Hastanın kalbi ve solunumu durmuş. Yani Türkçesi; “Ölmüş”. Bu durumda tam bir seferberlik başladı. 3-4 doktor ve birkaç hemşire hemen canla başla hastayı tekrar hayata döndürebilmek için çalışmaya başladılar.
19.09.2019 04.24
1.351 okunma
Bu kadar hastayı bekletmeye ne hakkınız var!
Ersoy Baba

Hastane. Acil servis. Geceyarısı olmasına rağmen acil servis ana-baba günü. Herkes “benim hastamın durumu daha acil” diye sıra kapma telaşında.

Muayeneye gelen hastanın hastalığının teşhisinde hata olmasın diye hemen kanı alınıyor, durumuna göre röntgen veya diğer tetkikleri acilen yapılıp gereken ilaçlar için şifre verilip gönderiliyor. Tek kuruş da harcatmadan.

Bu arada sedye ile bir hasta geldi. Hastanın kalbi ve solunumu durmuş. Yani Türkçesi; “Ölmüş”. Bu durumda tam bir seferberlik başladı. 3-4 doktor ve birkaç hemşire hemen canla başla hastayı tekrar hayata döndürebilmek için çalışmaya başladılar. Hemşireler arada bir alet edevat getirip götürürken açılıp kapanan kapının arasından doktorların o hummalı ve aşırı gayretli çalışmalarını görüyordum. Bu çalışma yarım saati bulmuştu. Bazen 45 dakika sürebildiğini biliyordum. Tabi bu arada tek doktora düşen acil servis muayeneleri yavaşlamış, bekleyen hastalar ve yakınları homurdanmaya başlamıştı. Biri patladı:

-“Bir insanı hayata döndüreceksiniz diye bu kadar hastayı bekletmeye ne hakkınız var!

Güler misin, ağlar mısın? Lafa bak. Ben rahatsızlığımı unuttum. Sırtımı duvara yasladım. “Film başlıyor” deyip seyre devam ettim.

İçeride doktorların yarım saati aşkın bir süredir olağanüstü gayretle hayata döndürmek için çalıştıkları hastanın yakınlarının bu homurdanmalara tepkileri keskin oldu tabi ki. Diğerleri daha keskin, hatta bariz küfürlerle yanlış tavırları sürdürünce kavga da başladı.

Bekleyen hastalar için üzüldüm tabi. Türkiye’de yaşıyorlar ve böyle bir sağlık standartlarının içindeler malesef.

Oysa Avrupa’da mesela İngiltere’de olsalardı böyle mi olurdu?

Orada bulunan hastalar (ani kaza ile yaralanma, kalp krizi veya terör saldırısı harici olanlar) üç hafta önceden aile hekiminden randevuyu alması ve gününü beklemesi gerekir.

Aile hekimi 3 hafta sonra sırası gelen hastayı muayene edip eczaneden parasıyla alacağı ilaçları yazacak veya tedavi yollarına bakacak. Hasta için röntgen, emar, kan tahlili gerekiyor ise birkaç gün daha zaman geçmesi ve hepsinin çok kazık bir rakam ile bedellerinin hastadan tahsil edilmesi şarttır. Bedeli alınmadan bu tetkik ve tahliller asla ve asla mümkün değildir.

İngiltere’de hiçbir hasta çok mecbur kalınmadığı sürece aile hekimi tarafından hastaneye sevk edilmez. Hele hele hasta acil servise kafasına göre gidemez. Gitse de muayene olamadığı gibi aile hekimini atlayıp hastaneye geldiği için ceza yer.

İngiltere’de, Avrupa’nın çoğu ülkesinde hatta ABD’de  sağlık sistemi; “Paran yoksa öl!” sistemidir.

İngiltere’de seçim vaadi: “Aile hekimleri randevularını üç haftadan üç güne düşüreceğiz” oldu.

Dönelim bizim acil servise:

3-4 doktorun, bir o kadar da hemşirenin bir hastayı hayatta tutabilmek için gösterdikleri çaba müthişti. Tüm olan bitene rağmen devekuşu olanlara ve “derya içredür, deryayı bilmezler” sözünün muhataplarına hayret ediyorum.

Bu zihniyetin zavallı temsilcileri halen “Bu geri zekalı yöneticileri nasıl seçtik” diye söylenirler ya, o da bir başka hayretimin konusudur.

Onlara kalsa sağlık konusunda bu gün İngiltere’yi yakalardık. Çok geri kaldık çook!

Ben rahatsızlığımı ertesi gün polikliniğe giderek çözmeye karar verip acil servisten uzaklaştım.

***

Şu sıralar Ankara’da olduğum için 30 yıldır sürekli gittiğim(!) Teknofest festivaline bu yıl gidemedim. Medyadan takip ediyorum. Çok güzel adımlar gelişmeler.

Bu arada psikolog olsaydım, içe kapanık, gelişmeye kendini kitlemiş ama elinden gelenin en fazlasını yapmaya çalışan, sanata düşkünlüğünü tapınmaya dönüştürüp, tanrılarını üretme çabası içine giren İzmir Belediyesinin “Heykel Çalıştayı” na gitmeyi de isterdim. Ama bu rahatsızlıkların teşhisi için çalıştay süresini; yani bir ayı beklemeye de gerek olmazdı sanırım. Bu hastalar çok uzun yıllardır var. Tabi bu insanları araştırmak için oraya kadar giderek ben de bir başka araştırmanın konusu olabilirim diye kendimi tuttum.

“Ya bu Ersoy Baba da nerde sürttüğü belli değil. Kâh orada kâh burada. Her konuya nişasta oluyor” diye söylendiğinizi duyuyorum. Geçen yazımda kitap yazmanın zarureti ve yöntemlerini yazmıştım. En azından anılarınızı yazın diye. Herkes hala yazmayı değil de okumayı tercih ediyor. Bunu da en bariz olarak sitedeki okunma oranlarımın patlamasında görüyorum.

Birçok okuyucum yazılarımın geciktiğini söylüyor. Yeni yazılarımı beklediklerini, hatta yazılarımın gecikmesi durumunda annelerinin Anahabergazete bürosu önünde oturma eylemi yapacakları tehdidinde bulunuyorlar. Diyarbakır HDP binası önündeki annelerden (ki hepsini saygıyla selamlıyor ve destekliyorum) ders aldığım için yazılarımı hızlandırıyorum.
Bu hafta bu kadar. Gelecek hafta için de 7 gün sürer diyorlar. Hele bekleyelim görelim.

Kalın sağlıcakla.

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Ersoy Baba
DİĞER YAZILARI

Yazarın Özgeçmişi:
Kayıp kimliği yüzünden 2019 seçimlerine kadar oy kullanamamıştı. 2019 seçimlerinde oy kullanamadığı tüm seçimlerin oyunu bir seferde kullanınca İstanbul seçimleri mahkemelik oldu. Seçimin iptali söz konusu oldu. Oylarının bu kadar etkili olacağını bilseydi valla da kullanmazdı. 

Mahallesinde Baba Ersoy olarak tanınan Ersoy Baba Bolu Mengen doğumludur. Mengenlidir ama sadece yemeyi bilir, yemeği yapmayı bilmez. Ersoy Baba Lise tahsilinden sonra Ankara'ya yerleşti. Ankara Ticari İlimler Akademisinin her gün önünden geçmiş olmasına rağmen İstanbul'a taşınınca bu eğitim hayatına ara vermek zorunda kaldı. Ersoy baba bi ara sokak sokak, ev ev gazete dağıtıcılığı yaptı. Sonra birden kendini aynı gazetenin editör masasında buldu. Editör yemekten döndüğünde masadan kalkmak zorunda kaldı. Hırs yaptı ve rakip gazetede köşe yazarlığına kadar yükseldi. Şimdilerde emekli oldu. Gidip kahve köşelerinde oturacağına gazete köşelerinde milleti yazılarıyla meşgul ediyor....

YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya