Gezinin üçüncü günü (20.04.2019) antik kent Persepolis harabelerine gittik. Persepolis’in giriş kısmı, son İran Şahı Rıza Pehlevî döneminde iki yanı ağaçlandırılarak tören alanı haline getirilmiş.
06.08.2019 12.52
920 okunma
TÖREN ŞEHRİ PERSEPOLİS
İsmail Aydın

Gezinin üçüncü günü (20.04.2019) antik kent Persepolis harabelerine gittik. Persepolis’in giriş kısmı, son İran Şahı Rıza Pehlevî döneminde iki yanı ağaçlandırılarak tören alanı haline getirilmiş. Bu şekilde eski kalıntılara büyük önem verilmiş. Batı yanlısı politikalar izleyen Rıza Pehlevî, esasen bunları canlı tutup İran’ın gündemine getirirken İran tarihini 2500 yıl öteye taşıyarak Pers gururunu yaşamak istiyordu. Alanın düzenlenmesiyle yapılan ilk törene yüz elliye yakın devlet ve hükümet başkanı davet edilmiş, bunların katılımıyla Şah önemli bir mesaj vermişti. Ancak Şah’ın bu politikası, daha önce de belirttiğimiz gibi Şah’ın sonunu getirdi. Sebep, Şahın Amerika’nın gözünde millî lider haline gelmesiydi. Böyle yapmakla Şah Amerika’ya yan çiziyordu. Yan çizmenin cezası iktidardan uzaklaştırılmak ve İran’dan sürülmek oldu. İslâm’a hiçbir zaman saygı duymamış olan Batı, Fransa’nın göbeğinde oturan “İslâm Devrimi Lideri” Humeyni’yi İran’a yolluyordu. (1 Şubat 1979)

Persepolis: İran’da küçük küçük medeniyetler vardı. Bunlardan en eskisi ve en meşhuru İlâmiler’dir. Şehirlerin kuruluşu İlâmiler dönemine rastlamaktadır. M.Ö: 3000. İranlılar, Asurîleri soyguncu olarak niteliyorlar. Birçok hanedan ve yönetim gelip geçmiş. Medler, Persler ve Partlar. İlk krallığı  Zerdüşt dinine tabi Medler kuruyorlar. Medler, ateşi temizleyici, hayat kaynağı ve ısıtıcı bulduklarından kutsal sayıyorlar ama ateşe tapmıyorlar.

Medler ve Persler arasındaki mücadeleler hakkında pek çok efsane anlatılıyor. Medleri yıkan Persler’dir, Persleri yıkan ise İskender’dir. Denilebilir ki, geçmiş İran tarihi eskiden beri yeni nesillere dilden dile dolaşan resim, efsane, masal, menkıbe ve tarihî kalıntılarla aktarılıyor.

Değerli okurlarım! Persepolis’teki tarihî kalıntıları uzaktan görüp yakından da inceleyince kendi kendime hayretimi şu kelimelerle ifade ettim. Aman Allahım! O dönemde, o zamanın insanları bu devasa taşları, devasa mermer sütunları hangi teknoloji ile hangi dağdan nasıl koparıp getirmişler de, simetrik haldeki o temsili resimleri nasıl çizip işlemişler? Şöyle üstün körü bir bakışla ancak iki saatte gezilebilecek tarihî alandaki bu tabloyu görenler, hayranlıktan çok hayrete düşüyor. (M.Ö: 550-330.)

Evet, o zamanda bu kadar büyük taşları nereden nasıl koparmışlar, nasıl taşımışlar, hangi teknoloji ile yontup yerleştirmişler; özellikle nevruz törenlerini aksettiren resimleri hem de simetrik olarak nasıl kazımışlar? Gerçekten hayret edilecek şeyler. Pers kralına kutlamaya gelip hediye sunan her millet, taşlar üzerine hediyeleriyle ve kendi millî kıyafetleriyle çizilmiş. Babilliler, Asuriler, Medler, Ermeniler, Heratiler, Türkler, Hunlar, Moğollar, Çinliler… Hasılı tesbit edilebilen 28 kavim ve devlet. Bilezik şeklinde altın hediyeler, zamanın tankları diyebileceğimiz atlı savaş arabaları ve diğer envai türlü hayvan ve eşya krala hediye olarak sunuluyor. Sakailer-Türkler at getiriyorlar. Medler, krala altın bilezik sunuyorlar. Pers ve Med askerlerinin arkadaşlığı bile taşa işlenmiş. Roma imparatoru diz çöküp kraldan af diliyor. Aslan gücü temsil ediyor. Nevruz gelsin diye aslan boğayı kovuyor. Aslanın boğayı kovuşunu resmeden tabloda ilkbaharın gelişi anlatılmış.

Persepolis, Perslerin tören şehri, on kral zamanında tamamlanmış. Nevruz kutlamaları, devlet kabulleri burada yapılıyor. Her milletin giyim şekli hediyelerle taşlara işlenmiş. Giriş kısmı atların ve arabaların girebileceği yükseklikte yapılmış. Krallara özel saraylar yapılmış. Tabii, her devrin bir sonu olduğu gibi Perslerin de bir sonu olmuş. Persepolis’te en büyük tahribatı yakmak suretiyle İskender yapmış.

Perslerin en büyük Kralı Kiros’dur. Pers İmparatorluğun toprakları Pakistan’dan Bulgaristan’a kadar uzanıyor. Bu tarihlerde, Perslerin karşısında eski Yunan devletleri Sparta ve Atina vardır. Sparta ve Atina zaman zaman birleşerek Persleri Anadolu içlerine kadar itmişlerdir. Ancak daha sonra Atina ve Sparta arasında 27 yıl kadar süren savaş, Perslerin işine yaramıştır. İskender zamanında, Pers imparatorluğuna son verilinceye kadar bu mücadeleler devam etmiştir. Kiros, bir savaş sonunda Tomris tarafından başı kesilerek öldürülmüştür.

Dünya olimpiyatlarının en önemli koşusu kabul edilen ve aslında Yunan kültür ve medeniyetine hizmet etmeyi amaçlayan Marathon koşusu da, M.Ö. 490’da, Perslerle Atinalılar arasında Marathon ovasında yapılan savaştan esinlenilerek ihdas edilmiş bir yarış türüdür.  Atina’nın zaferini haber vermek isteyen bir asker, Marathon Ovasından Atina’ya kadar olan 42 km. 195 m. mesafeyi üç saate yakın bir zamanda koşmuş.

İran havayolları, Fransız Pejuet firması logolarını Persepolis’teki heykellerden almış.

Bütün bu ihtişamı gördükten sonra şunu söylüyorsunuz: Herkes gelip geçicidir, bâki olan yalnız Yüce Allah’dır.

KRAL MEZARLARI

Nakş-ı Rüstem. Persepolis kentinden ayrılıp, Nakş-i Rüstem adını verdikleri civardaki kral mezarlarının ve altında anıtların bulunduğu arkeolojik siteye gidiyoruz. Sitede, kapısı olmayan, üzerleri açık ancak insanların ulaşamayacağı yükseklikte beş adet kral mezarı mevcut. Mezarların altındaki kabartmalar, kralın hayatından kesitleri savaşlarını, ziyaretçilerini, kabullerini gösteriyor.

İranlı rehberin ifadesiyle, Kadisiye savaşından sonra; Araplar, en sağdaki heykeli tahrip edip yerine “Galip olan Allah’dır” ayetini yazmışlar. Bu ifadeyi duyunca kendi kendime, keşke dedim, Araplar, heykeli tahrip etmeden yeni bir kitabe kazıyarak aynı ayeti yazsalarmış. Bu tür hareketler İslam’a ve Müslümanlara zarar veriyor. Yüce Allah, Kureyşlilere hitabederken, yolları üzerindeki Lut kavmi kalıntılarını gösteriyor ve ibret almalarını istiyordu. Eskilere ait bu kalıntılar da ibret alınması gerekli eserler. Taliban dedikleri ucubenin zamanımızda Buda heykellerini topu tutuşu insanlık tarihi açısından hoş karşılanmamıştır.

Kral mezarlarının yanında, yapı şekliyle Kâbe’ye benzeyen “Zerdüşt Kabesi” olarak andıkları bir yapı bulunuyor. Bu yapı içinde ateş yakılmış ve krallara saygı ifade edilmiş.

                Pers imparatorluğunun kuruluşu M.Ö. 550 yılına kadar uzanıyor. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi Şah Rıza Pehlevî, bu tarihi milat olarak kabul edip, İran’ın kuruluşunu 2500 yıl öteye taşıyarak milli lider haline gelmeye çalışmış vea sonunu getirmişti. Persler, İranlılar için o kadar önemli ki, daha sonraki dönemlerde İran’a hâkim olmuş Sâsâniler’i II. Persler olarak kabul ediyor ve saygı duyuyorlar. (Kısmet olursa gelecek hafta İsfahan notlarımı iletmeye çalışacağım.)

Not: Değerli okurlarımın Mübarek Kurban Bayramlarını tebrik eder, sağlık , sıhhat içerisinde daha nice bayramlar dilerim.

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
İsmail Aydın
DİĞER YAZILARI

İSMAİL AYDIN KİMDİR?

İsmail Aydın, Hukukçu yazar. Anacığının anlatımına göre koç katımında doğmuş. Koç katımı, Yozgat’ta ekim ayının sonu ile kasım ayının başında olur. Dolayısıyla doğum günü belli değil ama Aydın, doğum günü olarak 29 Ekimi benimsiyor. Koç katımı, döl almak üzere erkek koyunun (Koç) dişi koyunlar arasına bırakılmasına denir.

Peki, hangi yılın koç katımı? O da belli değil. 1950 olabileceği gibi 1949’a da ihtimali var. Her nasılsa nüfusa 08.02.1953 D.lu olarak tescil edilmiş. Yaşı küçük diye ortaokula kabul edilmemiş, bu defa da mahkeme kararıyla, ay ve gün sabit kalmak üzere 1950 olarak tescil edilmiş. İsmail Aydın, doğum gününün bile doğru dürüst kayıt altına alınamayışını, okur-yazar olmayan tolumun  “hal-i pürmelâli” olarak niteliyor.

İsmail Aydın İlkokulu Sorgun’a bağlı Temrezli köyünde, ortaokul ve liseyi Yozgat’ta okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1977 yılında mezun oldu. Yedek subay olarak yaptığı askerlik görevinden sonra Sorgun’da altı yıl avukatlık yaptı. Ekim 1986’da Diyarbakır / Bismil’de Noter oldu. Kastamonu/Tosya, Bolu ve Ankara’da çalıştı, 2015 Şubatında emekliye ayrıldı.

İsmail Aydın çilekeş Anadolu’nun yanık sesi olarak çıkıyor karşımıza. Türkiye’mizin karşı karşıya bulunduğu sorunlara ilişkin çözüm önerileri sunuyor. Üzerine titrediği kesim Gençlik. Ağırlıklı olarak üzerinde durduğu sorun Eğitim.

İsmail Aydın, fakülte yıllarından itibaren yazı hayatının içinde oldu. İlk gençlik yıllarıyla beraber memleket meseleleriyle ilgilendi. Tartışmalı radyo ve televizyon programlarına katıldı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları yayımlandı. Şubat 2013’ten beridir, internet ortamında yayın yapan Ana Haber Gazete’de yazmaya devam ediyor.

Meteorolojinin Sesi Radyosu’nda 2013-2016 yılları arasında yayınlanan Kıssadan Hisseler Programı’nın yapım ve sunuculuğunu üstlendi. Türkiye Noterler Birliği’nin Meslekî Forum Sitesi’nde anılarını yazdı.

Ağustos / 2016’da “Batı’nın Gücü Nereden İleri Geliyor?”, Kasım 2016’da “Yeniden Yükselişe Doğru”, Şubat 2017’de “Umut Ülke Türkiye”, Mayıs 2017’de “Bir Noterin Anıları”, Ağustos 2017’de “Kaybettiklerimiz”, Ocak 2018’de “Kıssadan Hisseler”, Mart 2018’de “Niçin Akif? Niçin Safahat?” isimli kitapları yayımlandı.

Yazı hayatını ve kitap çalışmalarını sürdüren İsmail Aydın evli ve dört çocuk babasıdır.

YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya