Tahtacı Hıdır Amca, bizim Çaykenarı Köyü’ndeki evimizin yan tarafındaki damdan bozma tek göz evde bir süre oturdu. Köyün ve civar köylerin tahta ve kereste ihtiyacı vardı.
16.08.2019 15.22
532 okunma
“Beslenki”
Av. Sabri Turhan
Tahtacı Hıdır Amca, bizim Çaykenarı Köyü’ndeki evimizin yan tarafındaki damdan bozma tek göz evde bir süre oturdu. Köyün ve civar köylerin tahta ve kereste ihtiyacı vardı. O zamanlar hiçbir yerde  hızar yoktu. Tahtacılar, bilek gücü ile ve yerine göre 2 metre 1.5 metre uzunluğundaki “ bıçkı” denen kesici  aletlerle tahtaları keserler, ihtiyaç sahiplerinin  ihtiyacına göre şekil verir, bir hizmeti  karşılarlardı.
 
Hıdır Amca, tek göz evinin önünde ve arkasında, bizim gelecek yaza kadar  kullanılmayacak olan  harman yerinde  dağ gibi keresteleri,  kalasları  ve tahtaları  yığıp, onları isteyene istediği kadar ve istediği şekilde   kesip kesip satıyordu. İş sadece koca koca keresteleri kesmek değildi. Buna şekil de veriyordu.Yani işin bir de sanatkarlık yönü vardı.Bazen de keresteleri  vatandaşlar kendileri getiriyor, Hıdır Amca  onların malı olan keresteleri onların istediği şekilde kesip müşteriye teslim ediyordu. 
 
Sonradan köylere elektrik  geldi. Her yerde hızarlar ve marangoz  atölyeleri açıldı. Dağlardan elindeki bıçkılarla kereste getirip satan ve vatandaşın  ihtiyacını  gören tahtacılara ihtiyaç  kalmadı. Sırtında bir ekmek torbası, elinde bir bıçkı aleti ile dağlarda gezen  tahtacılar, sanayiye  ve teknolojiye yenik düştü Elle ve bilek  gücü ile  kalın kalın keresteleri kesmek kolay  değildir. Bu iş çoğu zaman bir kişi  ile olmaz 2 metre uzunluğundaki bıçkı aletinin diğer ucunda  bir kişinin daha olması gerekir. Bıçkı iki ucundan tutularak tahtalara sürülür. Bıçkıyı tutanların  biri salar, bir asılır kalası  keserken.. Biri asılır biri salar.. Sonra salan asılır, asılan salar.. Böyle böyle bir adam kalınlığından  daha kalın keresteler ufalır gider.  Her iki kişi de bileğini ve pazularını  çalıştırır  yani. Küçük kesimlerde, küçük kesiciler kullanılır. Onun  için iki kişiye ihtiyaç   olmayabilir. Ama büyük kerestelerde  mutlaka iki kişinin olması gerekir.
 
Hıdır Amca’nın en büyük yardımcısı  karısı  Şevkiye Teyze idi. Çocukları  küçüktü o zaman. İkisi kalas keserken, biz, onların  çocukları ile tahtaların arasında oynardık.
 
Üstelik ,Şevkiye Teyze o yıl 3.çocuğuna hamile idi. Karnı burnunda, koca koca keresteleri  kesmede Hıdır Amca’ya yardım eder, acıktıklarında yemek hazırlar, yemekten sonra o hali ile  gene kereste kesmeye devam ederdi.
 
Komşuluğumuz iyi  idi  Hıdır Amcalarla. Zaten o tek göz eve onları babam yerleştirmişti.
 
Bir sabah Hıdır Amcaların çor-çocuk ellerinde  bavullarla ve bohçalarla  bir yere gittiklerini gördüm.
 
Yola çıkıp otobüse bineceklermiş gibi idiler. Biz ayakta idik. Anama sordum: "Nereye gidiyorlar  ana?" Anam:"Şevkiye teyzenin bir bebeği olacak. Kız kardeşinin  çocuğu olmuyormuş. Günlükbaşı’na onların evine gidiyorlar. Çocuk o evde doğacakmış. Çocuk o evde doğacak..O evin çocuğu olacak.Gözünü ilk açtığı yer, onun evi olacak. Gözünü ilk açtığında  ilk gördükleri onun anası ve babası olacakmış. Yani  çocuğu beslenki  vereceklermiş" dedi.
 
Bir kaç gün sonra  Hıdır Amca, Şevkiye Teyze ve bizim oyun arkadaşımız  iki çocuk geri geldiler.Şevkiye Teyze biraz zayıflamış, karnı inmiş, ağır ağır yürüyor. Biraz sanki üzgün ..Biraz da sanki sevinçli  gibi idi.
 
Üzüntüsü yavrusundan  uzak olması idi. Sevinci de kardeşinin bir derdine derman olmuş olması idi  Çocuğu olmayana bir teselli, bir evlat vermekti  onlarınki. Hem, çocuk da zaten ele gitmiyordu. Soyadı ayrı olacak olsa da çocuk gene gözünün önünde sayılırdı. Ne de olsa çocuğa bakan kız kardeşi idi.Sık sık gidip gelme imkanı da vardı akrabalık sebebiyle.. 
 
Bu, Anadolu insanının teknolojinin  ve tıbbın  bu günkü  kadar gelişmediği  bir zamanda “iyilik ” adına bulduğu bir çözümdü.
 
Bu misalleri Anadolu’da çok görürüz. Evladını, akrabasına veya hiç tanımadığı birine evlatlık(bizim oralarda bu  beslenkidir)  vermeler çoktur. Bu büyük bir fedakarlıktır. 
 
İyiliklerin en büyüğüdür. Ama dayanabilene..
 
Çocuk büyüyünce, koca adam olunca, gerçeği anlar. Durumu kabullenir. Zamanla her iki tarafı da sever. Hayatı sürer gider. Diğer taraf ise evlat yetiştirmenin hazzını tatmış olur.
 
Evlatlık  vermenin başka hazin hikayeleri  de vardır.. Doğum esnasında karısı öldüğü için öksüz oğlunu kardeşine  evlatlık veren Burhaniyeli Hasan’ın hazin hikayesi hala  hatırımdadır. Hasan: “oğlum bana amca diyor” dediğinde gözlerindeki  acıyı görmüştüm.
 
Ya, yetiştirme yurdunda büyümek zorunda kalanların  hikayesi nasıldır? Devletin  bunlara sahip çıkması bir tesellidir. En kötüsü, cami avlusuna bırakılanların hazin öyküsüdür... 
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya