Demokrasi insanlığın zaman içinde fıtrat gereği geliştirdiği en insani sitemdir. Cumhuriyet gibi sadece bir yönetim şekli olmayıp ayni zamanda dayandığı Birçok insani ölçüye sahiptir. Cumhuriyet ise sadece bir yönetim biçimi olup krallık, teolojik, faşist veya komünist her türlü devlet ideolojinde yönetim biçimine uyarlanabilir.
24.02.2019 11.50
390 okunma
Kapitalizm: Demokrasi Mi Faşizm Mi?
İlhan Akkurt

Demokrasi insanlığın zaman içinde fıtrat gereği geliştirdiği en insani sitemdir. Cumhuriyet gibi sadece bir yönetim şekli olmayıp ayni zamanda dayandığı Birçok insani ölçüye sahiptir. Cumhuriyet ise sadece bir yönetim biçimi olup krallık, teolojik, faşist veya komünist her türlü devlet ideolojinde yönetim biçimine uyarlanabilir. İnsanlık özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra baskıcı ve sömürgeci zihniyetlerin dünyamızı tam bir yıkıma götürmesinden sonra cumhuriyet yönetimlerine bir de insani ilkeler ekleyerek adına DEMOKRASİ dediler. İnsan hakları, hürriyet, özgürlük, barış, hukukun üstünlüğü, eşitlik, adalet, laiklik, kuvvetler ayrılığı, fikir özgürlüğü, çevrecilik, açıklık ve şeffaflık gibi ilkeler evrensellik kazanarak ülkeler tarafından uygulanmaya başlandı. Batı dünyası, bir sürü manipülasyonları aşıp eksiklikler olsa da bizim yönetimde “adalet-ehliyet-meşveret-maslahat ve emanet” dediğimiz ve şu an bunlardan çok uzaklaştığımız bu ilkelerimizi bünyesinde taşıyan, bir yönetim sistemine ulaşmıştır. Kendi inancının ve ırkının üstünlüğünü diğer insanlar üzerinde zorla dayatılması olarak nitelenen despot-dikta anlayışlar, Faşizm olarak dışlandı. Bunlara diyecek bir şeyimiz yok. Dünyamız ve insanlık için iyi şeyler. Bunlar  işin insanlara cilalanıp yutturulan kısmıdır. Gelelim işin aslına. Batı’da Reform- Rönesans diyerek, bu anlayışların doğduğu ülkelerdeki ayrıcalıklı konuma sahip kral, ve din adamı sınıfından yani feodaliteye bağlı yönetimlerden; farklı ırk ve dindeki kişilerden ziyade, yönetime katılamayan ve bu yüzden ülke zenginliklerden aslan payını kapamayan, varlıklı burjuva sınıfı daha fazla rahatsızlık duymaktaydı.

Bu yönetimlerin altındaki burjuva sınıfı dilediği gibi özgürce atılım yapıp, servetine servet katamıyordu. İngiltere’de 1215’te bu mücadele sonucunda ilan edilen hak ve özgürlükler bildirgesi olan Magna Carta aslında baronlarla kral arasındaki hakları düzenlemiştir. Bu başlangıçla varlıklı burjuvaların önderliğinde hürriyet, özgürlük, insan hakları söylemleriyle, krallıklar bir bir yıkılıp, önce cumhuriyet ve ilerleyen yıllarda ise özgürlükler daha fazla gelişerek, demokratik yönetimler tüm dünyaya yayıldı. Bu söylemlerle, Krallıkların despot tekelci baskılarından kurtulan burjuva sanayi devrimi sayesinde iyice güçlendi ve kendi ülkelerindeki kaynakları yetmeyince dünyayı talan ederek servetlerine servet katmaya başladılar. Demokratik anlayış yönetim ve anayasal haklar konusunda iyi gelişmelerdi. Ancak asıl pratik hayat olan ekonomik sistemde bu ilkelere taban tabana zıt olan ilkeler hayata geçirildi. Kapitalizm denilen bu yeni ekonomik anlayışta model insan olarak, “Bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler”, “İnsan ihtiyaçları sonsuzdur”, “Ekonomide tek amaç maddi kazanç-kâr elde etmek ve pazarda tam bir rekabet içinde en büyük olmak” “İnsan egoist olmalı, onu sınırlayacak herhangi bir ahlak ilkesi olmamalı” ilkelerini esas alan tam bir EGOİST İNSANDI. Bu ilkeler tam bir “Altına hücum” anlayışıyla dünya nimetlerini bir an önce kapma yarışına yol açtı. Yine bu ekonomik sistemin dayandığı “Faydacılık Felsefesi”, egoist-hedonist- narsist insan tipini meşrulaştıran diğer bir dayanağıdır. Bu durumda, devlet dahil kimsenin müdahale etmesini istemedikleri “Serbest Pazar” dedikleri ekonomik ortamda, herkes birbirinin, Roma arenalarındaki gladyatörler gibi birbirlerini yok etmesi gereken rakipleri olu. Bütün bu anlayışların sonucunda insanlığı barış yerine, iki büyük dünya savaşına sürüklediler. Kapitalizmin maddeye ve insana bakışı bu oldukça, herkes birbirinin yok gereken bir rakibi olup böyle bir dünyada barış bir hayaldir.

Aydınlanma Çağı denilen 1700’lü yıllarda feodaliteye karşı Batı’da gelişen bu akımın başını çektiği ülkelerin sebep oldukları sömürge savaşları ile son üç asırda 250 milyon insanın katline sebep olmuşlardır. Bu anlayışın geliştiği ilk ülke olan İngiltere, o zamanki dünyadaki 192 ülkenin 170 ülkesini kısa bir dönemde olsa işgal etmiştir ve bu da dünyanın %90’ıdır. “Üzerinde Güneş Batmayan İmparatorluk” sözü boşuna söylenmemiştir. Tabi bu işler için güç sahibi olmak gerekiyordu ve güçlenen her ülke- batı doğu fark etmiyor-ayni şekilde dünyayı bir an önce talan etmek için caba harcayınca, bu kez birbirleriyle dalaşmaya başlayıp, iki kez dünya çapında savaşlara neden olup, milyonlarca insanı katlederek,  tam bir yıkıma yol açtılar. Ayni şeyi II. Dünya Savaşı’nda Alman Hitler yapınca, Faşist ilan edilerek yerle yeksan edildi. Bu savaştan sonra gücü ele geçiren ABD önderliğinde Batlı demokrat-uygar-medeni(!) denilen ülkelerin, dünya kaynaklarını talan etme konusunda hak hukuk tanımaz politikaları aynen devam etmiştir.

Bir ülkede demokratik seçimle iş başına gelen bir yönetim de olsa, kendi çıkarlarına çomak soktuğunda Faşist-diktatör ilan edilip gerektiğinde askeri güç kullanılarak devrilmektedir. Ancak kendi çıkarlarını koruduğu takdirde, kralmış, şeyhmiş, sultanmış, şeriat yönetimiymiş, askeri darbeyle gelenmiş demokratlığı dillerinden düşürmeyen bu adamlar için hiçbir sorun teşkil etmemektedir. Bu uygulamaların kötü adam-Faşist ilan ettikleri Hitler’den hiçbir farkı olmamasına rağmen, kime sorarsanız bu adamlar dünyanın en demokrat, dünyaya barış, özgürlük demokrasi ve medeniyet götüren insanlarıdır. Bakın Oslo Barış Araştırma Enstitüsü kurucusu, Norveçli sosyolog Prof. Dr. Johan Galtung 23 Nisan 2012 de “Humanist” dergisinde “Altı tane Yahudi şirketi dünya medyasının %96’sını kontrol ediyor” diyor. Bu durumda kimi terörist kim faşist, kim demokrat kim diktatör ilan etmek bu adamlar için çok kolay. Beğenmedikleri bir yönetim olunca ya Soros’çu Kadife Devrim, Ya askeri darbe, ya ekonomik ambargo. Bunlar da işe yaramazsa en son askeri müdahale ile devrilmekte ve o meşhur demokratik medeniyet kurulmaktadır. İşte Venezuela’ya yapılanlar ortada. Ekonomik ambargo, askeri darbe ve iç ayaklanma derken sıra geldi askeri müdahaleye.

Bu kadar demokrasi, insan hakları, barış, özgürlük, eşitliğin istismar edildiği ve katledildiği bir dönem olmamıştır. Bunun tek sebebi de tam bir egoist anlayış olan kapitalist anlayıştır. Kapitalizmle demokrasinin bir arada yaşaması mümkün değildir. Üstad Cemil Meriç’in dediği gibi kapitalizm “Tilkilerle tavukların bir arada kapatıldığı bir kümestir.” Komünizm daha birinci ekonomik krizinde çöktü. Sebebi yönetim biçiminin DEMOKRASİ olmamasıdır. Başta tek parti olunca, bütün ekonomik sorunlar onun suçu olduğu için parti ile beraber onun rejimi de yıkılıp gitti. Amma demokratik çok partili yönetimlerde suç iktidardaki partinin olup seçimle değişmesiyle halkın gazı alınmakta ve kapitalist rejim sürüp gitmektedir. Kapitalistler kendilerine hizmet eden ve kendi hatalarını yükledikleri bu kadar güzel bir yönetim biçimini hiç yıkarlar mı? Demokrasi kapitalizmin en büyük sigortasıdır.

Tabi ki demokrasiyi en çok onlar sever. Nasıl olsa partilere seçim için para lazım ve para da onlarda olunca sorun kalmıyor. Sağ sol pek fark etmiyor her partide kendi adamları iş başında. Bu ara 2010’da dünya servetinin yarısı 388 kişinin elindeydi, 2018’de bu sayı 26’ya indi. 2018 dünya ülkelerinin borçları 247 trilyon dolar, toplam küresel servet 280 trilyon dolara ulaştı. Bu durumda borçlarımız servetimizin % 88.2’sine karşılık gelmektedir. Bu gidişle önümüzdeki birkaç yıl içinde dünyayı satsak borçlarımızı ödeyemeyecektir. Bu adamlar doymak bilmez hırslarıyla dünyamızı ve insanlığı III. Dünya Savaşı’a sürüklemektedirler. Adamların hedefi zaten “Ordo Ad Chao”  Kaosla gelen düzen değil mi? Yeni teknolojilerle geliştirilmiş silahların kullanılacağı bir dünya savaşında insanlığın ve tarihin sonu olmaz da ne olur. Hitler günah keçisi ilan edildi ve halkın gazı alındı. Ancak bu sistemin el üstünde tuttuğu idolü kimse şaşırmasın Hitler’dir. Kapitalizmden daha insani bir ekonomik düzen kurmadan dünyaya rahat yüzü yok. Çok zor değil kapitalizm BİRİKTİRMEKTİR bunun zıttı ve daha insani olan ise PAYLAŞMAKTIR.

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya