Değerli okurlarım! Kısmet oldu, geride bıraktığımız nisan ayının 18 ila 23. Günleri arasında18 kişilik bir gurupla, komşu ülke İran’ı ziyaret etme imkânı bulduk. Hani “dayak bile kısmet ile yenir” derler ya, kısmet oldu sözümü bu açıdan değerlendirmenizi dilerim. Peki, notların yayınlanması niçin bu kadar zaman aldı, derseniz, araya giren birçok sıcak ve soğuk olay mani oldu, derim.
08.07.2019 13.13
2 yorum
448 okunma
İRAN İZLENİMLERİ
İsmail Aydın

Değerli okurlarım! Kısmet oldu, geride bıraktığımız nisan ayının 18 ila 23. Günleri arasında18 kişilik bir gurupla, komşu ülke İran’ı ziyaret etme imkânı bulduk. Hani “dayak bile kısmet ile yenir” derler ya, kısmet oldu sözümü bu açıdan değerlendirmenizi dilerim. Peki, notların yayınlanması niçin bu kadar zaman aldı, derseniz, araya giren birçok sıcak ve soğuk olay mani oldu, derim.

Türkçemizde, “Yediğin içtiğin senin olsun, gezip gördüğün yerlerden bahset” sözü meşhurdur. Biz de, bu çerçevede gezip gördüklerimizden, nerelere gittik, neler gördük, neler duyduk, İran’ın inanç ve nüfus yapısı, İran halkı Türkiye’miz için ne düşünüyor? Gibi sorulara cevap vermeye çalışacağız. Sözün başında yeme içme demişken komşu ülkeye gezi yapacaklar için söyleyeyim. İran’ın yemekleri bizim damak zevkimize uygundur.

Adam Antep’e gidip gelmiş, arkadaşları sormuşlar, “yediğin içtiğin senin olsun, gördüklerinden bahset” demişler. Beriki cevabı kestirip atmış: “Gördüğümüz Antep, yediğimiz pekmez!”

-Hepsi bu mu?

- Evet, bu!

Bizimki de o hesap, anlatacaklarımız bu kadar kısa olmayacak ama çok da uzun olmayacak.

İran’ın yüzölçümü Türkiye’nin iki katı kadar ancak büyük bir kısmı çöl. Nüfusu, en az 30 milyonu Türk olmak üzere 80 milyon civarında. Başkent, Tahran. Kişi başına düşen milli geliri sordumsa da rehber konuyu yeterince ya anlayamadı ya da İran’da böyle bir istatistik yoktu. Asgari ücretin 200 dolar seviyesinde olduğunu söyledi.

YABANA ATILMAYACAK BİR ÜLKE

Yukarıdaki soruların cevabına ve gezinin ayrıntılarına geçmeden önce şunu öncelikle ve ivedilikle kaydetmeme izin veriniz. İran, Türkiye açısından yabana atılacak bir ülke değildir. Hangi açıdan denecek olursa, her türlü açıdan derim. Gerek siyasî açıdan ve gerekse kültürel açıdan olsun durum öyle gözüküyor. İki ülkenin tarihî geçmişi buna işaret ettiği gibi gelecek de buna işaret ediyor. Türkiye’yi yönetenler, ne yapıp edip İran’la ilişkileri hasmane bir tutumun dışında sürdürmeye çalışmalıdırlar. Niçin böyle söyledik? Çünkü dünyaya hükmetmek isteyen yeni Firavunlar ve yeni Nemrutlar komşu iki ülkeyi birbirine kırdırmak istiyorlar. Gerçi bu bilinmeyen bir husus değildir ancak daima hatırda tutulmalıdır diye ifade ediyorum. Mesele işte bu hainane politikaları ustalıkla aşabilme kabiliyetini göstermededir.

Tarihte cereyan etmiş bazı olayların, İran’da gereğinden fazla dikkate alındığını düşünüyorum. Mesela, Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail arasında cereyan eden ve Osmanlı’nın galibiyetiyle sonuçlanan Çaldıran olayına Bakü/Azerbaycan’da “Kardeş Kavgası” nazarıyla bakılıyor ama İran bunu hâlâ yeterince hazmetmiş gözükmüyor. Böyle bir sonuca ulaşırken, bunda ikibinbeşyüz yıl öteye taşıdıkları Pers gururunun etkilerini hissedebiliyorsunuz.

Rehberlik konusunda İran devletinin resmi eğitiminden geçmiş Tebrizli rehberin İslâm’ı kabul noktasında anlattıkları da aynı gurura işaret ediyor.

Azeri kökenli rehber İslâmiyet’i kabul noktasında konuşurken; “Türkler ve Farisîler bambaşka iki yoldan Müslüman oldular. Türkler kendi rızaları ile yani isteyerek Müslüman olurken Farisîler fetih yoluyla, Ömer’in (Hz. Ömer) Kadisiye savaşından sonra (636) Müslüman oldular. Müslümanlığın İran’a kılıçla gimiş olması biraz dokunaklı oldu” diyordu.

Ne yazık ki bu “dokunak”, İran’ın, kuzeyli Arapları sevmeyen güney (Yemen) Araplarıyla siyaseten yakınlaşmasına ve itikadı alanda Şia’yı benimsemesine de yol açmıştır.     

 

İLK DURAĞIMIZ TAHRAN

 Uçağımız Türkiye saatiyle ve tam vaktinde (Saat 11.00) Esenboğa Hava Alanından İran’ın Başşehri Tahran’a doğru hareket etti. Ortalama hız 950 km. ortalama yükseklik 10.500 metre. Uçak rotasını Tahran’a yönelttiğinde Türkiye’mizin hangi şehri üzerinden geçmekte olduğumuzu ekrandan görebiliyorduk. Kırıkkale, Yozgat, Sivas, Erzurum, Van gibi.

Türkiye saatiyle 13.30’da uluslararası Tahran Hava Alanı’na başarılı bir iniş yaptık. Hemen orada rehberimizle tanışarak saatlerimize yerel saate göre ayar verdik. İran’la Türkiye arasında bir buçuk saat bir saat farkı var. Tabii hava alanında Humeyni’nin ve mevcut “Ayetullahın” resimleri mevcut.

Hava alanında öğlen namazı için bizdeki gibi abdest alma yeri aradık ama bulamadık çünkü yoktu. Tahran –İranlılar (e) harfini hafif uzatarak Tehran diyorlar- Ankara’dan büyük İstanbul’dan küçük bir şehir. Elburz dağlarının eteklerinde kurulmuş. Dağ başlarında kar kütleleri gözüküyor. Tahran’ın nüfusu 16 milyon civarında imiş ancak geceleri on yedi milyonu bulduğu oluyormuş.

Milat Kulesi. Humeyni döneminde 13.000 m2 bir alan üzerinde inşa edilen ve inşası 2,5 yıl süren kulenin yüksekliği 435 metredir.  Humeyni ile başlayan yeni dönemi ifade etmek için “Milat Kulesi” adı verilen kulenin 280. veya 300. Metresindeki gezi alanından şehrin büyük bir kısmını görmek mümkün. 120 metre yüksekliğindeki televizyon sinyali vericisi ile yayınlar kontrol ediliyor. Tahran’ın simgesi haline gelmiş kule anten uzunluğu ile beraber dünyanın en yüksek kuleleri arasında dördüncü sırada. En yüksek kule Çin’de. Araba çokluğundan ve egzoz dumanından dolayı hava kirliliği ve trafik Tahran’da büyük bir problem halini almış vaziyette.

AZADİ KULESİ

Tahran’da ziyaret ettiğimiz ikinci kule, Şah Rıza Pehlevî döneminde yapılan Azadi Kulesi olup mimarı şahın eşi Ferah Pehlevî’dir. İran tarihinin 2500 yıllık geçmişini 

yansıtsın diye 2500 adet taşın yontulmasıyla yapılmış. İki kule arasındaki rekabet bir fıkra ile anlatılıyor. Deniyor ki;

-Azadi kulesi mi yüksek, Milat kulesi mi daha yüksek?

-Azadi kulesi daha yüksek.

-Peki, ama görüldüğü kadarıyla Milat kulesi kadar yüksek değil.

-Öyle ama bacaklarını iki yana açmış bir adamın boyu nasıl kısa gözükürse, bu kule de ayaklarını yanlara açtığı için kısa gözüküyor.

İran’da bir şeyin büyük veya yüksek olması gibi bir merak seziliyor. Dünyanın en büyük meydanı veya dünyanın en yüksek kulesi gibi. Dönem dönem İran yönetiminde bulunan hanedanlıklar ve şahlar da bir öncekilerin yaptırdıkları saray, hamam, meydan ve camiden daha büyüğünü yapmışlar gibi. Bu açıdan bakıldığında -gerçi gezemedik ama- Tahran’ın saraylarla dolu olduğu görülüyor.

Bu tür kule ve benzer yapıların inşası, keza antikkent Persepolis’teki Perslere ait kalıntıların restore edilmesi gibi işler, Şah Rıza Pehlevî döneminde başlamış ancak bu gibi işler, Kissinger doktrini 

çerçevesinde Amerika’nın gözünde “Şah millî lider haline gelmeye çalışıyor” nitelemesine ve neticede devrilerek İran’ı terk etmesine sebep olmuştur.  (Bu konuda bkz. İsmail Aydın, Batı’nın Gücü Nereden İleri Geliyor? Amerikan Dış Politikasında Kissinger Faktörü başlıklı bölüm. Sayfa:14)

Şah Rıza Pehlevî’nin ilk eşi Süreyya’nın annesi Alman’dır. (Gelecek hafta kısmet olursa, Tuğrul Beyin Başşehri Rey ve Tuğrul Bey hakkındaki notlarımı iletmeye çalışacağım.)

 
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
2 yorum yapıldı
Ekonomi
İsmail bey İran ve Türkiye kıyaslaması bakımında güzel bir yazı olmuş. İran'ın kişi başına düşen milli geliri 5100 $ düzeyinde satın alma paritesi ise ülkemize göre biraz daha ucuz. Dünya ile barışık olmak gerekiyor. Bu kadar yer altı zenginlik kaynakları olmasına rağmen Bizim kadar dahi gelişmemiş bir ülke. Üstat ayrı yazıda İran'ın biraz fazla reklamı yapılmış gibi geldi bana saygılar sunarım.
Yorum Ekleyen: Rahmi ÜNALAN     11.7.2019 14:59:55
Dostluk ve işbirliği önemli
İsmail Bey, elinize, kaleminize sağlık. Türk İran ilişkileri hakkındaki tesbitleriniz çok yerinde. Dostluk çerçevesinde, Karşılıklı anlşayış ve işbirliği içinde olmak iki tarafın ve hatta tüm bölgenin menfaatine olacaktır. İnşaallah bu dostluk sağlam bi şekilde başlar ve hep var olur. Selamlarımla
Yorum Ekleyen: Muzaffer     9.7.2019 17:33:53
İsmail Aydın
DİĞER YAZILARI

İSMAİL AYDIN KİMDİR?

İsmail Aydın, Hukukçu yazar. Anacığının anlatımına göre koç katımında doğmuş. Koç katımı, Yozgat’ta ekim ayının sonu ile kasım ayının başında olur. Dolayısıyla doğum günü belli değil ama Aydın, doğum günü olarak 29 Ekimi benimsiyor. Koç katımı, döl almak üzere erkek koyunun (Koç) dişi koyunlar arasına bırakılmasına denir.

Peki, hangi yılın koç katımı? O da belli değil. 1950 olabileceği gibi 1949’a da ihtimali var. Her nasılsa nüfusa 08.02.1953 D.lu olarak tescil edilmiş. Yaşı küçük diye ortaokula kabul edilmemiş, bu defa da mahkeme kararıyla, ay ve gün sabit kalmak üzere 1950 olarak tescil edilmiş. İsmail Aydın, doğum gününün bile doğru dürüst kayıt altına alınamayışını, okur-yazar olmayan tolumun  “hal-i pürmelâli” olarak niteliyor.

İsmail Aydın İlkokulu Sorgun’a bağlı Temrezli köyünde, ortaokul ve liseyi Yozgat’ta okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1977 yılında mezun oldu. Yedek subay olarak yaptığı askerlik görevinden sonra Sorgun’da altı yıl avukatlık yaptı. Ekim 1986’da Diyarbakır / Bismil’de Noter oldu. Kastamonu/Tosya, Bolu ve Ankara’da çalıştı, 2015 Şubatında emekliye ayrıldı.

İsmail Aydın çilekeş Anadolu’nun yanık sesi olarak çıkıyor karşımıza. Türkiye’mizin karşı karşıya bulunduğu sorunlara ilişkin çözüm önerileri sunuyor. Üzerine titrediği kesim Gençlik. Ağırlıklı olarak üzerinde durduğu sorun Eğitim.

İsmail Aydın, fakülte yıllarından itibaren yazı hayatının içinde oldu. İlk gençlik yıllarıyla beraber memleket meseleleriyle ilgilendi. Tartışmalı radyo ve televizyon programlarına katıldı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları yayımlandı. Şubat 2013’ten beridir, internet ortamında yayın yapan Ana Haber Gazete’de yazmaya devam ediyor.

Meteorolojinin Sesi Radyosu’nda 2013-2016 yılları arasında yayınlanan Kıssadan Hisseler Programı’nın yapım ve sunuculuğunu üstlendi. Türkiye Noterler Birliği’nin Meslekî Forum Sitesi’nde anılarını yazdı.

Ağustos / 2016’da “Batı’nın Gücü Nereden İleri Geliyor?”, Kasım 2016’da “Yeniden Yükselişe Doğru”, Şubat 2017’de “Umut Ülke Türkiye”, Mayıs 2017’de “Bir Noterin Anıları”, Ağustos 2017’de “Kaybettiklerimiz”, Ocak 2018’de “Kıssadan Hisseler”, Mart 2018’de “Niçin Akif? Niçin Safahat?” isimli kitapları yayımlandı.

Yazı hayatını ve kitap çalışmalarını sürdüren İsmail Aydın evli ve dört çocuk babasıdır.

YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya