Sünnilik veya Ehl-i Sünnet (Arapça) İslam dininin günümüzde Dünya üzerindeki iki büyük kolundan biri ve en fazla mensubu olanıdır. Müslümanların % 83'ünün mensup olduğu mezheptir. Zaman zaman Sünni İslam veya Sünni Mezhebi de denir. Sünniliğin kendi içerisinde itîkâdî açıdan üç,(Eşari, Maturidi ve Selefiyye) fıkhî açıdan dört(Hanefi, Maliki, Şafi ve Hambeli) mezhep bulunmaktadır.
18.02.2019 11.48
2 yorum
707 okunma
İslam Âlemi ve Sünnilik
Edip Ahmet Ceylan

           SUNNİLİK NEDİR?

           Sünnilik  veya Ehl-i Sünnet (Arapça) İslam dininin günümüzde Dünya üzerindeki iki büyük kolundan biri ve en fazla mensubu olanıdır. Müslümanların % 83'ünün mensup olduğu mezheptir. Zaman zaman Sünni İslam veya Sünni Mezhebi de denir. Sünniliğin kendi içerisinde itîkâdî açıdan üç,(Eşari, Maturidi ve Selefiyye) fıkhî açıdan dört(Hanefi, Maliki, Şafi ve Hambeli) mezhep bulunmaktadır.

           Başka bir deyişle; Sünni kelimesi, peygamberin yapmış olduğu davranışları izleyen, takip eden ve hayatına uygulayan anlamına gelen “Ehli Sünnet” kelimesinden geliyor. Günümüz Müslümanların büyük bir çoğunluğu Sünni. Sünni Müslüman oranının %85 ile %90 arasında olduğu tahmin ediliyor.

           “Sünnilik” aynı zamanda kelime olarak ayrıca “Gelenek insanı” anlamını taşır. Buradaki gelenek kelimesi peygamberin günlük yaşamda yapmış olduğu davranış ve hareketleri temsil eder. Sünniler Kuran’da bahsi geçen tüm peygamberlere saygı duyar ve Hz. Muhammed’i (s.a.s) son peygamber olarak görür.

           EHL-İ SÜNNET, BİR BİRLEŞTİRİCİLİKTİR!

           "Ehl-i Sünnet”, Allah'ı bir bilen, peygamberi tanıyan, sahabeye hürmet gösteren, Hz. Peygamber'in âline ve ashabına sevgi besleyen kişiye denir. Peygamberimizin ailesini seven kişi, o aileden sayılır. Ehl-i Sünnet nedir, diye sorulduğunda vereceğimiz cevap şudur aslında: Ehl-i Sünnet, bir birleştiriciliktir. Deyim yerindeyse bir çınardır Ehl-i Sünnet. Bütün Müslümanları bir arada tutan çınardır. Bunun içerisine, 'Ben Müslümanım' diyen bütün insanlar girer. Başkasının dini ve imanı sorgulanmaya başlandığında, orada fırkacılık başlar. Bu da Ehl-i Sünnet'in dışına çıkmak demektir. Ulema, 'Bir kimsede doksan dokuz tane küfür alameti görsek, bir tane de iman alameti görsek; onun imanına hükmederiz' der."

           "Ehl-i Sünnet'i, biz yaşarız. O, bir yoldur; o yolda gideriz. 'Ehl-i Sünnet'in muhafızıyız' dediğimizde, zihnimizde mahkemeler kurmaya başlıyoruz. 'Şu Ehl-i Sünnet'ten, şu değil' gibi kararlar ortaya koyuyoruz. Ehl-i Sünnet'in muhalifi olduğumuzda da birtakım adamlar gibi sahabeye, büyük imamlara dil uzatır oluyoruz. O büyük âlimler gibi ortaya bir ilim ve birikim koyabiliyor muyuz ki onlara dil uzatalım."

           “En başta Kur'an vardır; onun zırhı Sünnet'tir. Sünnet'in zırhı da sahabe cimaıdır. Biraz daha genişletirsek onun zırhı, üç neslin uygulamasıdır. Biz, bu üç nesle 'Selef-i Salih’in' diyoruz. Selefiyye denilen ve kendilerini 'Selef-i Salih in’e nispet etmeye çalışanlar, modernist bazı oluşumlardır. O Selef-i Salih’in ile hiçbir alakaları yoktur. Yine bugünkü Selefiyye, kendilerini Hanbelîliğe yakın tutarlar. Ahmed b. Hanbel, İbn Teymiyye, İbn Kayyım el-Cevziyye gibi insanları ön plana çıkarırlar. Bu âlimler, kesinlikle Selefiyye değildir. Modern Selefilik, şunun şurasında 150-200 sene geçmişi olan bir anlayıştır. Bana göre eğer bugün, 'Ehl-i Sünnet içerisinde itikadî mezhep kaç tane' diye sorulacak olsa, üç tane sayabiliriz: Eş'ariyye, Maturidîyye ve Hanbelîlik. Çünkü Hanbelî mezhebinin hem itikadî boyutu vardır hem de amel boyutu vardır. İtikat boyutu, ehl-i hadis dediğimiz anlayışı meydana getirir.” (1)

           EHL-İ SÜNNET CADDEDİR.

           Ehl-i sünnet İslam’ı Peygamberimiz (s.a.) ve O’nun rehberliğinde dini öğrenen ve öğreten ilk nesil Müslümanları gibi anlayan, bu anlayış üzerinde birleşmiş bulunan ümmet çoğunluğunu (cemaat) muhafaza eden, ayrı baş çeken grupları “aynı kıbleye yöneldikleri ve namazı toptan terk etmedikleri sürece” İslam’dan dışlamayan, yöneticiler adaletten ve sünnetten sapsalar bile ümmetin birliğini bozma, düşmanlara fırsat verme gibi fitne ihtimalleri bulunmadığı sürece ihtilal yapmayı caiz görmeyen, uygun zamanı bekleyen… Müslüman çoğunluğun mezhebidir, yoludur, İslam anlayışıdır.

           Ehl-i sünnet, inanç (akaid, kelam) konusunda olsun, amel (fıkıh) konusunda olsun ihtilaflara, farklı anlayışlara ve içtihatlara yer verdiği için bir patika, bir keçi yolu, bir tek şeritlik yol değil, birden fazla şeridi olan bir caddedir. Yön aynı, yol aynı ama birçok şerit vardır. Trafik kurallarına riayet etmek şartıyla bu caddenin hangi şeridinden gidilirse gidilsin camianın Ehl-i sünnet yol arkadaşlığı, yoldaşlığı vardır. (2)

           EHL-İ SÜNNET VE DİNÎ JEOPOLİTİĞİN DÖNÜŞÜMÜ

  “İslam dünyası üçüncü krizini Osmanlının çekilişiyle yaşadı. Arap yarımadasında başlayan Vehhabi devrimi yerini Arap milliyetçiliği ve Selefiliğe bıraktı. Bilinenin aksine Vehhabi-Selefilik, Sünniliğin mirasını devralmaktan daha çok onun boşluğunu doldurmak üzere kurgulanmış sun’î bir oluşumdu. Osmanlı yıkılırken yerini alan Arap devletleri için yeni bir dinî kimlik inşa ediliyordu. Pan-İslamizm adı altında aslında uzun süre Selefilik bir ideoloji olarak yeni bir kök arayışını ifade etti. 1979 İran Devrimi ile birlikte de İslam dünyasında Fars milliyetçiliği ile Şiilik yeniden dirildi. Böylece hem Sünni dünya hem de Şii dünya sözde iki kutba ayrılmış oldu. Kurdukları devasa üniversiteler, vakıflar ve yardım kuruluşları ile bu iki kutup kendi cazibe merkezlerini oluşturmuşlardır.

21. yüzyıla girerken, bugün hem İran hem de Suud merkezinde inşa edilen bu iki dinî jeopolitik bir krizle karşı karşıya. Bugün Suudi Arabistan’ın Sünniliği Vehhabi-Selefilikle doldurma teşebbüsünün başarısızlığı Muhammed bin Selman’ın “Vehhabilik diye bir şey tanımıyoruz” çıkışıyla iflas etti. Diğer bir itiraf ise İran’dan geldi. İran’da İslamlaştırma çabalarının başarısız olduğu açıkça dillendirilmeye başlandı. En son Tahran Üniversitesi Hocalarından Sadık Zibakelam “devrim sonrası dinî entelektüalizm iflas etmiştir” dedi.

İslam dünyası dördüncü krizin eşiğinde görülüyor. Bu kriz de muhtemelen yeni bir dinî jeopolitik ile aşılacak. Şiilik kendi iç krizini aşabilecek nitelikte gibi. Asıl sorun, Sünni dünyanın bu krizi nasıl aşacağıdır. Osmanlı’nın çekilmesiyle başlayan “yüzyıllık Sünni boşluk” kim tarafından doldurulacak? İslam dünyası İran Şiiliği ile Vehhabi-Selefilik arasındaki gerilim sonrası nereye doğru savrulacak? İslam dünyası bu soruların cevabını ararken, Türkiye’de dinî hayatın 15 Temmuz ile büyük bir travmaya savrulması boşuna değil yani. Ehl-i sünnetin yeniden ihyası, hem iç travmanın atlatılmasında hem de yeni jeopolitiğin tasarlanmasında bize bir imkân sunamaz mı? Ne dersiniz.” (3)

  Kaynaklar:

           (1) Prof Dr Cafer Karataş 15 Temmuz 2018 Kayseri’de yapılan konuşmadan

           (2)Prof Dr Hayrettin Karaman Yeni Şafak Gazetesi 28 Haz 2018, Perşembe

           (3) Prof Dr Hilmi Demir Türkiye Gazetesi 04.05.2018

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
2 yorum yapıldı
Sorunu derinleştirmeyelim.
Türkiye Gazetesinin klasik, basmakalıp yaklaşımının bir özeti olmuş yazınız.. Taih kesiti, kişiler ve şablonları kutsamak ve genellemeci yaklaşımların faturasını yüzyıllardır ödüyoruz.. Bu ezber ne zaman bozulacak..
Yorum Ekleyen: Mustafa     7.3.2019 19:38:42
Selefiye
Selefiye bir itikadi mezhep değildir. Selef Sahabe ve tabiin dönemini ifade eden bir kavramdır.
Yorum Ekleyen: Ali Ay     2.3.2019 09:41:25
YAZARLAR
...
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya