İlk kez gençliğimde kapıldım. Zaman zaman ara versem de içimde dolup taşan, köpüren söz şelalelerini kalemimden dökmeyi sürdürdüm. Dergilerde yayınlanan ilk şiirler ne çok heyecan vericiydi. Sonra deneme, anı ve şiir yazarak bilgi, deneyim ve duygularımı dostlarla paylaşırdım.
17.07.2019 13.17
4 yorum
2.046 okunma
Yazının Büyüsü
Ali Akça

İlk kez gençliğimde kapıldım. Zaman zaman ara versem de içimde dolup taşan, köpüren söz şelalelerini kalemimden dökmeyi sürdürdüm. Dergilerde yayınlanan ilk şiirler ne çok heyecan vericiydi. Sonra deneme, anı ve şiir yazarak bilgi, deneyim ve duygularımı dostlarla paylaşırdım.

Ankara’ya her gelişimde, rahmetli Cahit Zarifoğlu ile yaptığımız söyleşiler doyumsuz olurdu. O yıllarda giderek artan yazma tutkumu kesintisiz sürdürmeliydim. Ancak yaşam, kendi benliğimiz ve seçimlerimizle bizi bazen bilinmeze sürükler. O şimdi nur içinde cenneti beklerken, ben ömrümün çoğunu geçirdiğim bürokrasinin üretken olmayan ortamında bir çıkış yolu bulmaya çalışıyorum. Yine de, koyu bir okuma tutkusuyla her fırsatta kitapların dünyasına eğilmiş, iyi okur olmanın peşinde yıllarca zaman geçirmiş biri olarak, içimde biriken duyguları dizelere dökmeye devam ediyorum.

Gençlik yıllarımızın dava aşkıyla alevlenen üretken dakikalarını; bürokrasinin toz yüklü, stres dolu ve boğucu ofis ortamında harcıyorduk. O bitmez sanılan zamanlar, uzun koridorların ve şaşalı makam odalarının önünde, imza için eşref saati beklenerek eritilirdi. Yine de vakit bulup kendimizi oluşturmayı sürdürme çabalarına girmiştik. Bürokraside insan bir çalışma masasında kâğıt kalabalıkları arasında tükenip giderdi. Yoğun beklentilerin olduğu bağımlı ve çarpık ilişkilerle yürüyen düzenin çarklarında yorulan herkes zekâ ve kurnazlığı nispetinde, üretim yapmadan, devlet gücüyle tatmin olduğunu sanırdı. En iyi insanlar bile otorite verildiğinde tutkularıyla yozlaşabiliyordu. Beton yığını bu devasa soğuk gri binalarda gerçek devlet adamları nadir bulunurdu. Bu dünyanın, bu koltukların kimseye baki olmadığı en çabuk unutulan şeydi.

Bu şartlarda insanlar inandığı ilke, değer ve fikirler uzantısında hareket edemiyordu. Kimileri kariyer ilerlemesinin önüne yerleştirilen keyfi setleri aşmaya çalışıyordu. Kimileri ise pes etmiyor, küçük şeylerle savaşmayı bırakıp yazarak şifa bulmaya çalışıyordu. Yakmak eksikleri gidermekti, insanın kendisini bir tür onarmasıydı. Siyaset ikliminde yağmura yakalanmayan ben de öncelikle insana düşünmeyi öğreten yazma eyleminin kaynağının bol bol okumak olduğunu erken keşfettim. Yılların emeği, birikimi içimde oluşan kaynağı taşırıyor, ilham geldikçe yazıyordum. Yazdıkça farkındalığı, kendimi tanımayı, hayatı gözlemlemeyi ve incelemeyi öğrendim. Amacım entelektüel bir çizgiye tırmanıp bilgi ve deneyimimi satırlara dökmeyi sürdürmekti.

İsteklendirme eksikliği, biraz tembellik yaptığım birkaç roman denemesini bitirmeme imkân vermedi. Son yıllarda, “ezogelin” çorbasına dönüşen bürokrasi bağımlı ilişkilerle paylaşım örgütlenmesi içindeyken; ben yazarak ruhuma bir tür edebiyat ve şiir terapisi oluşturuyordum. Duygularımı satırlara dökmek beni daha mutlu, huzurlu ve sağlıklı yapıyordu. Bu nedenle, yazar ile okurun hem edebiyat hem de ruh beraberliği ilişkisine girdiklerine inanırım.

Yazmayı insanın kendi yalnızlığı ile barışması ve böylece duygu ve düşüncelerini aktarması olarak görüyorum. Aynı zamanda insanın varlığını, tutkularını ve beğenilerini gözden geçirmesi değil midir? Yazar hayatı keşfedip paylaştığı zaman keyifle yaşanacağına inanır. Özgün yazmak, birikim ve tecrübesiyle kendi tarzını oluşturup herkesin kendi alanında faydalı bir şeyler yazması son derece verimli ve kalıcı olacaktır. İyi bir şair, sanırım iyi bir denemeci de olabilir.

Sartre’a göre okumak ve yazmak bir ihtiyaçtır. Ona göre genelde tüm yaratıcı eylemler ve edebiyat bir varoluş biçimidir. Dokunduğu her kalbe değer katan kimi yazarlar güvenli bir liman gibidir, onu okudukça sakin limana sığınmış hisseder, yazılarını dört gözle bekleriz. Ünlü yazar Jorge Amodo “Yazmak, insanın iç gerekliliğine verdiği bir yanıttır. Duygu ve düşünceleri diğer insanlarla paylaşmak bir mutluluktur.” der. Yazmanın hayatı paylaşmak olduğuna inanır. Duyguları ifade etmenin stres düzeyini düşürdüğünü hepimiz biliyoruz. Yazmak insana sağlıklı düşünmeyi sağlarken onu geçmişin etkilerinden kurtarabilir. İçindeki huzura dingin yapıya, sakinliğe götürebilir. Önemli olan herkese hitap eden herkese birazcık dokunan ortak duyguları paylaşmaktır

Herkes kendi yaşamından satır aralarında bir şeyler bulur, düşünür, sorgular, birçok yıkıma rağmen “hala umut var” diye keyif alabilir. Yazar zaten hiçbir zaman umudunu kesmez. Çünkü Mevlana’nın “Asıl yar yaradandır, gerisi yaralayandır” sözü hep yazarın aklının bir köşesindedir. Herkes birileri için tükenirken yazar söz, davranış ve önerilerle okuyucusunu zenginleştirmeye çalışır. Yazar tükenecekse bunu okuyucusu için yapmalıdır.

Sözcükler içinde büyüyen yazarlar hayata katkı yaparlar. Güzellikleri, yaşama gücü veren ümitleri, bilgisini, birikimini ileriye aktarmak, rahatlamak içini dökmek isterler. Mutlulukları veya içlerini parçalayan acıları, sızıları, sıkıntıları özgürce yazmak isterler. Çünkü yorulan toplum neşe ve coşku arar. Bir küçük yardım, biraz farkındalık, bir değişim, yaşama sevincini artırır. Hayatında sevgi ve merhamet, bolluk ve bereket olmasını diler.

Okuyucu eğlenceli ve duygulu bir anlatıyı, net mesajlar veren kısa yazıları sever. Dürüstçe, cesaretle, samimiyetle yaklaşım bizi yazarak iyileştirir. Yazar olmak için yazmaya başlamamız yeterlidir. Nasıl ki değişim karar vermekle başlarsa; en iyi yazarlık da yazmakla başlayacaktır. Çünkü yazarlık dünyayı değiştirmek yerine kendini geliştirmek ve değiştirmektir. Kalbi parlatılması ve ışığımızın birilerine dokunmasıdır. Özgür vakitlerini yazar; düşünmek, şiir yazmak, düz yazı kaleme almak, okumak, yürümek, seyahat etmek, dostlarıma e-posta yazmakla, yaşamakla geçirir. Kendini hayatın akışına bırakır. Düşünce denizini hep parlak, masmavi ve canlı tutmaya çalışır.

Yazarken beynimizde gelecek kuşakları düşünen onların şansını bugünden var etmeye çalışan bir anlayış hüküm sürsün isteriz. Okumak bizim için özgür bir düş olur. Ruhsal yapımızın en derin noktasına giderek duyarlılığı ve gelişimi gerçekleştirir. Yazmak ve okumak hepimizin toplumdaki yalnızlığını hafifletir. Okuma alışkanlığı olmayan toplumların ilerlemesine inanmak güçtür.

Hayat bol kuralları olan ciddi ve zor bir oyundur. Yaşamak bir an, yaşayınca geçip gitmektedir zaman. Gün gelir her şey ellerimizden kayıp gider, kalan sadece yaşanan ve yazılan anılardır.

Dostlukla…

Ali AKÇA

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
4 yorum yapıldı
Doyumsuz
Doyumsuz bir sohbet. Ders veren bir analiz
Yorum Ekleyen: Mustafa Yıldız     24.7.2019 23:27:50
Yazmak
Demekki yasamlarimizin cakisan bir donemine ait hissiyat ve etkilenmeler benzer nitelikte. Calisma yasaminin bu, esasen biraz da humor dolu gozlemleri de ayrica bir yazim kaynagi ve esini olmuyor mu? Gogol ornegin pek acimasiz bir burokrasi elestirisi yaparken bizleri epeyce gulduruyor. Ancak tuhaf bir sekilde gulerken ona agliyoruz da ve biraz da kendimizi goruyor ve o nedenle agliyoruz. Selamla Ali bey.
Yorum Ekleyen: Süreyya     20.7.2019 10:07:03
Kutlarım
Ali Bey, yazılarınız gönül ferahlatacak. Tebrikler.
Yorum Ekleyen: Mustafa Yıldız     18.7.2019 17:19:11
Bir hoş seda...
Yaşamak bir an Yaşayınca geçip gitmekteyse o zaman Önemli olan... Arkamızda bir hoş seda bırakmaktır o zaman...
Yorum Ekleyen: Emet     17.7.2019 19:09:00
Ali Akça
DİĞER YAZILARI

Ali AKÇA, Uludağ İşletme Fakültesi'nden 1982 yılında mezun oldu. Fransa'nın Montpellier kentinde, Paul Valéry Universitési'nde 1982-84 yılları arasında dil eğitimi için bulundu ve muhtelif araştırmalar yaptı. 1984-1986 yıllarında yedek subay olarak askerliğini tamamladı. 1986 yılında Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’nda göreve başladı.  Fransa'nın Rouen Universitési'nde 1992-94 yıllarında İşletme Yüksek Lisansını tamamladı. 2002-2006 yılları arasında T.C. Kuveyt Büyükelçiliği’nde Ekonomi Müşavirliği görevinde bulundu. Halen, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nda görevini sürdürmektedir.

 

YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya