Her sabah hayata taze bir nefesle başlayabildiği için mutluydu. Soluduğu havaya kavuşabildiği için şükrediyordu. Bir işi, gözlerinin içinde hayatın anlamını görebildiği bir eşi vardı. İçlerinde ‘zor kişilikler’ de olsa çevresi ve dostları vardı. Yalnızlık çekmediği, şaşkınlığa düşse bile insanlara dokunabildiği, başkalarını mutlu edebildiği için şükrediyordu.
27.06.2019 13.52
470 okunma
Şükürden Mutluluğa
Ali Akça

Her sabah hayata taze bir nefesle başlayabildiği için mutluydu. Soluduğu havaya kavuşabildiği için şükrediyordu. Bir işi, gözlerinin içinde hayatın anlamını görebildiği bir eşi vardı. İçlerinde ‘zor kişilikler’ de olsa çevresi ve dostları vardı. Yalnızlık çekmediği, şaşkınlığa düşse bile insanlara dokunabildiği, başkalarını mutlu edebildiği için şükrediyordu.

Kendinden sonraki nesillere birçok dikili ağaç bırakacağı için mutluydu. Onların büyümesini gördüğü, kokularının her yana yayıldığını hissettiği, yaşamın her dakikasına tanık olduğundan huzurluydu. Kendini perişan etmekten ziyade paylaşıp mutluluğu büyütmeye çalıştığı için şükrediyordu. Şükür, nimet çeşmesinden eğilip su içmek değil miydi?

Hayatı iyi, kötü, acı ve tatlısıyla yaşadığı anların birikiminden ibaretti. Hayatı anlamak, anlamlandırmak ve anlatmak isteyen her birey gibi çok çaba harcamıştı. Hayata sabretmeyi becerebilmişti, hatta çoğu kez hayatındakilere, onların verdiği sıkıntılara bile son yıllara kadar sabretmişti. Bu sabır ona koşulsuz sevebilmeyi öğretmişti. Affetmeyi, unutabilmeyi, hiç olmazsa uzakta kalabilmeyi denemiş ve yapabildiği kadarıyla başarabilmişti.

Yapılan çalışmaların şükrün mutluluk hormonunu artırdığını gösterdiğini biliyordu. Çevresindeki olumlu zihinsel tavrını koruyan eş dostunun ruhunda, yaşam istek ve sevinçlerini nasıl canlı tutabildiklerine defalarca şahit olmuştu. Vücudun sıhhati, dünyanın tadının sadece dilden değil, gönülden şükretmekte olduğunun farkındaydı.

Her insan adaletsizlik ve haksızlık olarak gördüğü olaylarla karşı karşıya kalır; yok yere suçlanır, kötü şeyler zaman zaman iyi insanların başına da gelebilirdi. “Hayal kırıklıkları olur, yine de iyi niyet korunmalıdır. Mutsuz olunan günler çoğalır, gelir, geçer. Bakış açısındaki minik bir değişim insana mutluluk ve huzur hissettirir.” diye içinden geçirdi. “Bu da geçer ya hu!” dedi. İnsan adaletsizlikten bıksa da, umudu kesilse de, yorgun düşmüş olsa da, hayattan soğusa da; kırgınlığını, küskünlüğünü ve öfkesini kontrol edebilmeli ve yeni bir bakış açısıyla hareket edip şükredebilmeliydi.

Birçok dinde şükretmenin; verilen her türlü nimetten ötürü, dille ve kalple yaratana olan minnet ve teşekkür hislerini ifade etmek olarak belirtildiğini düşündü. İnsan sahip olduğu mal, mülk, zenginlik, makam, mevki, itibar, zekâ, sağlık ve kuvvet gibi nimetlerin kıymetli ve geçici olduğunu bilmeliydi. Hatta bunlara sahip olmayanların da hayatlarında varlığını hissettikleri diğer şeylerle mutlu olmaları gerekmez miydi?https://www.takvim.com.tr/yazarlar/vahapoglu/2011/01/02/sukrediyorum  Kişi kendini, arkadaşlarını, yaşadıklarını, içinde bulunduğu şatları değerli görmeli, zihnini yoksunluklardan ziyade sahip olduklarına odaklamalıydı. 

Ne yazık ki, insanın elindeki tüm nimetlere teşekkür etmesi kendisini daha huzurlu kılacakken; gözü bir türlü doymadığından, o elinde olmayanlar için durmaksızın her fırsatta şikâyet ediyordu. Oysa insan, kan basıncını düşürmenin, bağışıklığını güçlendirmenin, daha huzurlu uyumasının püf noktasının şükretmenin tılsımlı yollarından geçtiğini bilebilse, her cümlesine şükürle başlardı. Garip bir yaratıktı insan, ne liyakat ne de sadakat esaslarına önem verirdi. Üstelik hem acı içinde olma, hem de mutlu olabilme becerisi vardı. İnsan türünün en sağlam görünenini bile kibir bozabiliyordu. Kanaat etmeyen bir varlıktı. Gönlünden  “Hep bana, hep bana!” diye çığlıklar atıp dileklerde bulunurdu. “Kul hakkına” kıydığı gün, mutluluğu ceketinin cebinde kaybetmişti.

İnsan her zaman için kendisine iyi olanı seçebilmek keşfini gerçekleştirebilir miydi? Yoksa onu kısır döngüye götüren seçimlerinde ısrarlı mıydı? Sağlıklı ve mutlu bir yaşamın anahtarı olabilir miydi? Şükürden mutluluğa uzanan bir yol olduğunu hep düşünmüş ve bunu hissetmişti. Hoş olmayan ya da mutsuz olan olayın kendisi değilse, bizim ona tepkimiz ise, kendimizi kontrol edip, pozitif düşünerek şükredebilmeliydik. Farid Farjad’in ifadesiyle “Çok şükür ki gökyüzü henüz hiçbir cüzdana sığmıyor.” du. Şükür hayat pınarının akışınaydı.

Sevgi, dostluk ve kendine güven bir anahtar oluşturabilirdi. Evin kapısını her açışta, huzurlu bir evde yaşadığı için “Şükür, mutluyum, şükrediyorum” diyebilseydi, o anahtarın elinde olduğunun da farkında olabilecekti. Zira mutluluk stressiz yaşamın doğal ifadesi değil miydi?

Hepimiz isteğimizin dışında doğduk, bir gün yine kontrolümüz dışında ölüp gidecektik. Öyleyse, bakış açısı, düşünce yapısı ve yaşam tarzımızı değiştirerek sağlığımız ve esenliğimiz için ‘geceyi onaran mimar’ a şükredip daha mutlu anılar bırakmalıydık.

Hayali sevmek ve sevilmekti; aslında hep sevdi, candan sevmişti. Bolluk ve bereket içinde huzur ve mutlulukla yaşamak hep dileğiydi. Acıları, yoklukları, tecrübeleri yaşadığı için şiirler yazardı. Yazması belki de suskunluklarını, yaşadığı haksızlıkları, saklanmış acılarını gün yüzüne çıkarmak içindi.

Böyle içlendiği anlarda Umberto Eco’nun “Ne yani; böylesi korkunç bir dünyanın, bir de cehennemi mi var?” sözü hep aklını kurcalardı. Yine de sevmek büyüleyiciydi, seven insan şükürden mutluluğa erişebilirdi. 

Şükürle…

Ali Akça

 

 

 

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Ali Akça
DİĞER YAZILARI

Ali AKÇA, Uludağ İşletme Fakültesi'nden 1982 yılında mezun oldu. Fransa'nın Montpellier kentinde, Paul Valéry Universitési'nde 1982-84 yılları arasında dil eğitimi için bulundu ve muhtelif araştırmalar yaptı. 1984-1986 yıllarında yedek subay olarak askerliğini tamamladı. 1986 yılında Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’nda göreve başladı.  Fransa'nın Rouen Universitési'nde 1992-94 yıllarında İşletme Yüksek Lisansını tamamladı. 2002-2006 yılları arasında T.C. Kuveyt Büyükelçiliği’nde Ekonomi Müşavirliği görevinde bulundu. Halen, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nda görevini sürdürmektedir.

 

YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya