Çalıştığım şirketten bazen köy minibüsleriyle öğle civarında Biga’ya gelirken hep şunu görürüm.
22.07.2019 10.58
1.252 okunma
TARIM VE HAYVANCILIĞI BİTİREN KIZLARIMIZ MI?
İlhan Akkurt

İlhan Akkurt

Çalıştığım şirketten bazen köy minibüsleriyle öğle civarında Biga’ya gelirken hep şunu görürüm. Her köyde yolcu almak için durduğumuzda jet sosyete tabir edeceğimiz kıyafette giyinmiş bir sürü genç kızın Biga’ya bir an önce gitmek için adeta köyden kaçarcasına arabaya binmesi. Eminim ki Biga’da en nefret ettikleri soru, “eviniz hangi mahallede.” Ana baba köyde tarlada damda onlar Biga’da cafe parklarda. En hoşlanmadıkları şey herhalde akşam köydeki evlerine dönmek. Evde ise ne çatışmalar olur oraya girmeyelim. Tam romanlık bir kültür çatışması. Romancı-hikayeci yazar arkadaşlara birkaç yıldır hep bunun bir romanını veya hikayesini yazmalarını söylerim.

Geçtiğimiz günlerde bir tatil beldesinde İskender Pala, Mustafa Kutlu, Vehbi Vakkasoğlu gibi önemli yazar ve fikir adamlarıyla beraberdik. Tabi ki sohbetlerin ana konusu her zaman olduğu gibi “Ne olacak bu memleketin hali.”  Özellikle ülke tarımının sorunları. Köylü neden para kazanamıyor, köyler neden boşalıyor. Herkes sorunu bilinen sebeplere bağlarken ben, “Tarımda üretimin düşmesinin ve köylerin boşalmasının sebebi kızlardır. Tarım Bakanlığı hükümeti ve bu işe kafa yorup yeni politikalar üretenleri uyarıyorum. Tarım ve hayvancılığın gerileme sebeplerini yanlış tarım politikalarında aramayın asıl fail kızlarımızdır,” dedim. Tabi herkes ne alaka deyip bastı kahkahayı. Ben de konuya açıklık getirerek, köyde oturan  ve evlilik yaşında bir çocuk annesi olan akrabamın bana dert yanarak, “çocuğumla beraber köyde oturuyoruz. Çocuğum bir özel şirkette çok iyi bir maaşla çalışıyor. Köydeki evimizin bahçesinde damda ineklerimiz var. Birlikte onlara da bakıyoruz. Bir maaşta onlardan kalıyor. Halimize bin şükür, çok iyi geçiniyoruz. Ancak çok büyük bir derdimiz var. Çocuğum 30 yaşına geldi hala bekar, evlendirecek kız bulamıyoruz. Sebebi ise hiçbir kız köye gelin gitmek istemiyor,” dediğini onlara aktardım. Ayni dertten muzdarip bir sürü genç tanıyorum. Her birinin derdi köye evlenecek kız bulamamaları. Benimde yanımda çalışan köylü bekar işçiler evlendikçe Biga’ya taşındıklarını ve kızların bunu şart koştuğunu biliyorum.

Böylece tarım ve hayvancılığımızın merkezi köylerimiz boşalıyor. Son yıllarda istatistiklere bakarsak köy nüfusunun %7’lere indiğini görürsünüz. Avrupa’da bu oran %10’larda. Tabi bu tam gerçekçi bir rakam değil. Çünkü yeni oluşan büyükşehirlerde köyler büyükşehir mahallesi konumunda sayıldığından dolayı bu rakam bu kadar küçüldü. Gerçek köy nüfusu 2000’li yılların başında %35 civarındayken şu an %20’lere düştü

Ve her yıl hızla düşmeye devam etmektedir. Bu durumda kim ne derse desin hükümetler ne kadar teşvik ve destek verirse versin ülke tarım ve hayvancılığını gerileten en önemli faktör kızlarımızdır. Tamam suçlu bulundu kimse suçu hükümetlere atmasın.

Tabi bu, işin esprisi. Sadece kızlarımız değil genç erkeklerimiz, ileri yaştaki insanlarımız da benzer durumda. Sorunun merkezinde genç nesil olsa da aslında onlar konunun mağduru. Konu derin bir sosyolojik analiz ister. Lafı fazla uzatmayalım. Bu konuda uzun araştırmalar sonucunda “KAPİTALİST EGONOMİ” isminde kalınca bir kitap yazdım. Maalesef çağdaş uygarlık diye bize yutturulan, ancak aslı paraya, maddeye, her türlü nefsi arzuların tatminini dayanan ve gerçek adı KAPİTALİZM olan bu illet, sadece bizleri değil bütün dünyayı etkisi altına almıştır. Bu medeniyetin insanları kendine bağladığı “3F”si vardır. FADO, FİESTA ve FUTBOL. Kimine göre 3F’NİN biri FEMİNİ. “FADO”nun ucuz tüketilen müzik (pop, arabesk, vb), “FİESTA”nın şenlik veya eğlence, “FUTBOL”un ayakla oynanan top oyunu, “FEMİNİ”nin ise kadın demektir. Tüketim toplumu olma, zevk ve eğlenceye dayalı bu KAPİTALİST KÜLTÜR, şehir hayatını teslim almış durumda. Buna karşı direnen son kale olan köylerimiz de maalesef düşmek üzeredir. Şehre gelmek yetmiyor, çoluk çocuk herkesi tesiri altına alan bu lüks hayat için çuvalla para gerek. Bedavadan kimseye bir şey verilmiyor.  İyi de şehirde çok paralı iş nerde. Para yetmeyince yuvada kriz başlıyor. Özgürlük diye tutturmuşlar kimse kimseyi takmıyor ana-baba rolleri yok edilmiş. Tam bir EGOİZM olan kapitalizmin dayanaklarından biri olan bireycilikle insanlar burnundan kıl aldırmıyor tam bir NARSİST-HEDONİST İNSAN TİPİ oluşmuş durumda. İnsanlar, fırtınanın önünde tutunacak dalı olmayan bir yaprak gibi savrulup gitmektedir.

Bütün değerlerimiz alt üst olmak üzere. Adı Milli Eğitim Bakanlığı olsa da eğitimde milli kültür, kimliğimizin ve milli değerlerin yeterince yer almadığı, sadece bilgi öğretmeye dayalı eğitim hayatımız, bu kötü gidişi durduracak düzeyde değil.  Hiçbir ahlaki ve sosyal değer tanımayan bu emperyalist kültür insanı nefsi zaaflarından yakalamaktadır. Dağılan sadece köylerimiz değildir, bu EGOİST-NARSİST insan yapısı, aile bağları ve yuvaları da dağıtmaktadır. Sorun sadece tarım ve hayvancılık değildir. Asıl dağılan ve tahrip olan insan ve ailedir. Dünyada iki ana medeniyet vardır biri PARAYI diğeri İNSANI üstün tutar. Biri BATI diğeri BİZİM medeniyetimizdir. İnsan iyi olursa ekonomi de diğer sorunlar da iyi olur. Biz ki “İNSANI YAŞAT Kİ DEVLET YAŞASIN” diyen bir medeniyetin çocuklarıyız. Maddeyi değil insanı hayatın merkezine oturtmadıktan sonra bu dünyada kimseye rahat yok ve bu sorunların üstesinden gelemeyiz. Bu gün çok övündükleri refah kapitalist ülke insanlarını lüks hayat mutlu edememektedir. Son yıllarda bu insanların büyük çoğunluğu psikolojik bozukluk içinde,  Avrupa nüfusunun yüzde 40’ının ruhsal ve nörolojik hastalıklarla mücadele ettiği açıklandı. Araştırmalara göre kıtada yaşayan 165 milyon kişi depresyon, anksiyete, uykusuzluk, şizofreni ve bağımlılık gibi rahatsızlıklardan mustarip. En fazla antidepresyon ilaç kullanılan ülkeler en zengin Norveç ve İsveç’tir. Bu hastalıkların neden olduğu üretkenlik kaybının dünya ekonomisine olan maliyeti ise 1 trilyon dolarından fazladır.

Kapitalizmin dayandığı ana ilkelerden bir diğeri olan “İNSAN İHTİYAÇLARI SONSUZDUR” ilkesine göre yapılan bu tüketimle kalan kaynakları 30 yıl içinde tükeneceklerdir.  Geçen yıl dünyada silahlanmaya harcanan para 2 trilyon dolardı. Oysa Afrika’da açlığı sona erdirmek için gereken para sadece 30 milyar dolardır. Kızlarımızın bir suçu yok, kültürel saldırı küresel boyutta karşı koyacak değerlere sahip tek milletiz. Üniversitelerimize ve fikir adamlarımıza çok iş düşüyor. Kendi insani değerlerimizi sosyolojik, felsefik, psikolojik ve ekonomik boyutta geliştirip insanlığa alternatif çözümler üretmeliyiz. Sosyoloji, fikir, inanç, felsefe ne işe yarar diyenlere duyurulur. 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya