Bir buçuk yıla yakın bir süre önceydi, “Savaş Geliyorum Diyor” başlıklı makalem yayımlandığında gelen eleştirileri hatırlıyorum.(1) Öngörülerimiz eş zamana güdümlenmiş biçimde bugün gerçekleşiyor: DAEŞ Suriye’de işgal ettiği alanları güya düşmanı olan PYD’ye teslim ediyor. PYD devlet olmaya yönelik adımlar atarken, devlet ilanının ‘günü’ bekletiliyor.
14.09.2020 02:27
3.251 okunma
“İSTİYORSAN SULH-Ü SALÂH…”
Osman Arslan

Bir buçuk yıla yakın bir süre önceydi, “Savaş Geliyorum Diyor” başlıklı makalem yayımlandığında gelen eleştirileri hatırlıyorum.(1) Öngörülerimiz eş zamana güdümlenmiş biçimde bugün gerçekleşiyor: DAEŞ Suriye’de işgal ettiği alanları güya düşmanı olan PYD’ye teslim ediyor. PYD devlet olmaya yönelik adımlar atarken, devlet ilanının ‘günü’ bekletiliyor. Bu ilan öncesinde, Suriye’nin iç hukukuna dayalı bir meşruiyet zemininde yapabilmesi için kurgulanan ve aynı sebeple ‘günü’ bekletilen yeni Suriye Anayasası da hazır edilmiş durumda. İsrail gemi azıya almış, iyice ısıttığı stratejik Golan tepeleri bölgesini işgal için aynı şekilde ‘gün’ bekliyor. Ermenistan Azerbaycan’la arasındaki yarayı şimdilik kaşıdı, kanatmak için yine ‘gün’ bekliyor. Ve Yunanistan savaş tamtamlarını çala çala üzerimize doğru adeta o ‘gün’ün pimini çekmek için geliyor.

‘O GÜN’E HAZIR OLMAK

Demiş ya Abdulhak Molla muhteşem beytinde:

“Bu mesel ile bulur cümle düvel fevz-ü felâh;

Hazır ol cenge eğer ister isen sulh-ü salâh.”

Yeterince caydırıcı olursak bir savaş bile çıkmadan istediklerimizi alabiliriz. Ama savaşa yeterince hazır değilsek her an için üstümüze üşüşeceklerinden kuşkumuz olmasın.

GÖZÜ BÜYÜMÜŞ YUNAN

300 milyar doları bulan sömürge gelirlerini Afrikalıların gözünü açarak kestirdi diye Türkiye’den hıncını almak istediğinden olsa gerek Fransa, garantör olduğu halde taraf olup Yunanistan’ı dev bir uçak gemisi ile destekledi. Almanya, bütün Avrupa’yı Yunanistan’ı desteklemeye çağırıyor. Papa’nın çağrısından anlaşılıyor ki İtalya’yı da içlerine alabilirlerse Çanakkale’den sonra ilk kez yeniden bir Haçlı birliği oluşma yolunda görünüyor.

ABD sessiz de kalsa, zaten oyunun kurgusunu yapandır ve Yunanistan’ın tarafında yer almaktadır. ABD, Fransa ve Almanya safımıza yakın olabilecek Balkan ülkelerini bloke eden hamleleri ardı ardına yaptılar. Mısır’da, zaten Yunanistan’la anlaşmalı bir darbe hükümeti var. BAE Yunanistan’ın doğal müttefiki. Elbette bu kadar destek gören Mitçotakis’in gözü büyümüş olmalı ki üstümüze üstümüze geliyor.

DÜNYA SAVAŞI YAKIN DEĞİL

Bu çapta ülkelere konu olmuş bir savaş eğer yaşanırsa dünya savaşını getireceğini söyleyenler az değil. Bizce, süper güç sayılan her bir ülkenin gerek iç ve gerekse küresel sosyo-politik ve eko-politik krizleri o kadar yoğun ki, pandemiyle birlikte değerlendirdiğimizde bir dünya savaşının bugünlerde çıkma ihtimali yok sayılır. Önümüzdeki beş sene için de dünya savaşını göze alabilecek bir güç gözükmüyor. Fransa’nın yıkmaya çalıştığı NATO, iki üyesi arasındaki savaşa onun itmesiyle taraf olacak değil. Öyleyse tereddütsüz bir öngörüde bulunabiliriz: Bu süper güçlerin dünya savaşı çıkartacak durumu yok, arkadan ‘hıh deyicilik’ yapacaklardır.

SAVAŞ TRİBÜNDEN YAPILMAZ

Oysa savaş tribünde yapılmaz. Sahaya inebilecek bir güç olarak Rusya, Çarlık döneminden bu yana hayali olan sıcak denizlere kadar inmiş, tarihinin en ileri aşamasını görmüşken ABD trenine binmiş Yunanistan için savaşmayıp, tarihsel yakınlığı nedeniyle pasif destekle yetinebilir. Bu savaş tribünleri dolu da olsa sahada Türkiye ile Yunanistan arasında geçecektir.

ZAAF YOKLAMASI YAPIYORLAR

Türkiye için bugünün en kötü senaryosu, büyük devletlerin fitili ateşlemesiyle içeride bombalar patlarken Ermenistan ve Suriye cephelerinin Yunanistan’la birlikte açılması olabilir. Denediler. Ardı ardına DAEŞ bombacısı eylem hazırlığındayken yakalandı. Bu bir yoklamaydı. İçeride zaaf bulup bombaları patlatabildiklerini görselerdi, kıyamet aynı gün kopacaktı. Fakat onlar zaaf yoklaya dursun, Türkiye göz açtırmadığı gibi KKTC ile yaptığı tatbikatla gözdağı veriyor. Üstelik SİHA’larla yeni bir savaş dönemi açmış bir ülke var karşılarında, iyi biliyorlar.

HESAP GÖRME ZAMANI

Fakat, içerideki üç beş çapulcu teröristle baş edemeyen dünün Türkiye’sinden sonra bugün; Allah’a şükürle söylemeliyiz ki, içeride göz açtırmayız, üç cephede birden ilerler, topaklarımızı dörtte bir kadar büyütürüz. Ege Adalarını bırakın, Yunanistan’ın ana karasına bile kısa sürede girer, Kıbrıs Türklerinin ve Batı Trakya Türklerinin makus talihini kalıcı şekilde çözebiliriz. O vakitten sonra da Balkanlardan herkese el çektirir, ata yadigarı topraklarda huzur ve refah günlerini getiririz. Kararlı ve meşru bir harekette kimse de bu ilerleyişi Allah’ın izniyle durduramaz.

Savaş asla temenni edilmez. Ağzımızdan yel alsın,  ama gönül yaralarımız o kadar derin ve görülecek o kadar fazla hesabımız var ki, insanın “ah, keşke öyle bir hata yapıp elimizin tersine bir gelse şu Yunanlılar!” diyesi geliyor.

AB’YE BİLE MEGAL-İ İDEA İÇİN GİRDİLER

Yunanistan AB’ye girerken en büyük motivasyonu ‘bu sayede Türkiye’yi alt edecek güce erişeceği’ idi. Öyle olmadı. Drahmi’den vaz geçip Euro bölgesine girdiğinde gördü ki, yalnızlardı ve aç kalmışlardı. Zira ne gıda, ne de sanayi üretimleri vardı, sadece turizme dayalı yaşıyorlardı. Böylece Almanya Yunanistan’ı iyice avucunun içine aldı. Jest olsun diye AB adına Almanya iki defa borç sildi, fakat misliyle de borçlandıracak krediler açtı. Almanya Yunanistan’ı yuttu.

EFENDİSİNİ ARAYAN DEVLET

Bunun üzerine halkın düştüğü yoksulluğa derin tepkisi Komünist Çipras’ı iktidara getirdi. Çipras Alman politikalarına tepkiyi kullanarak Yunan yörüngesini AB’den Rusya’ya çevirince bu sefer AB ve ABD dinamikleri devreye girip Miçotakis’i iş başına getirecek seçime götürdüler ülkeyi.

Miçotakis Yunanistan’ın kurucu ve yönetici ailelerinden birinden geliyordu ve milliyetçiydi. AB’ye Adaları satmayı öneren yönetimler gibi değildi. İktidarını borçlu olduğu ABD’ye yaslandı; ABD aklıyla milliyetçi duygularının ortak ürünü olan “Ülkemizi iki dünya savaşında yaptığınız işgallerin bedelini nakit olarak ödeyin” teklifi Almanya’ya ihtar, AB’ye mesafe demekti. Doğu Akdeniz’de yine milliyetçi duygularına hitap eden ABD desteği ile Türkiye’yi engelleme çabası, ABD trenine binmesinin kanıtıydı, bu da Rusya ile yollarını ayırması demekti.

YUNANİSTAN’DAN İYİ BELA MI OLUR?

ABD ise on yıldır askeri yatırım yaptığı Yunanistan’ı elden kaçırmayıp iyice kafese düşüren bir oyun oynamış ve kazanmıştı. Bölgede gittikçe güçlenen ve etkinlik ortaya koyan Türkiye; Kürt Devleti, Şii Koridoru, İsrail genişlemesi ve Kudüs’ün başkent olması, İran ambargosunun uygulanması gibi hemen her konuda ABD planlarını bozan bir siyaset izliyordu. Türkiye’nin başına bir bela hazırlamak gerekirse, Yunanistan’dan iyisi bulunamazdı. Zira megalomanlık düzeyinde Türk düşmanlığı körükleyen Megal-i İdea(Büyük Yunanistan) ve Enosis(Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması) sapkın emellerini taşıyan bir halk potansiyeli de barındırıyordu.

Genlerine işleyen Türk düşmanlığı, milliyetçi emelleri olan bir yönetimin ellerinde, Yunanistan’ın ekonomik tasmasını alıp eline de silah verdikten sonra ABD’nin istediği ve onların yapamayacağı çılgınlık olamazdı. Türklere efelenecek bir çılgın bulunduktan sonra elbette Papa’dan Macron’a, Merkel’den Pentagon’a kadar arka çıkacaklar bulunacaktı. ABD’nin bölgede çok sayıda üssü vardır, ama artık Yunanistan bütünüyle bir ABD üssü olmuştur.

MASADA OLMAYINCA…

Öte yandan sorunun temeline de bir bakalım: 2. Dünya Savaşı sonrasında savaşın tarafları arasında olmadığı için Türkiye Paris Anlaşmasına davet edilmedi. Fransa, Ege adalarını Türkiye’nin almasını istediği için Türkiye’yi el altından çağırdı, fakat lobisi yapılan talebe İngiltere’nin karşı durduğu, “reddedilecek bir girişimle onursuz düşmemeye karar verildiği”  de biliniyor.

Bu nedenle Türk tarihi 12 adanın kaybını 2. Dünya savaşına girmemenin bedeli olarak görür. Savaşa girmenin mi bedeli ağır olurdu, Adaların kaybı mı daha büyük bedeldir sorusu hala tartışılır. Gerçek şu ki masada olmayınca meydan boş kaldı, Yunanistan tamamını aldı.

KONJONKTÜR GEREĞİ…

Yunanistan’ın Adalar’ı alması da konjonktürel bir uzlaşının eseri oldu: Moskova görüşmelerinde Yunanistan’ın İngiliz etki bölgesinde kalmasında Stalin ve Churchill anlaşmıştı. Churchill, İngiltere’nin Ege’deki etkisini artırmak için adaların Yunanistan’a geçmesini istiyordu.

Stalin ise İngiltere ile anlaşırken bir yandan da Yunanistan’daki komünistler eliyle iç savaş başlatmıştı. İhtimaldi ki, iç savaşı eğer komünistler kazanırsa adalar kendi elinde olabilirdi. Piyango vurmuş gibi, Yunanistan iç savaştan gözünü açamıyorken bir lütufla kucağında buluvermişti on iki adayı.

ANLAŞMAYI İHLAL EDENE NE YAPILIR?

Ege 12 adadan ibaret değil elbette, 3 bin kadar ada ve adacık var. İşte Yunanistan, Paris anlaşmasına göre silahsız olması gereken bu adalara yıllar içinde adım adım askeri unsurlar yerleştirdi. Meydan okurcasına Burnumuzun dibindeki Meis’e bile asker çıkardı. Cumhurbaşkanı askeri ziyaret gerçekleştirdi Meis’e. Türk ulusal güvenliğini tehdit eden bu uluslararası hukuka aykırı girişim bugün savaşa varan gerilimin de sebebi oldu. Neden şimdi, sorusunun yanıtı ise, tek kelimeyle Doğu Akdeniz’deki Türk faaliyetlerinin ABD ve İsrail hesaplarını bozmasıdır.

Peki, Doğu Akdeniz’deki hakkı nereden doğuyor Yunanistan’a göre? Mantıklarını kaba bir şekilde özetleyelim: “Rodos benim, Meis de benim; öyleyse Rodos’tan Meis’e düz bir çizgi çizerim, bütün bu denizi kara kabul ederim ve bu çizgiyi de ülkemin sınırı kabul ederim; burası da böylece benim olur.” Bu mantıklarını destekleyen ve Sevilla Haritası denilen bilim adamlarına hazırlatılmış bir özel çalışmayı da sanki resmi AB belgesi imiş gibi dayatıyorlar.

DENİZ SAHA ANLAŞMASI

Bir tezgahları daha vardı. Mısır ve Yunanistan sessiz ve derinden bir çalışmayı onbeş yıldır yürdürüyordu, 13 defa müzakere masasına oturmuşlardı. Olgunlaşma aşamasına gelen Yunanistan-Mısır Münhasır Deniz saha Anlaşması’nın rötuşları yapılırken Türkiye aniden Libya-Türkiye Münhasır Deniz Saha Anlaşması’nı imzaladı ve uluslararası hukukta Yunanistan’dan daha önce resmileştirerek ön aldı. Bu, Yunanistan’ı uyandırdı. Çünkü artık karşılarında ölüm uykusunda, sadece yaptıklarına maruz kalan, kabuğuna çekilmiş kaderini bekleyen ve razı olan eski Türkiye yoktu.  “Mavi Vatan” da misajk-ı Milli olmuştu artık.

GÜÇ KONUŞUR

Uluslararası hukuk, normları gevşek bir alandır. Bu nedenle güçlü ve kararlı ülkelerin istediği olur. Bu nedenle güçlü olmak ve kararlı durmak belirleyicidir. Türkiye, belki Irak’ta, Suriye’de eleştirilecek hususlar bulunabilr; fakat Adalar ve Doğu Akdeniz politikasında tek söz edilemeyecek, takdire şayan bir dış politika yürütmektedir. Son derece meşru bir zeminde, hak ve menfaatleri konusunda kararlı ve gücünü göstererek!.. Buna, kamuoyuna açıklamalardan öte uluslararası kuruluşlara mektuplar, muhataplara ihtarlar, büyükelçi toplantıları gibi diplomasiyi enstrüman olarak daha çok kullanacağı katkılar da yaparsa, gerçekten bizden günah gider artık.

HEP SAHADA KAYBEDİP MASADA KAZANMAK

Unutmamamız gereken bir şey daha var: Yunanistan hiçbir zaman savaş kazanamadı. Ama kazanamadığı savaşlara rağmen kuruluşundan bu yana beş defa toprak genişletti. Bunu sırf şımarıklık ve şirretlikle yaptı. Büyük devletleri arkasına alıp mahallenin illallah denilen şirret çocuğunu oynadı. Onla asla Megal-i İdea’dan vaz geçmezler. Megal-i İdea Kıbrıs, Adalar, Trakya, İstanbul ve Batı Anadolu’yu kapsar. Adaları aldılar, Kıbrıs’ta sona yaklaştılar, Trakya’nın yarısını aldılar.

MEGAL-İ İDEA’DAN DÖNMEZLER

Kurulalı beri Megal-i İdea’nın neredeyse yarısına eriştiler. Bunu, ne savaşla kazandılar, ne hukuki dayanakla… Hepsini güçlü hamilerinin lütuflarıyla aldılar. Şimdi de aynısını yaptılar. Bir Almanya’ya, bir Rusya’ya bir ABD’ye payanda oldular, her defasında kendilerini teslim etmeleri karşılığında bir bedel istediler ve aldılar. Ama hepsini bizden kopardılar.

Bugün söylemek için çok erkendir ama bize göre Türkiye bu sorunu nihai olarak ancak bir yolla ortadan kaldırabilir: Osmanlı’daki gibi, bir gün Yunanistan’ı Türkiye’ye kendini teslim etmeye mecbur bırakarak! Bunun da ilk adımı bugün atılmalıdır, karşımızda çaresiz olduklarını onlara göstermektir. Tüm dünya da karşımıza toplansa göstermek!

SURİYE VARLIK, DOĞU AKDENİZ BEKA DAVAMIZDIR

Bunu, bir hamaset olarak söylediğimizi düşünenler olabilir. Hayır bu realist bir yorumdur. Bilim adamlarınca Doğu Akdeniz’in hidrokarbon, doğalgaz ve petrol rezervinin dünyanın 600 yıllık ihtiyacını karşılayacağı tahmin ediliyor. Buradan pay alamayan Türkiye bağımsız da kalamaz, fakirliğin makus talihini de kıramaz. Hep söylüyoruz: Suriye ‘varlık’ ve ‘birlik’ savaşımızdır, ama Doğu Akdeniz ‘gelecek’ yani ‘beka’ ve ‘refah’ savaşımızdır.

“Türkiye” olarak bağımsız ve güçlü kalmak istiyorsak, Yunanistan ve Rum kesiminin tasmalarını tutanlara meydanı boş bırakmayacağız! Bu, bizim torunlarımızın savaşıdır! Asla küçümsenebilecek, es geçilebilecek, vazgeçilebilecek bir konu değildir.

FİL HAREKETE GEÇTİ

Biz yıllar önce Türk devletini ‘fil’e benzetmiştik. Türk devleti bir fil gibi; uzun ömürlü, çok akıllı, çok ağır, çok güçlü ve çok acımasız.”  Ardından eklemiştik. “Öncelik içeriyi sağlama almakta. Ondan sonra ABD ile hesaplaşacaktır!”(2) İşte o günler geldi. Karşımızdaki güç gerçekte bütünüyle ABD’dir. Onu yeneceğiz ki, sahamızın önceki hakiminden inisiyatifi devralabilelim.

Yapabilir miyiz? Bugün için, evet. Önümüzdeki yıllar için daha güçlü evet! Çünkü, Allah’ın takdiridir; karşımızdakilerin hepsi can derdine düşmüş durumdalar. ABD kendisi eyaletleri bir arada tutup tutamayacağını düşünüyor. Trump gibi “bırakın Ortadoğu’yu” diyenlerle süper güç etkisini sürdürmek isteyen Pentagon şahinlerinin mücadelesi sürüyor. İngiliz imparatorluğu çatırdıyor. Kraliçe ailesi bile tartışılmaya başlandı. Putin’in bastığı Belarus zemini kaynıyor, çöktü çökecek! Sarı yelekliler, eğer Covid 19 yetişmeseydi Macron’u çoktan indirmiş olacaktı! En iyi durumdaki Almanya, tek başına devasa yükün altında kalmak istemiyor.

Blöflere aldırmanın gereği yok. Türkiye ile baş etmek için Doğu Akdeniz’e büyük devletlerin en az 20 uçak gemisi göndermesi lazım ki sorti sayımızı yakalayabilsin Yunanistan! Bu ise imkansız. Ya bu savaşı engelleyip haklı tezlerimizi kabul edecekler, ya da savaşıp haklarımızı tescil edeceğiz. Ve eğer savaşırsak hukuk da yeniden yazılır.

SİLAH DEĞİL YÜREK GÖNDERİN

Batılı müttefiklerimize(!) tavsiyemiz, Yunanlılara Mehmetçik karşısında silah göndermeleri nafile, yürek göndermeleri gerek! Savaş bilekle değil, yürekle kazanılır çünkü.

Biz Türkleri iyi tanırlar; haklı olmadığımız savaşa girmeyiz, üstümüze gelmeyenin üstüne gitmeyiz; ama savaşa girmişsek , ya şehit oluruz ya muzaffer oluruz.

Allah bize yeter!

Yöneticilerimizin kararlı ve haklı duruşunu bozmaması dileğiyle…13.09.2020

Dr. Osman ARSLAN

 

  1. http://www.osmanarslan.org/savas-geliyorum-diyor/
  2. http://www.osmanarslan.org/fil/
...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahabergazete@gmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya