MUSİBETLER NASIL RAHMETE DÖNER?
Bugünlerin etkin konusu, gündemin patronu malumunuz Koronavirüs. Sınır tanımıyor, inanan inanmayan, zengin fakir, amir memur dinlemiyor, temas edeni tutuyor.
11.05.2020 19.04
1.445 okunma
MUSİBETLER NASIL RAHMETE DÖNER?
Ali Kerrar Ulu

Bugünlerin etkin konusu, gündemin patronu malumunuz Koronavirüs. Sınır tanımıyor, inanan inanmayan, zengin fakir, amir memur dinlemiyor, temas edeni tutuyor. Dünyada, bu yazının yazıldığı tarih itibariyle hastalıktan ölen kişi sayısı üç yüz bine yaklaşırken  hastalığa yaklaşanların sayısı dört milyonu geçti. Ülkemizde ise ölen kişi sayısı 3.786, vaka sayısı ise 138.657 kişiyi buldu. Ölen vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, hasta olanlarına da acil şifalar dilerken hasta olmayanlarımızı da Rabbim korusun inşallah. Bu arada;  her türlü tedbiri alarak vatandaşına sahip çıkan ve vatandaşından bir şey esirgemeyen devlet idarecilerimizden, gecesini gündüzüne katarak özverili bir şekilde çalışan sağlıkçılarımızdan, emniyet güçlerimizden, memurlarımızdan ve gönüllü çalışanlarımızdan Allah gani gani razı olsun, hayır üzere korusun muhafaza buyursun inşallah.

 Biz iman edenler inanırız ki; Allah’ın izni olmadan bir yaprak dahi kımıldamaz. Öyleyse bu musibet ister laboratuvar ortamında üretilsin isterse Allah’ın bizlerin yaptığı zulümlere karşılık bir cezalandırma olarak ya da bir günahımızın cezası değil de isterse imtihan kastıyla olsun netice olarak Allah’ın müsaadesiyle başımıza gelen bir musibet ve biz şimdi bununla yüz yüzeyiz.

Müslümanlar olarak bu afetle niçin buluştuk bu afet bize neden musallat oldu.? Buna benzer

soruları kendi kendimize soralım.

Kısaca isterseniz, “Doğrusunu Rabbim bilir” diye başından peşin peşin söyleyerek kanaatlerimizi sizinle paylaşalım:

KENDİM ETTİM KENDİM BULDUM

“Başınıza gelen herhangi bir musibet ellerinizle işlediklerinizden ötürüdür. O, yine de çoğunu affeder.” (Şûrâ suresi-30) Bu ayet çerçevesinde düşündüğümüz taktirde;

Müslümanlar olarak başımıza gelen musibetlerin sebep ve nedenlerini Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerime baş vurduğumuz zaman oradan çıkarabiliriz.

Bu ve benzeri ayetler işte şu yaşadığımız musibetin ana temel nedenini açıklıyor.Allah’uTeala

kullarını çok seviyor Rahim ve halim sıfatlarının gereği kullarını uyarıyor.Akıllarınızı başlarınıza alınız haram ve helal noktasında koymuş olduğum sınırları aşmayınız. Dünyada sizi bazı musibetlerle uyarırım.Kötülük ve isyanlardan vaz geçiniz.Yoksa ahirette çok şiddetli azapla baş başakalırsınız diyor.O zaman bizler, hayatımızdaki aşırılıklar, taşkınlıklar, isyan ve Rabbimize itaatsizlikle ilgili bir şeylerimiz varsa onları derhal terk etmeli ve tövbe etmeliyiz.

Kimse günahsız değildir, her kul günah işlemeye meyillidir, bu itibarla hatalarımızı kabullenip, günahlarımızı pişmanlık bohçasına sarıp tövbemizle Rabbimizin af kapısına bırakmalıyız.

Kendimizi, Allah rızası için ve kendi iyiliğimiz için eleştirelim ve bunu yaparken de korkmayalım, hatta nefsimizi kabartıp ona pay çıkarırcasına kendimizi beğenip hatası az biri olarak kabul ederek hiç de işin kolayına kaçmayalım.

AYNAYA MI BAKALIM, MİHENK TAŞI MI TUTALIM?                                             

Şu süreçte işlerimizi yapamaz hale gelip kendimizi evlerimize hapsettik, bu yüzden canımız acıyor. Bazılarımızın hastalığa yakalananları var, ölenleri var, bu yüzden de canımız yanıyor. Niye yanmasın ki; can tatlı, can aziz. İşte bu yüzden canımızı daha fazla acıtmadan ve Allah korusun daha elem veren Ahiret azabına muhatap kılmadan önce; canımızın, sevdiklerimizin kıymetini bilelim ve onları koruyalım. Neye karşı?“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” (Tahrim suresi- 6)

Korumak, Alah’a ve Rasulü’ne itaatle, günahlardan kaçınmakla olur.

“Allah’a ve Peygambere itaat edin ki size merhamet edilsin.” (Âl-i İmrân Suresi 132. Ayet)

Allah’a ve Rasülü’ne itaat etmek demek; onların razı olacağı şekilde yaşamakla olur.

İşte tam da burada ister aynaya bakın hayatınızın aynaya yansımasını görün, isterseniz hayatınızı mihenk taşına vurun kaç ayar kalitede olduğunu görün. Bu gördüklerinizi sorgulamaya, eleştirmeye, tamir etmeye tamir olmayacaksa çöpe atmaya cesaretli olun, yürekli olun.

Müslümanlar olarak Allah’ımızın biz Müslümanlardan istediklerine ne kadar uyuyoruz?

Müslümanların yaşadığı toplumlarda, Müslümanları sevk ve idare eden kanunlar ne kadar inancımıza, ahlakımıza uygun? Eğer anayasal özgürlük din ve vicdan özgürlüğünü esas alıyorsa ki doğrudur ve Anayasamız bunu temel hak olarak görür; o halde insanları idare eden yasalar da o insanların inancına, ahlaki değerlerine uygun olması o insanlara anayasamızın tanıdığı hakkı teslim etmesi doğru olandır.  Zina ve eşcinsellik haramdır ama Türkiye’miz de suç değildir. Yasaklayan bir kanun da yoktur. Eşcinsellik ve zina yaparak nesilleri bozmayalım diyenler suçlu ilan ediliyorlar. İşte Diyanet İşleri Başkanımız Ali ERBAŞ, zina ve eşcinselliğin toplumumuzu felakete götürdüğünü, bunun için tedbirler alınması gerektiğini söylediği için hakkında suç duyurusunda bulundular. Davalar açıldı. Bu inanca saygısızlığı ve cürüm olarak Allah’a saygısızlığı nasıl özgürlükle ifade edebilirsiniz? Eğer özgürlükse  Müslüman bir ülkede Müslümanların dini duygularını incitmek özgürlüğe ters değil mi? Her neyse konumuzu fazla dağıtmayalım, hayatımıza aynada bakmaya devam edip mihenk taşına vuraduralım;

Bir kere, İbadetlerimiz Allah’ın emirleri doğrultusunda icra edilmeli, ferdi hayatımız ailevi siyasi

iktisadi ticari hayatımızın her alanında Allah’ın razı olacağı şekilde olmalıdır. Ha şunu da belirtelim ki; inanç konusunda, yaşantı tercihi konusunda kimse zorlanamaz, Allah bile zorlamamış, kişileri özgür iradelerine bırakmıştır ve bu tercihlerini esas alarak ahirette ceza ya da mükafat uygulayacaktır. Bizim aynaya bakalım dediklerimiz, Allah’ın rızasını önemseyerek O’nun istediği gibi salih bir mü’min olma çabası içinde olanlaradır.

Tesettür Allah’ın kesin emridir, ne kadar uygulayabiliyoruz ya da tesettür diye giydiğimiz kıyafetler, modayı mı temsil ediyor yoksa bedenimizi, organlarımızı mı gizliyor, hangisi?

Faiz haramdır, Allah ve Resul’üne savaş açmakla vasıflandırılıyor. Müslümanlar olarak ne yapıyoruz, nasıl uzak durmaya çalışıyoruz, Allah’ın gücüne kudretine sığınarak çaresizliğimizin çaresini O’nun tükenmez hazinelerinde aramak varken; yoksa günün bir mecburiyeti olarak mı görüyoruz?

Yeni kurulacak ailemizin temelini dualarla ve şeytanı kahrederek mi atıyoruz, yoksa dans ve balo ile şeytana sevinçten göbek attırarak mı atıyoruz? Bu soruları çoğaltmak mümkün biz en iyisi bu soruları çoğaltmayı size bırakalım, çünkü hayatınızı en iyi siz bilirsiniz, çünkü sizin özeliniz..

Tercihimiz; Ziyanda mı olacak yoksa kazançta mı olacak, Asr suresine kulak vererek kararımıza yön verelim: “Andolsun zamana ki, insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak, iman edip de sâlih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka (Onlar ziyanda değillerdir).” (Asr suresi meali)

SİZ DE EYÜP SABRI MI VAR?

Kişinin başına musibetler gelirken illaki bir günahı, kusuru da olması gerekmez. Allah kullarından günahsız olanları da afet ve musibetlerle dener. Sabır güçlerini ve Allah’ın iradesi karşısında metanetlerinin derecesini görmek ister. Belalar, musibetler, hastalıklar yalnız münkir, müşrik, isyankar ve günahkar kullarına gelmez. Günahsız, gerçek anlamda kendisine kulluk yapanlara da gelebilir. Hayatta en ağır imtihanların, musibetlerin Allah’ın seçkin kulları olan Peygamberlerine geldiğini görürüz. En ağır zorlukları, dertleri, belaları, musibetleri onlar yaşamıştır. Peygamberimiz (s.a.v.), alemlere rahmet olarak gönderildiği halde kendisi dünyaya gelmeden babası vefat etmiş, altı yaşında iken hem de gurbette iken annesini kaybetmiş, müşriklerden olmadık hakaret ve saldırı görmüş, yeri gelmiş elleriyle evlatlarını kabre koymuş yeri gelmiş açlığın şiddetini hissetmemek için karnına iki taş bağlamış ve daha neler neler, ama o’nun derdi dünya olmamış, o’nun derdi Allah’ın rızası olmuştur. Diğer peygamberlere baktığımızda durum farklı değildir. İbrahim (a.s.) ateşe atılmış, Musa (a.s.) Firavun’la ölümüne uğraşmış durmuş, Cercis (a.s.) testere ile başından aşağı Yahudiler tarafından kesilmiştir ve daha nice Peygamber kıssaları bizler için birer sabır ve hayat dersi taşır. Gündemimiz sağlık olunca Eyüp (a.s.) Peygamber’den de bahsedelim; Peygamber Eyüp (a.s.) bolluk ve refah içerisinde değil yokluk ve bela anında sabrını ve metanetini göstermeliydi. Allah-u Teala RasuluEyub (as) ı, çocukları ve mal, mülk ,servet ile sağlık yönünden de ağır bir imtihana tabi tuttu. Eyüp(A.S.) çok ağır bir hastalığa yakalandı. Çocuklarını kaybetti servetleri yok oldu tek hanımı ile baş başa kalmıştı fakat azminden ve iradesinden bir şey kaybetmedi Rabbine yöneldi.

“Eyyûb’u da an! Hani rabbine, "Başıma bu dert geldi. Ama sen merhametlilerin en üstünüsün" diye niyaz etmişti. ( Enbiya-83 ) Geçen süre içerisinde sabır ve duası karşılık buldu.

“Bunun üzerine biz, tarafımızdan bir rahmet ve kulluk edenler için anılacak bir örnek olmak üzere onun duasını kabul ettik; kendisinde dert ve sıkıntı olarak ne varsa giderdik; ona aile efradını, ayrıca bunlarla birlikte bir mislini daha verdik.” (Enbiya- 84) Rabbim bizleri böyle zor imtihan eylemesin ama zor zaman olursa Eyüp (a.s.) Peygamberin sabrı aklımıza gelsin.

MUSİBET RAHMETE GÖTÜRÜR

“imtihan edeceğiz. Sabredenlere müjdele. Onlara bir musibet geldiğinde biz Allaha aitiz ve

elbette ona döneceğiz derler” ( Bakara- 154,155) Bu teslimiyet mümin olmanın güzelliğidir.

Peygamberimiz (s.a.v.) de bu konuda şöyle buyururlar;“Müminin hâli ne hoştur! Her hâli kendisi için hayırlıdır ve bu durum yalnız mümine mahsustur. Başına güzel bir iş geldiğinde şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bir sıkıntı geldiğinde ise sabreder; bu da onun için hayır olur.”(Müslim, Zühd, 64)

Sıkıntılara katlanmak mümin olmanın bir gereğidir. Ama sıkıntı, ızdırap , hastalık, afet v.b in de gelmemesi için tedbirler alınır ve gerisi Allah’a bırakılır. Başımıza gelenleri kendimiz için bir fırsata dönüştürelim. Eyüp (a.s.)’ın yaptığı gibi sabır ve tevekkülle karşılayarak musibetin rahmete dönüşmesi için Allah’a yalvaralım. Hatalarımız varsa Rabbimiz bize hatalarımızdan dönmeyi bizlere nasip etsin. Zahmet, rahmet olsun. Günahlardan kaçınan bir kul olmayı hedefleyelim. Bu uğurda Rabbim yardımcımız olsun.AMİN

EY AKIL, EY VİCDAN AYAĞA KALK!

Bu yaşadıklarımızı sadece inananlar olarak bizler yaşamıyoruz, mümin, kafir herkes yaşıyor, ve herkes kendi menfaati için kendine dersler çıkarmalıdır. Mü’minler , hatalarından arınarak daha iyi bir mü’min haline gelme çabası içerisinde olurken; Allah’a inandığı halde Rasulü Muhammed (s.a.v.)’e inanmayan ya da her ikisine de inanmayan insanlar, Allah’ın kudreti karşısında O’na teslim olmayı, O’na iman etmeyi aklın bir gereği olarak görmelidirler. Buradan, sağduyulu, ön yargılarından sıyrılmış, hakikati kabulde inat etmeyen iman etmemiş aklı sahiplerine sesleniyorum;

Bakın görün,  kendiyle övünen insanlığının, ne mallarının, ne teknolojilerinin, ne de övündükleri güçlerinin Allah’ın görünmeyen bir mikrobu karşısında dahi çaresiz kaldığını çok net bir şekilde yaşayarak gördünüz. Yegane güç Allah’tır. Öyleyse geliniz, Tevrat’ta ve İncil’de adı geçen Hak peygamber olan Hz. Muhammed’e siz de iman ediniz, baki olan ahiret hayatını azapla doldurmayınız.

Allah’a ve Rasulü’ne iman edip itaat ediniz. Kendinizi seviyorsanız bunu yapınız, biz sizi Allah’ın bir kulu olarak önemsiyor ve sizin ateşin dostu olmanızı istemiyoruz.

 

                                                                                                                    Ali Kerrar Ulu 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya