İnsanoğlu mutlu olmak için yaratılmıştır. Doğa, bunu yapabilmek için seferber olur. İnsanı rahatsız eden, ona acılar yaşatıp mutsuz eden yine kendi türümüzün olumsuz ve yıkıcı düşüncelerinin ortaya çıkardığı sonuçlardır.
20.02.2019 13.04
178 okunma
Affetmek Sevgidir
Ali Akça

İnsanoğlu mutlu olmak için yaratılmıştır. Doğa, bunu yapabilmek için seferber olur. İnsanı rahatsız eden, ona acılar yaşatıp mutsuz eden yine kendi türümüzün olumsuz ve yıkıcı düşüncelerinin ortaya çıkardığı sonuçlardır. Bu gerçek insanın içinde iyilik duygularından ziyade kötülük duyguları beslemesindendir. Gönül kazanıp iyilik yapanlar olduğu gibi, kimileri de kalp kırıp, öfke ve kin besleyerek ağır bir yük taşırlar. Sevmek ve affetmek insanlara özgüdür. Affeder, bağışlar, hoş görür, derinleşiriz. Unutup, hissetmeyerek bir kuş gibi özgürleşiriz. Bağışlamanın gücünün içsel açmazlarımıza uygulanması bizlerde kalıcı ve derin bir iyileşme oluşturur. Affetmenin gücüne erişenler kendi ile barışık kişilerdir.

Bağışlayamayan insan, kin ve öfkesini günün birinde enerjisi daha zayıf birilerinin üzerinde dindirmeye çalışır. Onları üzer, incitir, kırar ve mutsuz eder. Aslında yaşama sevincini yitirdiğinden, biriken olumsuz enerjisi öfke nöbetlerine dönüp kendi bedeninde kanser ve birçok hastalığa yol açar. Günün sonunda nefret ettiği kişiden çok daha fazla incinir. Annesinden, babasından, eşinden, çocuğundan; dostlarından intikam almak; onlara zarar vermek isteyenler hayatlarında sürekli olumsuzluk yaşarlar. Oysa insanı zihinsel huzura ve sağlıklı mutluluğa taşıyacak en güzel yol affetmektir.

Toplumda başta aile ve yakınlarımız olmak üzere, her an bize zarar verecek insanlarla iç içe yaşıyoruz. Onlar tarafından ev ve iş yerinde; aldatılma, kandırılma, hakarete uğrama ve sindirilme ile karşı karşıyayız. Bize yapılan bu tür davranışları kişiliğimize yönelik bir saldırı olarak algılıyor; kendimizi korumaya alıyor “ona bunu ödeteceğim” diyerek, ilk fırsatta karşı tarafa zarar vermek istiyoruz. Süreç uzadıkça nefret köklerimiz güçleniyor, kin ve öfkemiz giderek koyulaşıyor. Oysa birçok hastalığın öfkeden, başkalarını yargılamadan, vicdan azabından, pişmanlıktan olduğunu fark edebilsek karşımızdakini affeder, hoş görürüz. Affetmenin bizi tutsak eden ağır prangalardan kurtarıp özgür kılma tılsımına erişiriz.

Affetmek, içimizdeki ağır stresi boşaltarak muhatabımıza "Yaptıklarının mutluluğumu, huzurumu bozmasını kabul etmiyorum" demektir. Öyleyse "affetmek" hayattaki birçok sorunun gerçek çözümüdür. Akışına bırakmak; esasen dingin ve özgür olmanın, sevginin sınır tanımaz kaynağına erişmenin en iyi yoludur. Unutmak, dertleri zamana bırakmak, kötülükleri çiçek bahçesine çevirmek sadece başkaları için değil, esasen kendimiz için çok önemlidir. Affetmek acılar içinde yoğrulan, ıstırabın tutsağında geçen hayattan bir nebze kurtulmaktır.

Albert Einstein “Zayıf insanlar öç alır, güçlü insanlar af eder, zeki insanlar umursamaz” diyerek affetmenin güçlü insanlara özgü bir davranış olduğunu vurgulamıştır. Affedemeyen kişi; incinmiş, derin üzüntüye girmiş, içinde biriken ve kendi kendini besleyerek büyüten kinine hâkim olmayandır. Bu kin ya avucunda tuttuğu bir kor parçası gibi kendini yakacak yahut affederek kor ateşten kendisini kurtaracaktır. Affetmek elbette hiç kolay değildir. Egomuz, korkularımız ve kibrimiz bağışlamak için bizi rahat bırakmaz. Oysa insan kendi için affedebilse, rahatlayıp huzura kavuşabilecektir. İçindeki olumsuz duyguların etkisi azalıp üzerindeki o büyük yük ve kötü enerji eksilip bir tüy kadar hafifleyecektir.

İnsan hayatı boyunca karşılaştığı haksızlıklar karşısında kötü enerji, öfke ve kinini biriktiriyor, bunları her anımsamasında bir yandan hırs ve kibri, diğer yandan taşıdığı yüklerin altında ezilip gidiyor. Affetmek bal tadında iyi niyet yaymaktır. Mahatma Gandi, zayıfların hiçbir zaman affedemeyeceğini, affedebilmenin güçlülere mahsus olduğunu ifade ederken; Laurence Sterne,  “Affetmenin ne olduğunu yalnız cesurlar bilir,  Korkakların tabiatında af diye bir şey yoktur” vurgusunu yapar. Sevgi, saygı, hayat, keyif affederek çoğalabilir.

Cesur affederken kendisine yapılanı önemsemediği için yahut karşıdakini haklı bulduğu için değil, yapılan haksızlıklara karşılık vermeyi değerli bulmadığı için, kendini sevdiği için bunu yapar. Yaşanan üzücü olaylar geçmişi değiştirmese bile geleceğin önünü açar. Affeden tüm kötü duygulardan arınır. Çoğu kişi, “Affederim ama unutmam” der. Ancak bu affetmekten daha çok birlikte yaşamayı sağlamak için umursamamaktır. Oysa affetmenin özü, yapılanı unutmak; sizi incitene sevgi, huzur, keyif ve bilgelik vermektir. Yoksa er ya da geç gücenme ve güvensizliğin hayaletleri tarafından kişi saldırıya uğrar. Bağışlama gücü oluşmadığında sınırlar ve kusurlar fark edilemez.

Kadınlarla erkeklerin affetme duygularının farklı olduğu da ayrı bir gerçektir. Hatta öteden beri sürekli kadınların affettiği iddia edilmektedir. “Kadınlar affeder ama unutmaz; erkekler affetmez ama unutur’ gibi görüşler de mevcuttur. Esasen günümüzde kadınların daha çok affettiği, erkeklerin ise bu konuda daha katı olduğunu gözlemleyebiliriz. Kadınlar erkeklerin özel günleri unutmasından; erkekler kadınların özel günleri daima hatırlamasından korkarlar. “Kadınlar severse, her şeyi affeder” demiş Honore de Balzac. Bizi kıran, üzen kişi ve eylemlerin hepsini affetmediğimiz yahut unutmadığımız zaman arkamızda dağ gibi bir sorun yığını bırakırız. Gerçek sevgiyi bulmak önemlidir.

O halde kin tutmaya yatkın bir insanı değiştirmek mümkün olmayabilir ama bu kişilere karşı daha dikkatli yaklaşarak zorunlu ilişkilerimizde muhtemel kırgınlıkların önüne geçebiliriz. Kinci bir insanla ikili ilişkilerde kendimizi suçlamak yerine ondan korunmak daha önemlidir. İlişkimizde saygı çerçevesinde mesafe koymamız iç huzurumuz açısından yararlı olacaktır. Bunun tekrar yaşanmasını istemiyorsak yaşamımızda değişiklikler yapmalıyız. Ancak bize karşı hata yapıldığında nefret ve kini aynı yürekte saklamayalım, bunlar ummadığımız anda patlamaya hazır duygu olarak bizi derinden sarsar.

Affedecek olan dil değil kalp ve gönül olmalıdır. Affedilemeyecek hatalar da vardır. Hangi hataları affedip etmeyeceği kişiye kalmıştır. Ama şiddet, aşağılama, hakaret, saygısızlık, sürekli yalan söyleme gibi büyük hataların affedilmemesi gerektiğini hususunda fikir birliğine varanlar çoğunluktadır. Affetmek “Büyüklük bende kalsın” düşüncesiyle yapılmamalı. Affedilen kişiden hayatı boyunca affeden karşı ezik olması beklenmemelidir.

Olanları unutmak kolay değildir. Unuturum elbet desek bile, kötülüğün tek çaresinin unutmak olduğunu bilsek bile, eylemi gerçekleştirmek büyük çaba gerektirir. İnsan kendisine yapılan hakaretlerin zamanla etkisinin azaldığını hissedecektir. Sevginin sınır tanımaz gücünden söz ederken Mevlana “Olur ya kalp durur, akıl unutur, ben dostlarımı ruhumla severim. O ne durur, ne de unutur” demekle ruhun değil aklın unutabileceğini vurgular. Friedrich Schiller, “Affetmek ve unutmak iyi insanların intikamıdır.” ifadesiyle intikam duygusuna ne güzel bir bakış getirmiştir. Affetmek samimi, özgürce, keyifle ve sevgiyle yapılmalıdır.

Unutmak, yaşanan olayın duygusal etkisinden ve düşünsel patinajından kişinin kendisini kurtarmasıdır. Suçlamalar yaraları açık tutar, sadece affetmek iyileştirir. Yaşanan olayın etkisinden sıyrılmak, yükünden kurtulmak, duygusundan arınmaktır. Affettiğimizi dile getirmek kırgın ilişkileri düzeltmenin yanı sıra zihinsel huzura kavuşmanın en iyi yolu olabilir. Unutmak insana özgüdür, zamanla içinde birikecek öfkenin önüne geçer. Bir süre sonra insanlar tarafından hayal kırıklığına uğradıklarında bile acı hissetmek yerine affetmenin olumlu etkisini hissedebilir. Bazı görüşlere göre affetmemenin; öfke, intikam alma isteği, nefret ve hatalının cezalandırıldığını görme arzusu gibi birtakım intikam güden hırsları kapsadığı ileri sürülmektedir. Haksızlığa karşı yaygın duygusal tepkiler diğer birçok tepkinin yanı sıra üzüntü, hayal kırıklığı, boyun eğme ve merhamet olabilir.

Şeyh Edebali, Kayı beyi Osman Gazi’ye öğüt verirken şunu der: “Ey Oğul! Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana, güceniklik bize; gönül almak sana, acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana, kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana…” Affetmenin erdemi ve imkânsızlığı aynı anda bu kadar güzel ifade edilebilir. Affetmemek, gerginliği artıran, strese yol açan, ilişkileri olumsuz etkileyen duygu halidir. Yaşanan olayın insanda bıraktığı izlerin silinecek tarzdan olup olmadığı önemlidir. Elbette egomuz bizi affetmemek hususunda mengenede tutup, çok derinlere çekip tutsak edebilir. Esasen herkes kendisinin beyi ve kraliçesidir. İnsan mutlu, keyifli, başarılı, sakin ve güçlü olmak istiyorsa unutmalı, bağışlamalı ve affetmenin gücüne erişebilmelidir.

Affetme eylemi güçlü bir iradeyle, gönüllü, karşıdakine bağlı olmadan yapılan bir çalışma ve çözülmesi gereken içsel bir problemdir. Duyguları iyi kontrol eden insan hiçbir karşılık beklemeden isteyerek ve koşulsuz affedebilir. Mutlak olarak affetmemiz karşıdakinin çabasına bağlı olmamalıdır. Onun olumlu çabası belki içimizde derin siyahlar ve parlak beyazlar gibi dolaşan ve bizi şaşırtan öfkenin azaltılması hususunda katkı sunabilir. Erdemlerin en yücesi insanın hakkını kavga ile değil sevgi ve hoşgörü ile araması değil midir? Zaten en büyük affedicimiz hayattır.

Öyleyse mevcut duruma alışarak, yeni dostluklar, arkadaşlıklar kurarak, yeni şehirlere sarılarak, hobiler oluşturarak bize zarar veren kişilerin yokluğuna sabırla alışıp, unutamasak bile etkisinden uzak kalabiliriz. Geçmişi unutmamak sürekli orada takılıp, tutunup kalmak bir yığın yük taşımaktan öteye gidememektir. İyi hissetmek affetmek ve unutmak yüce gönüllü, cömert, aşk yürekli, uzlaşmacı ve olgun olmaktır.

Yaşamak bir an, yaşayınca akar zaman…

 

Ali AKÇA 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Ali Akça
DİĞER YAZILARI

Ali AKÇA, Uludağ İşletme Fakültesi'nden 1982 yılında mezun oldu. Fransa'nın Montpellier kentinde, Paul Valéry Universitési'nde 1982-84 yılları arasında dil eğitimi için bulundu ve muhtelif araştırmalar yaptı. 1984-1986 yıllarında yedek subay olarak askerliğini tamamladı. 1986 yılında Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’nda göreve başladı.  Fransa'nın Rouen Universitési'nde 1992-94 yıllarında İşletme Yüksek Lisansını tamamladı. 2002-2006 yılları arasında T.C. Kuveyt Büyükelçiliği’nde Ekonomi Müşavirliği görevinde bulundu. Halen, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nda görevini sürdürmektedir.

 

YAZARLAR
...
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya