdeki perişan ifadeyi algılamış olmalıydı ki:

“Bizde söz ağızdan çıkar. Sen istedin, ben ikram ediyorum. Kutuyu da senin için açtım. İsraf olmasın. Hepsi senin. Buyur iç!” dedi.

Adapazarı’ndan İstanbul’a geçtik. Sonrasında Ankara’ya döndük. Aradan belki 20, belki 30 yıl geçti. Mahmut Hoca’nın ananasından sonra bir daha ananas suyu içmedim. Bazen tadına bakacak oluyorum; o kabus gibi ananas suyunu vazo ile içtiğim an aklıma geliyor.

 

Bazılarınızın “Adama bak ya, makale yazıyorum deyip hatıra anlatıyor” diye söylendiğinizi hissediyorum. Ama bir konuya bağlayacağım. Bağlamasına bağlayacağım da bu iş beni bile zorluyor. Bi türlü nereye bağlayacağımı bilemedim. Utanmasam diğer yazarlardan yardım isteyeceğim. Ahmet Sargın hocama sorsam Yozgatlı aşıkların, şairlerin gecesine bağlar konuyu. İbrahim Kumaş abiden destek alsam “Bir dakika. Sen konuyu çok uzatmışsın. Sana destek mestek yok. Kısalt” der. Hilmi Demir Hocama danışsam o da olmaz. O kadar derin konularda analizler yapan, fikirler üreten bir ilim adamı benim yazımı biraz okusa sinir katsayısı yükselir, su kaynatır. Hasan Erden abiden yardım istesem Amerika’nın sinsi Türkiye planına bağlar. Öyle bir bağlantı beni sıkıntıya sokar. Gerçi geniş bir CHP’li okuyucu kitlesi yazılarıma müdavim olur.  CHP demişken bu CHP’lileri oldum olası çözemedim.  Bu kadar gaf, saçmalık, yalan, hile ve düzenbazlığa rağmen bir tanesi bile partisine oy vermekten vazgeçmez. Yani marketteki poşeti, patatesi, domatesi bahane edip karşı tarafa oy verenler gibi değiller. 40 yıldır “Davamız Türk Milletinin varlık ve beka davasıdır “ deyip İmamoğlu için çalışan, seçimden sonra da “Hani seçim “BEKA” meselesiydi? Ne oldu beka sorunu” diye sırıtarak dalga geçen gafilcik arkadaşlar gibi. Ama CHP’lilerin Gafillikleri farklı bi gafillik. Onlarınki bi başka valla.

Neyse bu konuya bir ünlem koyalım. Bunu bir başka makalede işleyelim.

Hadi gözünüz aydın. Makale bitiyor. Yalnız fırsatı değerlendirip fazla uzaklaşmayın. Yeni makaleme başladım bile.

Selam, sevgi ve saygılarımla.

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
2 yorum yapıldı
Öneri
Başlık artık "Ersoy Dede"1 olsa iyi olur, hatıralarla devam ettiğine göre... Selamlar
Yorum Ekleyen: Ali Ay     22.6.2019 10:53:48
Harikasınız......
Biraz deli bir okadar dolu okurken yaşanmışlığı hissettiren ... kaleminiz dert görmesin var olun.
Yorum Ekleyen: NURCAN ZİNGİ     15.6.2019 22:21:44
Ersoy Baba
DİĞER YAZILARI

Yazarın Özgeçmişi:
Kayıp kimliği yüzünden 2019 seçimlerine kadar oy kullanamamıştı. 2019 seçimlerinde oy kullanamadığı tüm seçimlerin oyunu bir seferde kullanınca İstanbul seçimleri mahkemelik oldu. Seçimin iptali söz konusu oldu. Oylarının bu kadar etkili olacağını bilseydi valla da kullanmazdı. 

Mahallesinde Baba Ersoy olarak tanınan Ersoy Baba Bolu Mengen doğumludur. Mengenlidir ama sadece yemeyi bilir, yemeği yapmayı bilmez. Ersoy Baba Lise tahsilinden sonra Ankara'ya yerleşti. Ankara Ticari İlimler Akademisinin her gün önünden geçmiş olmasına rağmen İstanbul'a taşınınca bu eğitim hayatına ara vermek zorunda kaldı. Ersoy baba bi ara sokak sokak, ev ev gazete dağıtıcılığı yaptı. Sonra birden kendini aynı gazetenin editör masasında buldu. Editör yemekten döndüğünde masadan kalkmak zorunda kaldı. Hırs yaptı ve rakip gazetede köşe yazarlığına kadar yükseldi. Şimdilerde emekli oldu. Gidip kahve köşelerinde oturacağına gazete köşelerinde milleti yazılarıyla meşgul ediyor....

YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya