+A A -A

Bedelli Askerlik...

-A A +A

İdris DOĞAN
idris-dogan@hotmail.com                                             

Bedelli askerliğin söz konusu edildiği her dönemde yüreğim daralır. İşin psikolojik ve sosyolojik yönünü konunun uzmanlarına bırakıyorum. Evet, ihtiyaca binaen çıkarılan bedelliyi, vicdani retçiler, tembeller, hımbıllar, miskinler, milletin ruh ve mana kökünden uzakların ekmeğine yağ sürmek olarak görürüm.

Konu yanlış anlaşılmasın diye, 'bedelli askerlik' ifadesini kullandım; yoksa aslında o bir askerlik değildir. Diğer ülkelerde olduğu gibi, ülkemizde de askerliğin biçimi, yöntemi, kuralları, ilkeleri, işleyişi tartışılabilir; lâkin askerliğin vazgeçilmez gerekliliğini kimse inkâr edemez.

Zamanımızda bazıları, özellikle bir kısım barış sevdalıları ve havarileri savaşa şiddetle karşıdırlar. Onlar evlerinde, şehirlerinde, ülkelerinde sulhu sükûnu, hazzı huzuru, refahı saadeti gamsız, kasavetsiz, meşakkatsiz yaşamayı öyle umar ve düşler. Onlar Gazi Mustafa Kemal'in nihai hedef olarak gösterdiği ‘Yurtta sulh, cihanda sulh!’ hedefini yanlış yorumlayıp çarpıtarak maviler giyip barış güvercinleri uçurur; asla gerçekleşmeyecek hayalleri sembolleştirip oyun ve eğlencelerine katarak kendi çevrelerindeki insanlara allayıp pulladıkları anlayışları, alışkanlıkları dünyada sanal cennet diye yutturmaya kalkışırlar.

Kimsenin içini karartmak istemezdim, ancak kendi yanlışlarını doğru diye satanlar hatırına doğru bildiğimi söylemekten vazgeçemem. Dünyada insana sunulan hayat nimetinin dertsiz, gamsız, rahat ve sükûn içinde geçirmek ne kadar mümkündür? Kime isabet eder bilemeyiz, ancak hayatın kendisinde ıstırap, çile, kahır, açlık, ölüm, yokluk, yoksunluk, hicran vardır; hatta bazen zindan da.

Ziya Paşa:

"Âsûde olam dersen eğer gelme cihânâ

Meydâna düşen kurtulamaz seng-i kazâdan" (Eğer mutlu bir hayatım olsun diyorsan bu dünyaya hiç gelme. Bu dünya meydanına düşen kişi, kaza taşlarından, dertten, tasadan kurtulamaz.) der. Görüyorsunuz, şair sözde barış havarilerini, sulh sevdalılarını daldıkları Kaf dağının ardındaki hayallerinden uyandırma gayretindedir.

Dünyada, ülkemizde, şehrimizde, obamızda, ocağımızda sulh ve selamet içinde yaşamanın bir tek yolu vardır; o da savaşı bilmek, savaşmayı becerebilmek ve her an savaşa hazır olmak. "Hazır ol cenge, istersen sulhu salâh." diyen Cihan Padişahı Kanuni Sulatan Süleyman da aynı şeyi kastetmemiş midir? Yani, savaşa hazır olmadıkça yeryüzünde barış ve selamete ulaşmanın, huzur içinde bir dünya kurmanın imkânı yoktur.

İnsanın yaratılış yasasının muhterem sayıldığı, bu yasaya ihanet edilmediği yerlerde hayır, huzur elbette var olacaktır; ancak aksi durumun söz konusu olduğu, yaratılış yasasının hiçe sayıldığı yerlerde, ‘cihatsız rahmet’ mümkün değildir. Dünyanın neresinde olursa olsun nizam, intizam ve sulhun tesisi, fitne ateşinin söndürülmesi adına savaşa her an hazırlıklı olmak, çağın en teknik teçhizatına sahip bulmak gerekmez mi?

Dünyanın şımarık, insafsız, merhametsiz azgın, zalim, katil, bozguncu ve yıkıcılarının bitmez tükenmez baskılarını, zulümlerini, sömürülerini, ifsatlarını sona erdirmek -kimden ve nereden gelirse gelsin fitnenin kökünü kazımak- masumların, mazlumların, mustazafların, gariplerin hakkını koruma adına -bize sevimsiz gelse de- insanlığa hayat veren, adeta ölüleri dirilten savaş bir mecburiyettir. Bunun için de düzenli, eğitimli, donanımlı askere ve askerliğe ihtiyaç bulunduğu aşikârdır.

Bir yanağına vuran zorbaya, diğer yanağını dönen ve ‘aman tatsızlık çıkmasın, barışımız bozulmasın, huzurumuz kaybolmasın’ diye yırtınanlar, zaman içinde elleriyle kendi şereflerini, izzetlerini düşmanın ayaklarının altına sererek zillet içinde yaşamanın gönüllü köleleri haline gelirler.

Milletin hürriyet ve saadeti, huzur ve refahı, ikbal ve istikbali; hâkim, kadir, kerim devletin bekası bedelli dekontuna değil, bedel ödemeyi göze alabilen bilgili, gayretli, fedakâr millet evlatlarının varlığına ve onların cenge hazır oluşlarına bağlıdır. 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 19.07.2018 - 14:19 -386-
Bu sayfayı paylaşın :