Bir gün Beşir’in ofisi basıldı. İspatı bile olmayan bir iddia ile tutuklandı.Beşir l6 yıl hapis yattı. Dalia, Beşir’i unutmadı. O’ nun hapisten çıkması için çabaları oldu. Ama gücü yetmedi.Beşir hapisten çıktıktan sonra tekrar tutuklandı.Bu sefer Yaser Arafat gibi Tunus’a sürgün edildi.Yıllar yılları kovalayıp gitti…
29.08.2019 11.49
1 yorum
1.770 okunma
“Limon ağacı”
Av. Sabri Turhan

Limon Ağacı, bir taraftan Filistin’de yıllardır süren bir kavganın adıdır.  Diğer yandan Limon ağacı bir özlem ve bir semboldür.

Dünyanın değişik yerlerindeki Yahudiler, özelikle 1935’lerden itibaren Filistin’e göç etmeye başlarlar Buralarda Araplardan toprak satın almaya başlarlar. Sistemli bir göçtür bu aslında. Perde arkasında ileriyi düşünerek yapılmış harekattır yapılan.

Sistemli şekilde Filistin’e yapılan bu göçler, belli bölgelerde çoğunluğu sağlayınca ve beynelmilel güçleri de arkalarına alınca, l948’de bir devlete vücut verdi.

ABD’li yazar Sandy Tolan, Limon Ağacı’nda özellikle 1948’den sonra Filistin’de Yahudilerle Araplar arasındaki hakimiyet kavgasını, yapılan haksızlıkları, yasa dışılıkları, insan haklarına aykırı tutumları birer birer anlatıyor.

1948’de Filistin’de devlet kuran ve bir de güvenlik için ordu besleyen İsrail, hâkimiyet kurulan bölgelerde, Arapları sistemli şekilde evlerinden tahliye etmeye, onları zorunlu göçe zorladı. Araplar baskılarla evlerini terk ettiler. Binlerce Arap, mülteci durumu düştü. Derme çatma çadırlarda yaşamaya zorlandı. İmkânı olanlar ise başka şehirlere, mesela Ramallah’a kiralık evlere taşındı.

Kitap, tarihi roman tarzında. Ama bizim yaş grubumuzda olanlar, kitapta ismi geçenlerin siyasi figür olanlarının tamamını tanıyor. Hatta, kitabın ileriki sayfalarında anlatılanlar yakın zamana ait olduğu için o dönem ABD başkanlarının, Filistinli yöneticilerin, İsrail başbakanlarının da sayılması sebebiyle hemen onların dahil olduğu siyasi gelişmeleri ve figürleri hatırlıyor insan.

Yazar, konu ile ilgili olarak, ABD’den İsrail’e ve Kudüs’e kadar bütün resmî kurumların kayıtlarını incelemiş. O dönemde Yahudi- Arap Savaşları konusu ile ilgili olarak çıkan gazete haberlerini, yazılan kitapları, uluslararası toplantıların tutanaklarını bulup incelemiş. O dönemdeki siyasi figürlerle gidip görüşmüş. Hatta romanda adı geçen, ama dünya siyasi tarihinde adı duyulmamış kişilerle de konuşmuş. Mesela romanın baş kahramanı bir Beşir var. Bir de Dalia. . Birisi Arap, diğeri Yahudi kızı. Roman zaten bu ikisi etrafında dönüyor. Onların yaşadıkları sebebiyle diğer büyük siyasi olaylardan bahsediliyor.  Yazar Tolan, şimdi yaşları 75’lerde olan Beşir ve Daila’yı da bulup onlarla da konuşmuş.  Kitap bu kadar mufassal yani. .

İsrail devleti 1948 yılında kurulduğu zaman, birçok Filistinli Arabı, evinden zorla çıkarıyor.  Bunlardan birisi Beşirlerin ailesi ve evi. Birisi de Beşir’in iki kuzeninin evi. Başka çok var böyle. İsrail, Filistinlileri evlerinden zorla çıkarıyor. Evler bir süre boş tutuluyor. Bu arada dünyanın değişik yerlerinden Yahudiler, Filistin’e geliyor. Burada bunların yerleştirilmesi lazım. Yeni gelenler, uydurulmuş bir kurul olan “Terk Edilmiş Evler Komisyonu’na başvurup yerleştirilmelerini istiyorlar. Zorla terk ettirilmiş ama, kendiliğinden terk edilmiş evler gibi sunuluyor kamuoyunu. Bu “sahipsiz evlere” (boş duracağına) Yahudiler yerleştirilmiş oluyor. Evlerin gerçekten sahipleri az ileride mülteci kamplarında sefil sefil ve üzgün üzgün olanları seyrediyor. .

Şimdi İsrailli yetkililerin; “en iyi Filistinli ölü Filistinlidir” dediği gibi, o zamanlar evlerin sahiplerini yok sayıyorlardı. Aslında evlerin sahipleri vardı. Az ileride kamplarda. . Yazar buna; “Var ama yoklar” diyor.

Bir gün Beşir ve iki kuzeni, yıllar önce zorla terk ettirilmiş evlerini nostalji pahasına da olsa görmek ve bir özlemi gidermek için Yahudi mahallesine gidiyorlar. Kuzenlerden birisinin evleri okul olmuş. O eski evi geriden görüyorlar Sonra diğer kuzenin evlerine gidiyorlar. Kapıyı açan Yahudi bayana durumu anlatıyorlar. Ama kapının anında yüzlerine kapandığını görüyorlar.  Bunları, Beşirlerin evinde durum ne olacak acaba diye bir merak sarıyor.

O zaman ve şimdi İsrail’in işgali altındaki Ramla şehrinde Beşir’in babası Ahmet’in 1935’de yaptığı bahçeli ev burası. Bahçede bir limon ağacı var. Beşirler dikmiş o ağacı.

Beşir ve iki kuzen eve geliyorlar. Zili çalınca, kapıyı bir Yahudi kızı açıyor. Adı Dalia.  Baba ve annesi o anda evde yoklar. Beşir, durumu anlatıyor:” Ben bu evde doğdum. Bu ev bizim evimiz. Siz sonradan gelip, terk edilmiş diye buraya yerleştirildiniz. Aslında biz evimizi terk etmemiştik. Sizinkiler bizi zorla evimizden çıkardılar. Size buralar sahipsiz, siz burada oturun diye sizi yerleştirdiler. Biz evimizi bir görmek istiyoruz. Duvarlarını okşamak, bahçedeki limon ağacının gölgesinde az biraz durmak istiyoruz Bir nostalji yaşamak istiyoruz” dedi. Dalia onları içeri aldı. Özlemlerini gidermelerine izin verdi.

Buradaki konuşmalarda Dalia ile Beşir, Yahudilerle Filistinli Arapların bir arada yaşayabilecekleri konusunda anlaştılar. En azından birbirlerinin acısını anladılar. Dalia, Beşirlerin ve mülteci kampındaki Arapların evleri varken, neden sefil olduklarını anladı. Bazı İsrail yetkililerinin zalimane tutumlarını tasvip etmediğini anlattı. An azından iki ailenin ve iki toplumun birbirlerini i anlamaları gerektiğini söylerdi. Bahçedeki limon ağacından üç limon koparıp Beşir’e verdi.

Beşir akşam eve geldiğinde olanları anlattı. Beşir’in babası Ahmet, limonları göz yaşları ile okşayarak kokladı. Ailede yoktan bir sevinç oluştu.

İşte o limon ağacı, ondan sonra Filistin barışının bir sembolü oldu.

Bu arada umulmadık olaylar, beklenmedik gelişmeler oldu. Yıllar 1948’den çok ilerilere doğru aktı gitti. Beşir, Kahire Hukuk Fakültesini bitirip avukat oldu. Ramallah’da bir ofis açtı. Dalia başka bir Yahudi gençle evlendi. Arap- İsrail savaşları çıktı. 6 gün Savaşlarında koca Mısır ordusu İsrail ordusuna yenildi. Nasır’ın gücü savaşı kazanmaya yetmedi. Kral Hüseyin Ürdün’de ve Arap –İsrail olaylarında kaçamak tavırları ile önemli roller üstlendi. İsrail’in ilk işgal ettiği yerler genişledi. . Arapların üzerlerindeki baskılar artıkça arttı. .

Bir gün Beşir’in ofisi basıldı. İspatı bile olmayan bir iddia ile tutuklandı. Beşir l6 yıl hapis yattı. Dalia, Beşir’i unutmadı. O’ nun hapisten çıkması için çabaları oldu. Ama gücü yetmedi. Beşir hapisten çıktıktan sonra tekrar tutuklandı. Bu sefer Yaser Arafat gibi Tunus’a sürgün edildi. Yıllar yılları kovalayıp gitti…

Filistin cephesinde de İsrail   cephesinde de önemli olaylar oldu. Yahudilerin arasında Dalia gibi ılımlılar vardı. Başbakan Rabin, yumuşama ve diyalog tarafları idi. Şimdiki başbakan Netanyahu,Rabin’i

“Terörist bir Filistin devleti kurulmasına izin verecek” diye suçladı.  İsrail hiçbir uluslararası kurulu dinlemiyordu. Birleşmiş Milletlere  meydan okuyordu. Barış yanlısı Rabin, fanatik bir Yahudi genci tarafından öldürüldü. Fanatikler;” en iyi Filistinli, ölü Filistinli’” diyordu. Böyle bir Filistinliye nasıl hürriyet verilir, nasıl onlara ayrı devlet kurma hakkı  verilebilirdi? Barış içinde iki toplumun bir arada yaşamı diye bir şey yoktu onların gündemlerinde. Aslında hava korsanı Leyla Halit ile Yaser Arafat iki toplumu yaklaştırıcı bir görüşü sahip idiler. Zaman zaman Yaser Arafat bile halkın gözünden düştü.  Verilen tavizleri Araplar çok buluyordu.

Filistin kurtuluş hareketleri de kendi aralarında bölündükçe bölünüyordu.  Dr. George Habaş’ın Filistin Kurtuluş Cephesi’nden başka, Yaser Arafat’ın El Fetih teşkilatı başı çekiyordu. Bu arada bir de HAMAS çıktı.

Bazen evlerinden sürülüp çıkarılan, halende evleri yıkılan Araplar, o zaman yöneticilerinin yaptığı siyasi hatalara ve lükse varan uygulamalarına öfke ile ve kalpleri kırık bir şekilde karşı çıkıyordu.

El Fetih ve Yaser Arafat, Tunus’ta sürgünde iken, sonradan Arafat’ın yerine gelecek olan şimdiki Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas ve bazı El Fetih yöneticileri için lüks malikaneler yapıldı.  Malikane2 milyon ABD dolarına yaptırıldı. Bu malikaneler fakir Arapları derin bir üzüntüye düşürdü. Bir Arap, Mahmut Abbas’ın evinin duvarına;” Bu ev! Filistin davasını satma bedelidir” diye yazı yazdı.

El Fetih yöneticilerinin lüks Mercedeslerle şehirlerde ve yollarda tur atmaları, patika yolarda eşek arabaları ile giden fakir Arapları toz duman içinde bırakmaları ne kadar acı idi. . Mülteci kamplarında ekmek bile bulamayan çaresiz Arapların, yöneticilerinin israfı karşısındaki tavırları hazin bir öykü olarak anlatılır kitapta.

Yıllar yılları gene kovaladı. Dalia  ve Beşir’in ayrı ayrı dünyaları oldu. Dalia’nın içine bir türlü başkasının evinde oturmak sinmemişti. Beşir’i buldu tekrar. Ev Yahudi- Arap diyaloğu evi osun. Siz nasıl olsa buraya gelemiyorsunuz. Biz de bu evde oturmak istemiyoruz “dedi. Bu teklifi Beşir kabul etti. O ev, Yahudi-Arap diyalog evi oldu. Ev vakfa bağışlandı. Burada Arap ve Yahudi çocukları beraber okudu.

En azından bu bir başlangıç oldu.  Tüm iki toplumun birlikte yaşamasının sembolü oldu bu. Evin bahçesindeki limon ağacı da bir sembol oldu böylece. .

Semboller ne zaman gerçek olur belli değil. .

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
1 yorum yapıldı
Acıklı bir destan
Acıklı bir destan hikayesinin acı yüzünü Limon Ağacı'nı okuyarak aktarmışsınız. Teşekkürler üstad. Mesainiz mübarek olsun
Yorum Ekleyen: Mustafa Yıldız     31.8.2019 15:27:56
YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya