Beklentileri Yönetmek

-A A +A

Uluslar arası diplomaside iki ülke arasında bir görüşme yapılacaksa, veya uluslar arası bir toplantı yapılacaksa. taraf ülkelerde o ilişkilerden beklenen sonuçlar hakkında kamuoyu oluşturma çalışmaları yapılır. Bu çalışma hem iç hem de dış kamuoyuna yönelik olduğu gibi muhatap ülkenin karar alıcılarını yönlendirmek etkilemek amacı da taşır. Çoğu zaman görüşmeyi yapacak olan ülke yöneticileri karşı karşıya gelmeden ne olabileceği veya ne olamayacağı belli olmuştur. Yüz yüze görüşme seremonyal bir mahiyet taşır. Seremonyal da olsa bu görüşmeler birçok semboller mesajlar ile doludur. Liderlerin giyim kuşamı vücut dilleri jest ve mimikler duruşlar oturuşlar herşey bir anlam ve mesaj iletir. Bu nedenle protokol kuralları ince işlenmiş dantel gibidir.

Herkesin merakla beklediği Erdoğan-Trump görüşmesinde bu yazdıklarımın hemen hepsi fazlasıyla uygulandı. Adeta Uluslar arası ilişkiler dersinde diploması uygulamasına örnek gösterilecek bir görüşme. Bunu, bu görüşmeyi büyük bir başarı veya başarısızlık örneği olarak göstermek amacıyla yazmadım. Fakat Türkiye tarafının görüşme öncesinde hangi sonuçları almak istediği yönünde kamuoyuna yansıttığı beklentilerin hiçbirinin karşılanmadığını söyleyebiliriz. Hatta Erdoğanın imla işaretleri yoluyla yaptığı imalar da kesin bir viraj veya bitiş gerçekleşebileceği algısı oluşturmuştu. O da olmadı. Aslında yanlış olan kamuoyunda gerçekleşmeyecek beklentilerin oluşturulmasıydı. Beklentileri yönetebildik mi? Yönetemedik.

Her iki taraftan görüşme öncesi süreçte yapılan açıklamalar, son dakika manevraları açıklanan kararlar ile zaten görüşmeler yapılıp bitmişti. Geriye gerekliliği yerine getirmek üzere uygulanan seremoniler vardı. Onlar da hakkıyla yerine getirildi. Trump herkesin yüreğini ağzına getiren patavatsızlıklarını Erdoğana karşı yapmadı.  Beyaz Sarayın kapısında karşılayarak onore etti. Beden diliyle de bunu gösterdi. Konuşması taa Koreden başlayan pohpohlayıcı ifadelerle doluydu. Bu tür içi boş pohpohlayıcı ifadeler beni hep işkillendirmiştir.

Hafızam beni taa 1980 yılında Evren 12 Eylül Darbesini yaptıktan iki ay sonra ABD Gen Kur Başkanı Davit Jones İle yaptığı görüşmeye götürdü. Bu görüşme Darbe cuntasının yaptığı ilk dış ilişki idi, bir anlamda cunta yönetiminin meşruiyetini kabulü anlamına geliyordu. Fakat belli ki ABD daha üst düzey bir temsilcisini değil, Genel Kurmay Başkanını muadil muhatap olarak görüyordu. Olsundu, sonuçta Cunta ABD gözünde meşrulaşmış olacaktı. Aynen Sisi’nin Mısırda meşrulaştırıldığı gibi. O görüşmede de Jones, Evreni yere göğe koymamış çok pohpohlamıştı. Hatta neredeyse Atatürkün mirasçısı ilan etmişti. Bunun sonucunda Kıbrıs meselesinin lehimize sonuçlanması için elimizdeki en büyü kozu; yani Yunanistanın NATO’ya dönüşü konusundaki vetomuzu kaldırarak “bila bedel” teslim ettik.

Hafızası benim kadar güçlü olan yazarlarımız da var. Mesela Fehmi Koru bunlardan biri. Erdoğanın ABD ye uçmasının arefesinde bir yazı yayınlayarak “ABD seni gözden çıkardı boşuna oraya gitme sonun Menderes gibi olacak mesajı verdi”. Koru mesajı şöyle veriyor; “Şimdi ise hayli endişeliyim. Zihnimde hep Adnan Menderes'in 1959 yılı Ekim ayında ABD'ye yaptığı ziyarette yaşananları taşıyorum da ondan…

Menderes'in Washington'u ziyaretinden yalnızca iki ay sonra (6 Aralık) ABD Başkanı Dwight Eisenhower Türkiye'ye geldi. Bu iki ziyaretten sadece altı ay sonra ise Türkiye'de arkasında ABD'nin bulunduğuna inanılan bir askeri darbe yaşandı (27 Mayıs 1960).

Aldınız mı mesajı. Tabi anlamamak için aptal olmak lazım. Neticede Koru sahibinin mesajını iletiyor. Ama beni sadece Koru’nun savrulduğu çukurdaki hazin hali üzüyor. Yani demek istediğim Diplomasi yöntemlerinde muhatap ülkedeki satın alınmış kalemlerle kamuoyu oluşturmak, mesaj iletmek te var.

Sonuçta bu ziyaretten eli boş olarak dönüldü diyebilirmiyiz? ABD ile ilişkimiz PYD örgütüne ipotek edilmeyecek kadar derin ve önemli. Verilmiş sözler var. Her ne kadar verdiği sözleri tuvalet kağıdı yapmakta üstüne yoksa da ABD ile ilişkileri sürdürmekten beklediğimiz çıkarlarımız var. Bunları sağmak için de diplomasiden başka yöntem yok. Özellikle Rusya ve ABD nin Suriye konusunda varılmış gizli mutabakatlarında PYD ile çalışmak var. İki süper gücün mutabık kaldığı bir konuda Türkiyenin  tersine katı bir politika izlemesinin akılcı bir yönü yok. Ama bir gerçek var. Gerek ABD gerekse de Rusya Türkiye ile olumlu ilişkileri sürdürmeyi önemsiyor. Sadece bizim değil onların da ilişkileri sürdürmektan bekledikleri çıkarları var.

Önemli olan esnek rasyonel bir diplomasiyle her üç tarafın da çıkarlarının buluşacağı ortak kesişim noktasini bulmak. Bu noktayı da çıkarlarımızı maksimize edecek seviyeye yükseltebilmek. Bu alanda yapılabilecek ilk iş Suriye politikalarımızı temelden gözden geçirip yeni bir strateji belirlemek olmalıdır.

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 22.05.2017 - 11:50 -372-
Bu sayfayı paylaşın :