1914-1918 yılında Osmanlı imparatorluğu tarifi imkansız maddi ve manevi kayıplara uğradı. Fırsat kollayan emperyalist güçler ve onların maşası olan Rumlar ve Ermeniler fırsattan istifade Anadolu'yu ele geçirmek ve Türk milletine en son darbeyi indirmek için harekete geçtiler.
23.07.2019 05.56
1.017 okunma
100. YILINDA MİLLİ MÜCADELE VE ERZURUM
Abdurrahman Zeynal

1914-1918 yılında Osmanlı imparatorluğu tarifi imkansız maddi ve manevi kayıplara uğradı. Fırsat kollayan emperyalist güçler ve onların maşası olan Rumlar ve Ermeniler fırsattan istifade Anadolu'yu ele geçirmek ve Türk milletine en son darbeyi indirmek için harekete geçtiler.

1914 öncesi bölgede yaşayan 428.000 insan muhacir olarak yollara düştü. Bunlardan resmi kayıtlara göre 208.000 kişi yollarda şu veya bu sebepten şehit oldu, öldü. 1916-18 arasında gerçekleşen Rus ve Ermeni işgali sonucunda şehir yakıldı, yıkıldı yağmalandı. Hele 12 Şubat 1918'den 12 Mart 1918'e kadar geçen süre içinde  Erzurum ilçe ve köylerinde 50.000'den fazla Müslüman Türk Ermeni Çeteleri tarafından şehirt edildi.

Açlık, yokluk, kıtlık felaket boyutundaydı. İnsanlar at pislikleri içinden çıkardıkları arpa tanelerini yiyerek midelerine bir şeyler yolluyordu.İşte bu ortamda Milli Mücadele başladı.

Henüz Mondros Mütarekesi yapılmamıştı. Doğuda Ermeni çeteler masum sivilleri öldürüyor, yıllarca beraber yaşadıkları Müslüman Türkleri öldürerek yok ediyorlardı. Bu ortamda Milli Mücadelenin başlangıcı denebilecek hareketlenmeler başlamış, işin fitilini İspir Müftüsü Mustafa Efendi, Alvar İmamı Muhammet Lütfü Efendi, Keğanılı Mahmut Çavuş ateşlemişlerdi.

Şubat 1918. Yer Erzurum´un İspir kazası. Dönemin müftüsü Mustafa Efendi kendisini ciddi endişelendiren bir olayı gördü.

Ermeni Çeteleri boş durmuyordu.  Erkek elbisesi giymiş, ayakları çizmeli "Akan" adında bir Ermeni kadınını üç adamıyla, yedi katır yüklü cephaneyi İspir´e getirmişti. Akan ve adamları silah ve cephaneyi Hodiçır köyüne taşıdılar. Ermeniler silahlanıyordu. Bunlara tedbir alınması gerekiyor Müftü Mustafa Efendiyi  bu yönde karar lamaya sürüklüyordu.

Olayları takip eden Müftü; lakabı "İnayetin Osman" olan kişiyi  çağırarak; Akan adlı kadını takip et, çetecileri hallet ve silahları ele geçirerek bize getir, demesiyle operasyon başlıyordu.  Bunu üzerine İnayetin Osman yanına Mustafa adlı arkadaşını alarak Kaban köprüsünde Akan ve adamlarına tuzak kurmak suretiyle muhtemel bir felaketi önlemiş, ele geçirilen silahları müftüye getirmişti. Yine üst aramalarında "Akan" adlı kadın üzerinde buldukları belgeyi Mustafa beye getirdi. Belge okunduğunda  iş iyice aydınlanmış, Ermeni Çete Reisi  Antraniğin Bayburt´tan İspir´e gelerek katliam yapacağı öğrenilmiş oluyordu.

Aynı günlerde Batum´dan İspire gelmekte olan Taşnak çetecisi Zaven Zekeryan adlı kişi  Tortumlu biri tarafından öldürülmüş üzerindeki belge alınıp Mustafa Efendi´ye getirilerek  verilmişti. Belge okunduğunda Ermeni çetelerin İspir ve yöresindeki niyetleri iyiden iyiye ortaya çıkmıştı. Belgeler okunarak Mustafa Efendi durumdan  haberdar edilmişti.

Bütün bunlara karşı Mustafa Efendi bütün kasabalıyı çağırmış, durumun vahametini anlatmış, gereken tedbirleri almaya başlamış ve Şeyhin Hacı Bey, Cerrah Hasan Efendi, Hacı Hayrullah Efendi, Çamlıca´lı Mehmet Bey, Azerbaycanlı Hasan ve Ali Beyler ile toplantı yaparak gereken tedbirleri almayı kararlaştırmıştı. Toplantıda Halka:

1-Silah ve Cephane dağıtımı yapılacak, 2- Eli silah tutan herkesin göreve gelmesi sağlanacak, 3-Rize´den yardım talep edilecek, 4- Erzurum´a bir kurye ile gizlice Bayburt katliamı haber verilecek, 5-Tortum ve Yusufeli kazalarının uyarılması sağlanacaktı.

Alınan kararlar vakit kaybetmeksizin hayata geçirilmiş, İspir çevresinde bulunan dört geçitten; Traht, Karakoç, Yanık köprü ve Karakaya geçitleri tutularak düşman sızmasının önüne geçilecekti. Çünkü Hodiçır ve Mohurgut yöresinden gelen Ermeniler kinle doluydu. Katliam yaklaşmaktaydı. Bunun üzerine 24 saat içinde bütün komutanlar tayin edilmiş, hızla görev yerlerine gönderilmişlerdi.

Traht boğazı komutanlığına Firuz Bey, Karakoç boğazına Şeyh Hacı Bey,  Kırık Yanık köprü tarafına Suluka Hasan Efendi, Karakaya boğazına  Hacı Ali Bey gönderildiler.

Bu arada Karakaya, Yanıkköprü ve Karakaya muharebeleri yapılmış, hücumlar püskürtülmüş bir Şubatta Tortum ve Yusufeli´ne, Bayburt katliamı haber verilmiş, Erzurum´a gönderilen haberciler ne yazık ki  yolda yakalanmış, Hasan çavuş ve arkadaşı şehit edilmişlerdi.

Müftü Mustafa Efendi bir komutan gibi gidebildiği tüm bölgelere gitmiş, halkın maneviyatını yükseltmeye çalışmış,   Suluka Hasan kuvvetleri Norşen köyüne kadar ilerlemiş, Karasu üzerinde bulunan Mülk köprüsünde bir Ermeni çete komutanı  ve adamlarını halletmişlerdi. Baskını Suluka Hasan Bey ve arkadaşları gerçekleştirmiş, düşmanın güçlü olduğu, toplarının bulunduğunu fark edince geri çekilip yeniden mevzilenmişlerdi. Bu arada Ermeni çeteleri İğdasor, Tosik, Ortuzu ile bir kısım ova köyüne zarar vermiş, bu köylerin halkı da kaçarak Norşen´e gelmişlerdi.

Şubat ayı içinde Hodiçır muharebeleri de yapılmış, Ermeni çeteleri kaçmış, İspir´den gelen kuvvetler Gürcü Boğazı'na yönelmiş, bölgenin kurtuluşu için gelen Rüştü Paşa kuvvetlerine katılmışlardı.

 KEĞANİLİ MAHMUT ÇAVUŞ VE ŞEKERLİ SAVUNMASI

Mahmut Ağa Narman'ın Keğani köyünden olup zengin, misafirperver, açık fikirli, çalışkan birisiymiş. Savaş yıllarında Devlet otoritesinin olmadığı, Ermenilerin bölgeyi ele geçirmek ve çevrede katliam yapmak için harekete geçtikleri günlerde Abdurrahman Oğlu Mahmut Ağa (Çavuş) kendi imkanlarıyla satın aldığı silah ve mühimmatı kurduğu 84 kişilik müfrezeye dağıtarak onları silahlandırmış ve Ermenilerin 300 kişilik gücüne karşı kahramanca savaşarak Başta Keğani köyü olmak üzere Şekerli ve yöresini perişan olmaktan kurtarmış, Oltu´lu Süvari kumandanı Bilal Efendi ile teşriki mesai yaparak  civardaki köyleri koruma altına almış, yaptıkları hücumlarla  Ermenin çetelerin geri çekilmesini sağlamıştır. Böylece vatanın bağımsızlığını kazanmasındaki köşe taşlarından biriside Narman ve çevresinde gerçekleşmiş, Milli Mücadeleye giden yolda bir adım daha atılmıştır. Mahmut Çavuşun gösterdiği bu gayrete karşılık; Milletvekili Ahmet Hamdi, Müftü Hasan Lütfü, Müderris Hafız Halil  ve ilgili azaların müşterek imzaladığı berat Mahmut Çavuşa verilmiştir. 1934 yılında vefat etmişti.

MUHAMMET LÜTFÜ EFENDİ VE YAVİ DİRENİŞİ

1918 Şubat aylarında Yavi Köyünde İmamlık yapan Muhammet Lütfü yaklaşan tehlikeyi sezmiş, etrafında topladığı 60-70 kişilik bir çeteyle Rusların silahlarının saklandığı depoya baskın yapmış, depodaki silahları almış,  muhtemel gelişebilecek Ermeni çetelerinin yakma, yıkma ve talan etme hamlelerini boşa çıkarmak için hazırladığı kuvvetlerle mücadeleye başlamıştır. Böylece Ermeni çeteleri yörede ciddi bir etki oluşturamamıştır. Efe ve arkadaşları  9 veya 10 Mart günü Zerdige boğazından gelmekte olan Türk Ordusu´nun Halit Paşa yönetimindeki kuvvetlerine katılmış, hızla Erzurum´a doğru harekete geçen askeri birliklerin yanında Efe ve arkadaşları da özellikle Bingöl yolunun sol tarafındaki köylere yardıma koşmuş, yetiştikleri köylerde şehit sayısı az olmuş, fakat Börekli, Kevgiri, Tepeköy gibi köylerde Ermeni çeteleri katliamlarına devam ederek Erzurum´a çekilmişler, Tepe köyde yüze yakın Müslüman Türk´ü ahırlarda yakarak şehit etmişlerdi. Rus Yarbay Teverdo Hılebov verdiği raporda bu katliamı açıkça ifade etmiş, Ermeni çetelerine söz geçiremediğini beyan etmiştir.

30 EKİM 1918: MONDROS MÜTAREKESİ

Rauf Orbay başkanlığındaki heyet Agememnon zırhlısına gittiler. Amiral Caltrope ve heyeti Osmanlı heyetine 25 maddelik ateşkes anlaşması teklifinde bulundular. Bunun 1-7 ve 24'cü maddeleri çok tehlikeli özellikteydi. Birinci maddeye göre

1-Çanakkale ve Karadeniz boğazlarının açılması, Karadeniz´e serbestçe geçişin temini ve Çanakkale ve Karadeniz İstihkamlarının İtilaf Devletleri Tarafından işgali sağlanacaktır.

7-İtilaf devletleri güvenliklerini tehdit edecek bir durum ortaya çıkması halinde her hangi sevkülceyş noktasını işgal hakkına haiz olacaktır.

24-Altı vilayet adı verilen yerlerde bir karışıklık olursa, bu vilayetlerin herhangi bir kısmının işgali hakkının İtilaf Devletleri haiz bulunacaklardır.

Dr Fuad Sabri Bey mütareke sonrasında  Süleyman Necati´ye müjdeli haber vermiş ise de Necati Bey mütareke metnini okuyunca  "Eyvah Vilayat-ı Şarkiye Ermenistan oluyor"  demiş daha o günler işin vahametine dikkat çekmiş Albayarak gazetesi yayınlandığı süre içinde  " Vilayat-ı Şarkiye Ermenistan olamaz" başlığıyla çıkmıştı.

İsmail Nalbatoğlu, Alay Müftüsü Nusret Efendi, Binbaşı İdris, Süleyman Necati ve arkadaşlarının yanında Ebulhindili Cafer Bey Erzurum´a geldiler. İstihlas-ı vatan cemiyeti kurulması için çalışmalar başlatılmış, yaklaşan tehlikeyi atlatmak için hazırlıklara başlamışlardı. Zamanla moralleri yükseltmek, toplumu ortak değerler etrafında bir arada tutmak için gereken marş yazılmış, adına "Erzurum Marşı" denilmişti.                                           

                                Erzurum Marşı:

                      Tarihler ağlar vatan yanarken

                      Eller öz vatanda nara atarken

                      Ufukta ümidin nuru batarken, 

                                                 İlk sesi haykıran yüce Erzurum

                                                 Vatanı Kurtaran yüce Erzurum

                    Ufak bir tepreyiş bir atlayışla

                     Ümitler aşlayan bir atlayışla

                     Altı bin senelik bir yaşayışla

                                              Canavar ağzını yırtan Erzurum.

                                              Ümitsizlikleri kıran Erzurum

                     Vatana ümitsin,   bayrağa rehber

                     Tarihin bağrında sesin inilder

                      Milli vicdan doğar,   senden alır fer

                                                İlk sesi haykıran yüce Erzurum

                                                Vatanı kurtaran yüce Erzurum

 

                 İstiklal Marşımızın olmadığı dönemlerde M. Sıtkı Dursunoğlu´nun yazdığı bu şiiri,   marş olarak bestelenmiş ve 23 Temmuz 1919 Erzurum Kongresinin ardından,   İstiklal Marşı´nın Türkiye Büyük Millet Meclis´inde Milli Marş olarak kabulüne kadar,   Erzurum ve çevresindeki okullarda Milli Marş olarak okutulmuştur.

 Vilayât-ı Şarkiye Müdafaa-ı Hukuk-ı Milliye Cemiyeti Kuruluyor

 O zor günlerde, imkânların tükendiği, ekonominin çöktüğü, beşeri dünyasının hasta, sakat ve kadınlardan oluştuğu bir ülkenin geriye kalan münevverleri, aydınları, askerleri, din adamları, eşrafları bir araya gelerek Kasım 1918 yılında "Vilayât-ı Şarkiye Müdafaa-ı Hukuk-ı Milliye Cemiyeti´ni" kuruyorlardı. Süleyman Nazif´in kuruluş çalışmalarına katkı sunduğu ve Harputlu Nedim Beyin başkanlık yaptığı cemiyet 13 Kanunu Evvel 1918 yılında resmen kurulmuş, 2 Aralık 1918´de alınan kararla  faaliyetlerine hız vermişti.

İstanbul´da bulunan Cevat Bey(Durusunoğlu) "Vilayât-ı Şarkiye Müdafaa-ı Hukuk-ı Milliye Cemiyeti´nin  kuruluş yetkisini almış, Erzurum´a gelmişti. 3 Mart 1919´da cemiyet resmen kurulmuş, Hakkızade Fehim, Müftü Sadık, Binbaşı Süleyman ve diğer üyeler bir araya gelmek suretiyle  İlk toplantısını Nisan 1919´da yapmış, başkanlığa Hoca Raif Dinç´i getirmişti. Cemiyetin toplantı yerlerinden biri "Asarı Numune-i Terakki Mektebi", diğeri İnas Rüştiye mektebi binasıydı.

Erzurum´da bunlar olurken Yunanlılar İzmir´i işgal etmiş, çevrede katliamlarına ve işgallerine devam etmişlerdi. Bu durum Erzurum´da tepkilere sebep olmuş halk galeyana gelmiş, 15 mayıs 1919´dan sonra mitingler yapılmaya, işgaller protesto edilmeye başlamıştı. Erzurum halkı için 16 Mayıs matem günüydü.

ERZURUMDA İŞGALLERİ TELİN ETMEK İÇİN MİTİNGLER DÜZENLENİYOR.

18 Mayısta Lalapaşa meydanında binlerce Erzurumlunun katıldığı büyük bir miting tertip edildi. ABD ve diğer devletlere telgraflar çekildi. Gönderilen telgraflarda  Cevat, Süleyman Necati ve Hüseyin Avni Beylerin imzaları vardı.

İzmir işgal edilmiş, Erzurum halkı protestolara başlamışken ilçeler boş mu duracaktı. Durmadılar, onlarda işgali lanetlediler, telgraflar çektiler. Bayburt Müdafa-i Hukuk-ı Milliye Reisi Fahreddin İzmir´in işgal edilmesini protesto edenler arasında idi.

Bayburt´ta başlayan protesto dalgası Hınıs kazasında yapılan mitingle devam etti.  Alınan kararları telgrafla ilgililere gönderen heyetin başkanlığını  Belediye Reisi İsa Bey ve heyeti yapmıştı. Başta İstanbul hükümeti olmak üzere tüm devlet başkanlarına telgraflar çekilmişti.

Pasinler kazası adına Belediye Reisi Derviş Efendi, 5000 kişinin katıldığı dev miting sonrası alınan kararları telgrafla dünyaya duymak ve ilgili tüm devletlere işgalin sona erdirilmesi için çağrıda bulundu.

Şehir ve ilçelerde öfke dinmiyordu.  2 Haziran´da Erzurum ve Pasinler halkı İzmir´in işgalini telin eden mitingler tertip ediliyor, derhal  işgale son verilmesi isteniyordu.

3 Haziran 1919 yılında İspir´de büyük bir miting daha yapılmış, 20 bin kişi mitinge katılmış, Kaymakam Nesimi Bey alınan kararları telgrafla ilgili tüm devletlere iletmişti.

İspir Müdafaa-ı Hukuk-ı Milliye Reisi Cemal Bey, Vilson´a işgalin sonlandırılması için  telgraf çekiyor ve işgali protesto ediyordu.

Hınıs Kazasında ikinci bir miting tertip edilmiş telgraflarla yine  ilgili taraflar uyarılmıştı.

Pasinler, İspir, Bayburt, Hınıs´ı Kiğı haklı takip ediyor, Belediye Reisi yapılan mitingi telgrafla taraflara bildirenler arasına katılıyor, Hüseyin Hüsnü  Kiğı´lıların duygu ve düşüncelerini dünyaya ilan ediyordu.

Bütün bunlardan sonra 7 Haziran 1919 yılında Erzurumlular durumu sadarete telgrafla bildirerek kararlı olduklarını üzerlerine düşecek görevleri yapmaya hazır olduklarını beyan etmişlerdi.

17 HAZİRAN VİLAYET KONGRESİ

8 Haziranda "Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti" İnas Rüştiye binasında toplanmış,  Hüseyin Avni Bey´den başka 22 üye toplantıda hazır bulunmuşlardı.

Vilayet Kongresi olarak tarihe geçen bu faaliyetler sonunda 17-21 Haziran arasında çalışmalarını tamamlayarak tüm dünyaya "Doğu Anadolu´nun ikinci bir Kırım olmayacağı" yolunda kesin, kararlı olacaklarını ilan etmişlerdi. Ermenilere kesinlikle direnilecek,  bu konuda gereken tüm tedbirler alınacaktı.

Ayrıca karalar içinde şehirde  iptidai mekteplerin yanında bir Darulmuallim açılması kararlaştırılmış, göç yasaklanmıştı.

MUSTAFA KEMAL PAŞA ERZURUMDA

3 Temmuzda gelen Mustafa Kemal Paşa hızla kongrenin toplanması için çalışmaları hızlandırmıştı.

23 Temmuz 1919 yılında yapılan Erzurum Kongresi  kararlardan biri "Kuvay-ı Milliyeyi Amil, Milli İradeyi hakim kılmak esastır" ilkesi Kurtuluş savaşına giden yolun ilk basamaklarından biri olmuştu.

Bu arada  1 Mayıs 1920 de Telgrafçılar Cemiyeti kurularak resmen Milli Mücadele´nin haberleşme işinde Erzurumlu PTT´ciler önemli görevler üstlenmişlerdi.

İstanbul´un işgali üzerine Lalapaşa meydanında yapılan miting ve Murt Paşa Cami´sinde dönemin kadın muallimlerinin öncülüğünde bayanların katıldığı, önce Mevlit okutulup peşinden minbere çıkan Zeliha Faika Ünlüerin´in yaptığı konuşma katılanları ayağa kaldırmış, akabinde  ABD ve diğer Avrupa devletlerinin hükümetlerine telgraflar çekilmiş, Erzurumlu kadınların haklı istekleri cihana duyurulmuştu

Kasabaların halkı tarafından düzenlenen protesto mitingleri ve alınan kararlar başta İstanbul hükümeti olmak üzere itilaf devletlerine ve ABD´ye çekilen telgraflarla İstanbul´un işgali telin edilmiş, Türk milletinin bu yapılan haksızlıkların altında kalmayacağı tüm dünyaya ilan edilmişti.

Sonuç olarak yukarıda sıraladığım olaylar, 23 Temmuz Kongresi'nin kazandırdığı moral, aslında Milli Mücadele Erzurum´da başlamıştır konusundaki tezi güçlendirmektedir. Kuvay-ı Milliye´nin kurulup gelişmesinin başlangıcında, gelişmesinde Erzurum hep ön sırada olmuştur. O halde artık resmi belgelere bunun böyle geçmesinin yararı vardır. Bilim adamlarının bu yönde çaba harcamaları, gerçekleri gün yüzüne çıkarmaları ve bu yönde kamuoyu oluşturmaları gerekmektedir.

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya