Etrafı denizlerle çevrili, dört mevsimin yaşandığı ülkemizde bir türlü düşmeyen et fiyatlarının yanında meyve ve sebzenin oldukça bol olduğu yaz aylarında bile yaş ve kuru gıda fiyatlarının oldukça yüksek seyrediyor olması, bütün dikkatlerin bu sektöre çevrilmesine neden olmuştur.
13.10.2021 04:31
325 okunma
Gıda Fiyatlarındaki Fahiş Artışlar Nerelerden Kaynaklanıyor; Neler Yapılmalı?
Prof. Dr. Talip Özdeş

Etrafı denizlerle çevrili, dört mevsimin yaşandığı ülkemizde bir türlü düşmeyen et fiyatlarının yanında meyve ve sebzenin oldukça bol olduğu yaz aylarında bile yaş ve kuru gıda fiyatlarının oldukça yüksek seyrediyor olması, bütün dikkatlerin bu sektöre çevrilmesine neden olmuştur. Birçok konuda olduğu gibi, gıda fiyatları konusunda da çok boyutlu bir problemle karşı karşıya bulunmaktayız. Problem, global düzenle, kapitalizmle bağlantılı olduğu gibi, liberal ekonominin ülkemizde uygulanış şekli ve yönetimi ile de yakından ilgili gözükmektedir. Ülkemizin ekonomisi küresel ekonomiden bağımsız değil. Bizim ekonomimiz de diğer dünya ülkeleri gibi küresel ekonominin bir parçası durumunda. Bir yerlerde esen rüzgârlar, başka bir yerde fırtınaya dönüşebiliyor. Ekonomi konusu küresel ölçekte ele alınıp değerlendirildiğinde, zenginlik ve fakirlik yönlerinden ülkeler, halklar ve insanlar arasında büyük uçurumların olduğu görülüyor. Paranın dolara endekslendiği bir dünyada özellikle enerji konusunda, mal ve hizmet üretiminde dışa bağımlı ülkeler, dövizdeki dalgalanmalar sonucu ciddi mali kayıplar yaşıyorlar. Bir kağıt parçasından ibaret olan doların izafi değeri, finans ve borsa merkezlerinin oynadıkları spekülatif oyunlarla inanılmaz şekilde bir inip bir çıkıyor! Döviz üzerinde gerçekleştirilen spekülasyonların benzeri gıda üzerinde de icra ediliyor. Her şey daha fazla kâr, zenginlik ve iktidar için! Ne yazık ki, insanın değeri sahip olduğu maddi zenginlik ve parasıyla ölçülüyor. Bir taraftan ekonominin inisiyatifini ellerinde tutup her türlü israf, lüks ve konfor içerisinde yaşayanlar; diğer taraftan fakirliğin en uç noktasına savrulan, açlıkla kavrulanlar! Gelir farklılığındaki bu uçurum bizim ülkemizde de ciddi olarak hissediliyor.

Kapitalizm ABD ve Avrupa ülkeleri başta olmak üzere bütün dünyayı etkilediği gibi, son yüz elli yıldan beri çağımızın Müslüman toplumlarını da ciddi anlamda derinden etkilemiş, zihniyet dönüşümüne ve değer erozyonuna neden olmuştur. Her şey paraya, çıkara, tüketime ve kâra endekslenmiştir. Müslüman toplumların küresel kapitalizme ve onun çıkarlarına entegre olmaları sonucunda Müslüman birey kimliği parçalanmış, iktisadi hayat dini hayatın dışında düşünülmeye başlanmıştır. Müslüman kimliğine sahip birtakım finans sahipleri, işadamları ve ticaret erbabı tarafından bile, “paranın dini olmaz” denilerek, sanki İslam, sadece iman ve ibadet prensiplerinden ve hükümlerinden ibaret olup, iktisadi hayatın düzenlenmesine dair herhangi bir iddiası yokmuş gibi telakki edilmeye başlanmıştır. Daha fazla kâr edip zenginleşmek için iş ve ticaret hayatında doğruluk, adalet, insaf ve merhamet bir kenara atılmış, helal-haram sınırları gözetilmeksizin ekonomi spekülasyonlara açık hale getirilmiştir.

Ülkenin iktisadi tablosuna bakıldığında, ülkemizde gelir dağılımında adaletin olduğu söylenemez. Tüketime ve israfa dayalı yanlış ekonomi politikaları, yolsuzluklar, vergi kaçakları, az kazananlardan ağır vergiler alınırken çok kazanan birilerinin kılıfına uydurarak vergiden muaf olmaları veya da vergi vermemek için bu ülkeden kazandıkları servetlerini yurtdışında bir yerlere aktarmaları vb. durumlar gelir dağılımındaki çarpıklığı artırmaktadır. Hâlbuki ülkenin huzur ve bekası için külfette ve nimette ortaklık gerekir. Ekonominin külfetini sırtlarında taşıyanların nimetlerden hak ettikleri payı almaları gerekir. Yüce kitabımız Kur’an’da Müslümanlara hitapla mal ve servetin sadece zenginler arasında dönüp dolaşan bir nimet haline getirilmemesine yönelik uyarı yapılmaktadır (Haşr suresi, 7. ayet). Millet şiddetle fakirleşirken, mal ve servetin belirli kimselerin/şirketlerin elinde toplanması adalete uygun değildir. Üreticinin elinden çok ucuz fiyatlarla alınan meyve ve sebzeler, marketlerin tezgâhlarına ulaşınca inanılmaz fiyatlarla satılıyor. Denetimsizliğin, kuralsızlığın ve karaborsanın yanında çoğu ithal dolara endeksli girdilerden dolayı üretilen malların fiyatlarının devamlı bir şekilde artması, işçiye, memura ve emekliye verilen zamları yutmaktadır. Hele benzine, elektriğe, doğal gaza ve suya yapılan peş peşe zamlar ateşe benzin dökmek gibi üretim sektörü üzerinde çok menfi etkiler yapmaktadır. Hâlbuki üretim olmaksızın ekonominin içerisine girdiği fasit döngüden kurtulması hiçbir şekilde mümkün değildir. Bazı malların fiyatları yönünden marketler, pazarlar ve semtler arasında büyük farklılıkların olması da oldukça düşündürücü! Her şey serbest (!) piyasanın vicdanına bırakılmış gibi. Dolayısı ile yüksek enflasyonun ve döviz dalgalanmalarının damgasını vurduğu, elektrikten, benzinden doğalgaza peş peşe zamların yapıldığı, denetimsizliğin ve başıboşluğun hâkim olduğu bir ekonomide, memura, işçiye ve emekliye yapılan ücret zamları fazla bir anlam ifade etmiyor.

Ekonomik hayatımızın düzelmesi, piyasaların adalet, hakkaniyet, doğruluk, insaf ve merhamet üzerine istikrar bulması için Müslüman birey ve toplumun bu anlatılanlar üzerinden Müslümanlığını sorgulaması gerekir. Ne yazık ki ahlak ve dürüstlük konularında sınıfta kalan, spekülasyon ve yolsuzluklarla malul hastalıklı bir toplum görüntüsü veriyoruz. Dünyada gıda fiyatlarında önemli düşüşler yaşanırken bizde fiyatların füze gibi yükselişe geçmesi biraz da bu noktayla ilgili gözüküyor. Çalıştırdığı insanların emeğini sömürenlerin, tefecilik dâhil her türlü para oyunları, hile ve mali spekülasyonlarla halkı aldatanların, karaborsa yapanların, fahiş fiyatlarla mal satanların, vergi kaçıranların vicdan muhasebesi yapmaları elzem olduğu gibi, devletin de bunlara göz yummaması, pirim vermemesi gerekir. Elbette ki Müslüman ülkelerin küresel sisteme ve kapitalizme entegre olduğu, uluslararası siyaset ve iktisat ilişkilerinin çok yönlü kaygan bir zeminde seyrettiği bir dünyada, ülke yönetimlerinin her şeyi denetleyip kontrol altına alabileceklerini düşünmek doğru olmaz. Ama yine de yönetim tarafından piyasaların takip, denetim ve kontrolü konusunda yapılabilecek çok şeyler olmalıdır.

Piyasaların istikrar bulması sadece etiket koyma meselesinden ibaret değildir. Marketlere yansıyan fiyatlar, piyasaları menfi olarak etkileyen birçok faktörün birbirlerine zincirleme eklemlenmesiyle ortaya çıkan bir sonuç olmaktadır. Örneğin Covid-19 salgını şartlarının bile sadece sağlık sektörünü değil, bütün piyasaları menfi anlamda nasıl etkilediğini bizatihi yaşayarak hissediyoruz. Tabi ki bunun yanında pandemi şartlarını fırsata dönüştürenlerin varlığı da bir gerçek! Yine örneğin sebze ve meyve gibi halkın sofrasını doğrudan ilgilendiren gıda maddelerinin kontrolsüz ve aşırı miktarlarda yurt dışına ihraç edilmesi, bu malların yurt içinde pahalanmasına neden olan faktörlerden biridir. Başta israfın engellenmesi olmak üzere çarpık kentleşmenin, kırsaldan metropollere kontrolsüz göçün, tarım arazilerinin betonlaşmasının, erozyonun, yanlış ve gereksiz kullanımlarla suyun ve toprağın israf edilip kirletilmesinin önünü kesecek tedbirlerin acilen alınması gerekmektedir. Tüketim ekonomisi yerine üretim ekonomisinin teşvik edilmesi, bu meyanda sanayinin, tarım ve hayvancılık sektörünün desteklenmesi, aile çiftçiliğinin teşvik edilip küçük işletmelerin yaygınlaştırılması, ıslahı ve gelişimi için atılacak köklü adımlara ihtiyaç vardır. Bu konuda ithalattan çok yerli imkânların araştırılıp devreye sokulması, tohum, gübre ve yem fiyatlarının düşürülmesi, verilen teşviklerin amaca uygun değerlendirilip değerlendirilmediği konusunun aktif olarak takibi, denetim ve kontrolü gerekmektedir.

Gıda fiyatlarının devlet tarafından denetlenmesi ve düşürülmesi meselesine gelince, çıkarları elden gidecek birtakım çevreler, liberal ekonominin özüne ve serbest piyasa şartlarına uygun olmadığı gerekçesiyle buna karşı çıkmaktadırlar. Sanki gerçek anlamda serbest piyasa varmış gibi! Sanki devletin görevi sadece vergi toplayıp yol köprü yapmak, güvenliği sağlamak, başka işe karışmamak, halkı tamamen spekülatörlerin insafına terk etmek! Devletin karaborsayı, anarşiyi, yolsuzluğu, soygunu ve vurgunculuğu önlemek ve bu bağlamda piyasayı düzenleyip kontrol etmek gibi bir görevi yok mu? Elbette ki bu söylenenin devletin en baş görevleri arasında olması gerekir. Ancak denetim ve kontrolün ticaretin doğal yapısına ve akışına uygun yollarla yapılması önemlidir. Fiyatların denetlenip kontrol edilmesi, mutlaka fiyatlara narh konulacağı anlamına gelmez. Fiyatların her yerde ve zamanda geçerli olacak ve hiç değişmeyecek şekilde devlet veya bir başka kurum tarafından resmi olarak yukarıdan aşağıya doğru belirlenmesi realiteye uygun değildir. Çünkü malum olduğu gibi realitede fiyatları belirleyen arz-talep dengesidir. Doğal ortamda mal ve üretim fazlalığında fiyatların düşmesi, azlığında ise fiyatların yükselmesi olağan bir durumdur. Karşılıklı rızaya dayanmak, mala hile katmamak ve birbirini aldatmamak şartıyla Allah ticareti helal, faizi haram kılmıştır.  İslam’ın temel kaynakları esas alındığında, ticaret mallarının fiyatlarının belirlenmesi ve kâr haddi konusu ticaretin doğal ortamına ve fiyat dalgalanmalarına terkedilmiş, arz ve talep durumlarına göre serbest rekabet ortamında oluşacak fiyatlara müdahale edilmemiştir. Ancak, ticarette insanların temel ihtiyaç maddelerinin istismarı durumunda piyasaya müdahale edilmiş, haksız kazancı engellemek için narh uygulaması dâhil birtakım tedbirlere başvurulmuştur. Gerek Hz. Peygamber gerekse sahabe ve sonraki dönemlerde bunun örnekleri mevcuttur.

Sonuç olarak ülkemizde spekülatif yollarla fiyatlar üzerinde sunî olarak oynanıyor, karaborsa yoluna gidiliyor, malların piyasaya girmesi bir şekilde engelleniyorsa, resmi makamların ve ilgili kurumların olaya müdahale etmeleri gerekir. Tamamen serbestliğin egemen olduğu, çıkar çevrelerinin medya üzerinde hâkimiyet kurup siyaset ve hukuk mekanizmalarını etkileyebildiği bir piyasada karaborsanın tespit edilip takip edilmesi kolay bir şey değildir. Tespit halinde bu işi yapanın deşifre edilip verilecek cezaların caydırıcı olması önemlidir. Üretim artışının gerçekleştirilmesi esas olmak kaydıyla, gıda ürünlerinin fiyatlarının yükselişini engellemek için gerektiğinde devletin bu mallarda ithalata başvurması veya da bu ürünlerin yurtdışına ihracının kontrollü bir şekilde sınırlanması olabilir. Bu arada ürün ithalatının yerli üretime zarar vermemesi için gerekli düzenlemelerin de yapılması gerekir.  Faydalı olmakla beraber bu uygulamaların tek başına yeterli olacağı da söylenemez. Problemin çözümü noktasında ayrıca iki öneri daha sunulabilir: İlk öneri, gıda maddelerinin halka arzı konusunda üreticiden toptancıya, perakendeciye ve tüketiciye uzanan etapların haksız kazanca yer vermeyecek şekilde en aza indirgenmesi ve bunun herkesi bağlayacak yasal bir zemine oturtulmasıdır. Üzerinde çalışıldığında bu iş düzenlenebilir. Yani üreticilerden toptancılara gelen herhangi bir gıda maddesinin o toptancılar eliyle diğer aracılara devredilerek onların da aracılar zincirine eklemlenmesinin önü kesilmelidir. Diğer bir öneri, gıda maddelerinin satışı başta olmak üzere halkın zaruri ihtiyacı olan mallar için makul kâr oranlarının belirlenmesidir. Kâr oranını belirlemek narh koymak anlamına gelmez. Günümüzün gelişmiş bilgisayar ve internet teknolojisi de devreye sokularak herhangi bir malın üreticiden toptancıya intikal ederken bunun hangi fiyat üzerinden gerçekleştiği, toptancının bunu perakendeciye (market veya bakkala) yüzde kaç kâr oranı ile sattığı, marketin aynı malı tüketiciye arz ederken hangi kâr oranı ile sattığı kolaylıkla tespit edilebilir, takip ve kontrolü yapılabilir. Ancak bunun sistemini ve yasal zeminini kurmak gerekir.

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya