Tahran demişken araya Tahran notlarım girdi ama İran’da ilk durağımız Rey şehri oldu. Rey, Bizans İmparatoru Romenos Diogenes’in Malazgirt’e gelirken (1071) komutanlarına vaat ettiği ve kendisinin de kışlamayı düşündüğü İsfahan ve Hamedan’ın yanında ismi geçen üçüncü şehirdir. İmparator, Alp Arslan’a karşı mağlup olmuş ve vaadi gerçekleşmemiştir.
18.07.2019 15.25
700 okunma
TUĞRUL BEYİN BAŞŞEHRİ REY
İsmail Aydın

Tahran demişken araya Tahran notlarım girdi ama İran’da ilk durağımız Rey şehri oldu. Rey, Bizans İmparatoru Romenos Diogenes’in Malazgirt’e gelirken (1071) komutanlarına vaat ettiği ve kendisinin de kışlamayı düşündüğü İsfahan ve Hamedan’ın yanında ismi geçen üçüncü şehirdir. İmparator, Alp Arslan’a karşı mağlup olmuş ve vaadi gerçekleşmemiştir.

Uluslararası hava alanından otobüsle, Tahran’a sekiz km. mesafedeki Rey şehrine geçtik. Rey, Selçuklu devletinin kurucusu Tuğrul Beyin başşehri. Rey başşehir iken, Kazvin’den sonra başşehir olan Tahran küçük bir köy mesabesindeydi. Elburz dağlarının kuzeyindeki ovaya doğru uzanan arazide kurulmuş olan Rey, Orta Asya’yı Anadolu’ya bağlayan tarihî ipek yolu üzerindedir. Persler döneminde bile en önemli yerleşim yerlerinden biridir. Şehrin beş ayrı giriş kapısının olması, hem büyüklüğüne hem de ticarî hayatın canlılığına işaret ediyor. İranlı rehber, “Ömer, fethedilirse şehri İbn-i Said’e vaat etmişti” diye konuştu.

Son Sasâni hükümdarı III. Yezdicerd’in Kadisiye savaşında (636) yenilgiye uğramasından sonra şehir kâh barış yoluyla kâh savaş yoluyla Arap hâkimiyetine girmiştir. Abbâsîlerden sonra tekrar Sasânîler’in, onun ardından Büveyhîler’in hâkimiyetine girmiştir. Yıl 1029’u gösterdiğinde Gazneli Mahmut ciddi bir direnişle karşılaşmadan şehri ele geçirmiştir. Buraya bir nokta koyup Tuğrul Bey’e dolayısıyla Selçuklulara dönmemiz gerekiyor.

Tuğrul Bey, Seyhun boylarındaki Cend şehrinde dünyaya gelmiştir. Yıl 1063’ü gösterirken yetmiş yaşlarında vefat ettiğine göre 993’te doğmuş olmalıdır. Babası Mikâil, henüz Müslüman olmayan Türklerle yapılan bir savaşta şehid düştüğü için Tuğrul ile ağabeyi Çağrı’yı dedeleri Selçuk Bey büyütmüştür. İranlı rehberin ifadesiyle “Tuğrul Bey kendi küllerinden doğmuş” bir isimdir.

Selçuk Bey’in vefatından sonra yerine oğullarından Arslan Yabgu geçmiştir. Gazneli Mahmut, hile ile Yabgu’yu yakalatıp Hindistan’daki Kalincar Kalesine hapseder. Arslan Yabgu burada iken, yeğenleri Tuğrul ve Çağrı beylere haber göndererek onları Gaznelilere karşı mücadeleye teşvik eder. Tuğrul Bey, barış yoluyla bir şeyler yapmayı dener ancak Sultan Mesud tarafından reddedilir. Yıl 1035’i gösterdiğinde Tuğrul ve Çağrı Beyler Gaznelileri yenerler. Bunun üzerine Selçuk kardeşlerde bir devlet kurabilecekleri fikri uyanır. Gazneliler hükümdarı Sultan Mesud onlara yeni yurtlar verir. Geçen zaman içinde birçok mücadeleler daha olur ve nihayet 1040’ta Dandanakan Kalesi önünde yapılan savaşı Selçuklular kazanır. Tuğrul Bey bu zaferin ardından kurulan Büyük Selçuklu Devleti’nin Sultanı ilan edilir.

Tuğrul Bey’in ilk payitahtı Nişabur’dur. Payitaht 1043’de Rey’e taşınmıştır.

Tuğrul Bey’in yetmiş yıllık ömrü mücadelelerle doludur, onları burada teker teker yazmak bu yazının amacını aşar. Ancak bu mücadelenin önem sırasına göre bazı satır başlarını şöylece sıralamak mümkündür.

Tuğrul Bey, Abbâsî Halifesi üzerinde baskıları olan Şii Büveyhîler ve Fâtımîlerle mücadeleye girişir. Mısır Fâtımîlerini 1060’da bir daha toparlanamayacak şekilde bozguna uğratır.

Mezhep kavgaları ve diğer iç çatışmalar sebebiyle Bizans karşısında sürekli savunma durumunda kalan İslâm dünyası Tuğrul Bey’le birlikte yeniden hücuma geçmiştir.

Anadolu’ya  ilk giren Türk Sultanı Tuğrul Bey oldu. Tuğrul Bey Erciş ve Bergr’i (Muradiye) kalelerini fethederek Anadolu’nun kilidi konumunda olan Malazgirt önünde ordugâh kurmuş fakat Malazgirt’i kazanmak yeğeni Sultan Alp Arslan’a nasip olmuştur.

Söz buraya gelmişken, millî hafıza konumunda olan Ahlat’taki Selçuklu kümbeti ve kabristanının ilgi beklediğini buradan yetkililere hatırlatmak istiyorum. Başka milletler tarih adına el kadar taşlarına bile titizlikle sahiplenirken, Kars yöresindeki ve Ahlat’taki Selçuklu eserlerine ilgisizlik tam bir vefasızlıktır.

Tuğrul Bey, Abbâsî Halifesi Kaim-Biemrillah tarafından Bağdat’a davet edilmiş, “Sultan”,”Rukn’d-Devle Ve’d-din” (Dinin temel direği, dinin ileri geleni), “Maliku’l-Meşrik ve Mağrib” (doğunun ve batının hükümdarı) ilan edilerek bizzat halifenin elinden kılıç kuşanmıştır.

Tuğrul Beyin, tüm muhalefetine rağmen halifenin kızı Seyyide Hatun ile evlenmesini ilginç bir not olarak belirtelim.

Kaynaklar Tuğrul Bey’i kan dökmekten hoşlanmayan, merhametli, asil davranışlı, kusur ve hataları affedici, sabırlı, kibirden uzak, cömert, dürüst ve dindar bir hükümdar olarak kaydediyor. Geriye bırakmış olduğu eserler, onun, halkın refahına ve şehirlerin imarına ve iktisadî hayatın gelişmesine büyük önem verdiğini gösteriyor. Kurduğu devlet teşkilatı, sonradan kurulacak Türk devletlerine özellikle Osmanlılara büyük ölçüde model olmuştur.

Tuğrul Bey’in “Kendime bir saray yapıp da yanında bir cami inşa etmezsem Allahü Teâlâdan utanırım” sözü, onun derin imanını ve dini duygularını göstermesi bakımından kayda değerdir.

Tuğrul Bey yetmiş veya yetmiş üç yaşlarında iken Rey’de vefat etmiş kendi adıyla anılan (Günbed-i Tuğrul Beg) türbesine defnedilmiştir.

Tuğrul Bey İran’da büyük bir insan olarak anılıyor ama erkek çocuğu olmadığı için şansızdı diye niteleniyor. Vefatından sonra yerine yeğeni Alp Arslan geçmiştir. Azeri rehber, Alp Aslan’ın ölümünden bahsederken, “Alp Aslan’ın elinde ok, hasmının elinde hançer vardı, hançer hedefe vardı ok varamadı” diye konuştu. Melikşah dönemindeki “Haşhaşîler”den ve estirdikleri terörden bahsetti.

İki kapılı Tuğrul Bey türbesi yirmi dört saati belirtecek şekilde 24 sütun üzerine kurulmuş. Güneşli havalarda yansıyan gölgelerle saatin kaç olduğu tespit edilebildiği gibi dakikasıyla saniyeler dahi tespit edilebiliyormuş.

Yüce Allah’ın üzerine yemin ettiği  “zamana” daha o zamanlarda bu kadar önem verilirken ses düzeni açısından akustiğe de önem verilmiş. Türbe içinde kuşlar için yapılmış yuvalar var. Haberleşmede kullanılan kuşlar için yapılan başka bir binada da, yumurtaları almaması için yılanların tutunamayacağı kayganlıkta bir bölüm yapılmış.

Türbe rehberi dokuz yüz yıllık türbe hakkında bu bilgileri vermezden önce, “Yüce İran halkı adına Yüce Türk milletinin temsilcilerine hoş geldiniz diyorum” diye söze başladı ve ayrılırken de aynı ifadelerle Türkiye’ye selamlarını yolladı. Yine önemle belirteyim, hem gezi esnasında üzerimize yönelen ilgiden, hem sorarak hem de yerel rehberin bu sözlerinden, İran halkının Türkiye’yi zannettiğimizden daha fazla sevdiğini gördüm. Özellikle sayıları 35 milyonu bulan Azeri Türklerinin ilgisi fevkalade yüksekti.

On sekiz nisan gününü bu ziyaretlerimizle tamamlayıp, gece saat 23.00’de iç hatlar havaalanından Şiraz’a uçtuk. (Kısmet olursa gelecek hafta gezi notlarıma Şiraz’dan devam etmek istiyorum.)

KAYNAK : Yeniakit
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
İsmail Aydın
DİĞER YAZILARI

İSMAİL AYDIN KİMDİR?

İsmail Aydın, Hukukçu yazar. Anacığının anlatımına göre koç katımında doğmuş. Koç katımı, Yozgat’ta ekim ayının sonu ile kasım ayının başında olur. Dolayısıyla doğum günü belli değil ama Aydın, doğum günü olarak 29 Ekimi benimsiyor. Koç katımı, döl almak üzere erkek koyunun (Koç) dişi koyunlar arasına bırakılmasına denir.

Peki, hangi yılın koç katımı? O da belli değil. 1950 olabileceği gibi 1949’a da ihtimali var. Her nasılsa nüfusa 08.02.1953 D.lu olarak tescil edilmiş. Yaşı küçük diye ortaokula kabul edilmemiş, bu defa da mahkeme kararıyla, ay ve gün sabit kalmak üzere 1950 olarak tescil edilmiş. İsmail Aydın, doğum gününün bile doğru dürüst kayıt altına alınamayışını, okur-yazar olmayan tolumun  “hal-i pürmelâli” olarak niteliyor.

İsmail Aydın İlkokulu Sorgun’a bağlı Temrezli köyünde, ortaokul ve liseyi Yozgat’ta okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1977 yılında mezun oldu. Yedek subay olarak yaptığı askerlik görevinden sonra Sorgun’da altı yıl avukatlık yaptı. Ekim 1986’da Diyarbakır / Bismil’de Noter oldu. Kastamonu/Tosya, Bolu ve Ankara’da çalıştı, 2015 Şubatında emekliye ayrıldı.

İsmail Aydın çilekeş Anadolu’nun yanık sesi olarak çıkıyor karşımıza. Türkiye’mizin karşı karşıya bulunduğu sorunlara ilişkin çözüm önerileri sunuyor. Üzerine titrediği kesim Gençlik. Ağırlıklı olarak üzerinde durduğu sorun Eğitim.

İsmail Aydın, fakülte yıllarından itibaren yazı hayatının içinde oldu. İlk gençlik yıllarıyla beraber memleket meseleleriyle ilgilendi. Tartışmalı radyo ve televizyon programlarına katıldı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları yayımlandı. Şubat 2013’ten beridir, internet ortamında yayın yapan Ana Haber Gazete’de yazmaya devam ediyor.

Meteorolojinin Sesi Radyosu’nda 2013-2016 yılları arasında yayınlanan Kıssadan Hisseler Programı’nın yapım ve sunuculuğunu üstlendi. Türkiye Noterler Birliği’nin Meslekî Forum Sitesi’nde anılarını yazdı.

Ağustos / 2016’da “Batı’nın Gücü Nereden İleri Geliyor?”, Kasım 2016’da “Yeniden Yükselişe Doğru”, Şubat 2017’de “Umut Ülke Türkiye”, Mayıs 2017’de “Bir Noterin Anıları”, Ağustos 2017’de “Kaybettiklerimiz”, Ocak 2018’de “Kıssadan Hisseler”, Mart 2018’de “Niçin Akif? Niçin Safahat?” isimli kitapları yayımlandı.

Yazı hayatını ve kitap çalışmalarını sürdüren İsmail Aydın evli ve dört çocuk babasıdır.

YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya