Şiraz, başta Hafız ve Sadi olmak üzere pek çok İran şairinin yetiştiği bir şehir. 13. ve 14. Yüzyıllarda, dönemin İslâm şehirleri arasında en gelişmişidir. Bir zamanlar Moğol ve Timur idaresinde kalmıştır.
30.07.2019 19.01
356 okunma
SADİ VE HAFIZ TÜRBELERİNİ ZİYARET
İsmail Aydın

                Şiraz, başta Hafız ve Sadi olmak üzere pek çok İran şairinin yetiştiği bir şehir. 13. ve 14. Yüzyıllarda, dönemin İslâm şehirleri arasında en gelişmişidir. Bir zamanlar Moğol ve Timur idaresinde kalmıştır.

                Türkiye’de yeterince tanınmasalar da İran şairlerinin en tanınmışı Sadi’dir. Onu, Hafız ve Hayyam takip eder.

 

Resim önizlemesi                İran millî tarihine önem veren en etkili şair ise Firdevsi’dir. D: 935, Ö: 1020. İranlılar ona “Firdovsi” diyorlar. Firdevsi ünlü eseri Şehname’yi Türkler döneminde otuz yılda tamamlamış. Eserini Gazneli Mahmud’da sunmuş: “Çok sıkıntı çektim bu otuz yılda/ Dirilttim İranlıyı ben bu Farsçayla” diyerek eseriyle övünmektedir. Gezi boyunca İranlı rehberin dilinde ismi en çok geçen kişi Firdevsi oldu.

                Sadi’nin eserlerinde, yöneticilerin nasıl olması gerektiğini anlatan pek çok kaside ve şiir mevcuttur. Sadi’nin Türkiye’de en çok bilinen iki eseri Bostan ve Gülistan’dır. D: 1193, veya 1210. Ö: 1292.

                Sadi’nin babası, oğlunun eğitimine büyük önem vermiş bir devlet yöneticisiydi. Küçük yaşta iken babasını kaybedince eğitimine ve yetişmesine akrabaları müzahir olmuşlar. Moğol istibdadında Irak’a gitmiş, Bağdat’ta Nizamiye medreselerinde eğitim almıştır.

                Sadi çocuk yaştaki oğlunu kaybedince, kendini bulmak için Mekke’ye gitmiş, Gülistan’ı yazmış. İranlı rehber, Sadi’ye ait bir sözü şöyle aktardı: “İyi insan hiçbir zaman ölmez. Aşkın yedi sokağı var, biz hâlâ ilerdeyiz.” Rehber, “ilerdeyiz” sözüyle, o sokağın gerisindeyiz, uzağındayız, demek istiyordu.

                Sadi, Hakk’a teslim olmayanların devlet yöneticisi olmasını istemez. Bilginin hakkını vermeyen âlim için de şöyle der: “Kötülüklerden kaçınmayan bilgin; Elinde meşale taşıyan kör gibidir.”  Sadi, İslâm’daki hikmet düşüncesini şiirlerine konu edinmiştir. Onun, “O tane derviş bir kilimde uyur da, iki padişah bir cihana sığmaz” sözü meşhurdur.

                Hafız-ı Şirâzî, Isfahan’dan Şiraz’a gelerek yerleşen bir ailenin çocuğudur. (D: 1317 veya 1326. Ö: 1392.) 14. Yüzyılda yaşamıştır, Timur’la görüştüğü söylenir. Anti parantez İranlılar Timur’a özellikle aşağılamak için “Teymurlenk” diyorlar. Lenk topal demektir. (Teymurlenk: Topal Timur.)

                Hafız’ın Farsça’nın en büyük şairlerinden biri olduğu kabul edilir. İran tasavvuf şiirinin öncüsüdür. Asıl adı Şemseddin Muhammed’dir. Kur’ân’ı ezberleyerek hafız olmuştur. İyi bir medrese eğitimi görmüş, hadis, fıkıh, kelam ve tasavvuf dersleri almıştır.

                Hafız, kendinden önceki Arap ve Fars şairlerini iyi incelemiş bir isimdir. Özellikle Sadi’nin etkisinde kalarak şair olmuştur. Küçük yaşta babasını kaybetmiş, evin geçimini üstlenmiştir. O da, Sadi gibi çocuğunu kaybetmiştir. II. Moğol döneminde zulüm görmüş. Bütün bunlar, onun, kendine göre bir hayat felsefesi benimsemesinde etkili olmuştur. Şiirlerine insanlık hallerini ifade eden sevgi ve mutluluğu konu edinmiştir. Dünya varlıklarına karşı aşırı bağlılık duymamayı öğütler. Çünkü dünya gelip geçididir. O halde üzüntüleri dert edinmemeli, mutluluğu aramalıdır.

                Hafız, yaşadığı dönemde bile pek çok şairi ve Osmanlı divan şiirini etkilemiştir. Bir gazelinde; “Dostum, feleğin on günlük sevgisi masaldan, hikâyeden ibarettir / Dostlara iyilik etmek için şu on günlük fırsatı ganimet bil” der.

                Hafız, türbe ziyaretlerinden dolayı İran’ın inanç yapısını iyi bilmektedir. İranlılar, onun gaibden haber verdiğine inanıyorlar. Türbesi civarında “fal kağıdı” satanlar dikkat çekiyor.

                Hafız, Hafizîye olarak anılan semtte  Musalla Bahçesine defnedilmiş. Başucundaki mermere Hafız’a ait şiir kazınmış. Dua edenlerin hallerinden, türbelerden istimdat beklendiği açıkça görülmektedir. “Bizim türbemizden geçtiğinde himmet iste / Çünkü bizim türbemiz cihan rindlerinin ziyaretgâhı olacaktır.”

                Kabristan girişten itibaren güllerle süslenmiş. Yahya Kemal Rindlerin Ölümü şiirinde şöyle diyor:

                Hafız’ın kabri olan bahçede bir gül varmış

                Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle

                Gece, bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış

                Eski Şiraz’ı hayal ettiren ahengiyle

 

                Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde

                Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter

                Ve serin serviler altında kalan kabrinde

                Her seher bir gül açar; her gece bir bülbül öter.

 

                Hayyam’ın şu rübaisini cemiyete bir eleştiri olarak alıyorum:

                Bir elde kadeh, bir elde Kur’ân

                Bir helâldir işimiz, bir haram

                Şu yarım yamalak dünyada

                Ne tam kâfiriz, ne tam Müslüman.

            

nizâmî-i gencevî ile ilgili görsel sonucu

    İran’ın Farisi şairlerinden bahsedip de Türk şairi Nizâmî-i Gencevî’den bahsetmemek vefasızlık olur. Fuzûlî’den önce Leyla vü Mecnun isimli eseri kaleme alan Türk şairi Nizamî’nin (D: 1141 veya 1145. Ö: 1201 veya 1214) oğluna öğüdünü, Yrd. Doç. Dr. Abdüsselam Bîlgen’in, “Nizamî’nin Hamsesindeki (*) Eğitici ve Öğretici Nitelikteki Öğütler” isimli çalışmasından alıyorum:

                -Bak! Ey benim yedi yaşındaki gözümün bebeği! Ey benim için “Kâbe kavsayn” makamında olan yavrum! Seni ben besleyip büyüttüm ama rızkını Tanrı verdi. Senin üzerinde benim değil, Tanrı’nın lütfu vardır. Bu çocukluk devrinde neşe ile gül çünkü biz de birkaç gün gülmüştük. Sen yarın büyüyüp ilim ve kemal sahibi olduğun zaman, meclislerde hikmet ve irfan ışıkları saçacaksın. Boş ve anlamsız şeylerden vazgeç; İlâhî bir ilim öğrenmeye çalış ve öyle bir kemal sahibi ol ki, akıllı kimseler “Nizamî’nin çocuğu ne kadar zeki” desinler.

                Edebiyat, şair, şiir demişken Azerî Türkçesinde geçen birkaç kelimeyi de paylaşmış olalım: Dehdeban: onbaşı; seddeban: yüzbaşı; hezârdeban: binbaşı; sümük: kemik; kıç: bacak; yoğunlaşma: şişmanlama; arık: zayıf; kârhane: fabrika…

                Değerli okurlarım! Bu konuyu gereğinden fazla uzatmak istemiyorum. Ancak bahse son noktayı koymadan önce şunu söylememe izin veriniz: Gördüğüm ve anladığım kadarıyla İran halkı, başta Firdevsi olmak üzere Sadi’yi, Hafız’ı, Hayyam’ı, Nizâmî-i Gencevî’yi ve diğer şairleri okuyorlar. Dağdaki çoban dâhil, her İranlının hafızasında bu şairlerden üç beş mısra mutlaka var, diye düşünüyorum. (Gelecek yazı, Tören Şehri Persepolis.)

                (*) Hamse, bir şairin beş mesnevisini bir arada toplayan kitap.

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
İsmail Aydın
DİĞER YAZILARI

İSMAİL AYDIN KİMDİR?

İsmail Aydın, Hukukçu yazar. Anacığının anlatımına göre koç katımında doğmuş. Koç katımı, Yozgat’ta ekim ayının sonu ile kasım ayının başında olur. Dolayısıyla doğum günü belli değil ama Aydın, doğum günü olarak 29 Ekimi benimsiyor. Koç katımı, döl almak üzere erkek koyunun (Koç) dişi koyunlar arasına bırakılmasına denir.

Peki, hangi yılın koç katımı? O da belli değil. 1950 olabileceği gibi 1949’a da ihtimali var. Her nasılsa nüfusa 08.02.1953 D.lu olarak tescil edilmiş. Yaşı küçük diye ortaokula kabul edilmemiş, bu defa da mahkeme kararıyla, ay ve gün sabit kalmak üzere 1950 olarak tescil edilmiş. İsmail Aydın, doğum gününün bile doğru dürüst kayıt altına alınamayışını, okur-yazar olmayan tolumun  “hal-i pürmelâli” olarak niteliyor.

İsmail Aydın İlkokulu Sorgun’a bağlı Temrezli köyünde, ortaokul ve liseyi Yozgat’ta okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1977 yılında mezun oldu. Yedek subay olarak yaptığı askerlik görevinden sonra Sorgun’da altı yıl avukatlık yaptı. Ekim 1986’da Diyarbakır / Bismil’de Noter oldu. Kastamonu/Tosya, Bolu ve Ankara’da çalıştı, 2015 Şubatında emekliye ayrıldı.

İsmail Aydın çilekeş Anadolu’nun yanık sesi olarak çıkıyor karşımıza. Türkiye’mizin karşı karşıya bulunduğu sorunlara ilişkin çözüm önerileri sunuyor. Üzerine titrediği kesim Gençlik. Ağırlıklı olarak üzerinde durduğu sorun Eğitim.

İsmail Aydın, fakülte yıllarından itibaren yazı hayatının içinde oldu. İlk gençlik yıllarıyla beraber memleket meseleleriyle ilgilendi. Tartışmalı radyo ve televizyon programlarına katıldı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları yayımlandı. Şubat 2013’ten beridir, internet ortamında yayın yapan Ana Haber Gazete’de yazmaya devam ediyor.

Meteorolojinin Sesi Radyosu’nda 2013-2016 yılları arasında yayınlanan Kıssadan Hisseler Programı’nın yapım ve sunuculuğunu üstlendi. Türkiye Noterler Birliği’nin Meslekî Forum Sitesi’nde anılarını yazdı.

Ağustos / 2016’da “Batı’nın Gücü Nereden İleri Geliyor?”, Kasım 2016’da “Yeniden Yükselişe Doğru”, Şubat 2017’de “Umut Ülke Türkiye”, Mayıs 2017’de “Bir Noterin Anıları”, Ağustos 2017’de “Kaybettiklerimiz”, Ocak 2018’de “Kıssadan Hisseler”, Mart 2018’de “Niçin Akif? Niçin Safahat?” isimli kitapları yayımlandı.

Yazı hayatını ve kitap çalışmalarını sürdüren İsmail Aydın evli ve dört çocuk babasıdır.

YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya