Bilgi Kirliliği

-A A +A

 

Zamanımızda güç mücadelelerinin öncelikli hedefi kamuoyunu etkilemektir. Bu gerçek bir taraftan kamuoyunun belirleyici gücünün göstergesi olduğu gibi, bir taraftan da “kamuoyu” dediğimiz soyut gücün ne kadar kırılgan ve savunmasız olduğunun işaretidir.

Çünkü günümüzde, geçmişte hiç olmadığı kadar gelişmiş olan teknolojik imkanlar iletişimi saniyeler içinde tüm dünyayı dolaşacak kadar hızlandırmıştır. Tabii bu teknolojiyi geliştirenler ve kontrolünü elinde tutanlar da kamuoyunu oluşturmak kontrol etmek gibi Nükleer silahtan daha etkili bir silahı kullanıyorlar demektir. Tabii bu konuda ABD nin başı çektiğini söylemeye gerek yok. Fakat kaderin garip bir tecellisi olarak bu gücü en etkin kullanan ABD nin başındaki kişi bile, bu güçten şikayet ediyor ona güvenmiyor ve buna karşı mücadele etmek için dönüp gene iletişim teknolojilerini kullanıyor.

Sözü Türkiyeye getirmek istiyorum. Kamuoyunu etkilemenin en etkin yolu “algı operasyonları” düzenlemektir. Şu anda Türkiye de gerek içteki dinamikler gerekse de  dışarıdan gelen salvolarla, koordineli hareket edildiği gün gibi meydanda olan algı operasyonlarına maruz durumda. Algı operasyonlarının en büyük taktiği de önce “bilgi kirliliği” oluşturup kafaları karıştırmaktır. Böylece fikirlerinin berraklığından emin en net düşündüğünü sanan kişilerde bile bir kafa karışıklığı meydana getirir. Bildiğinden ve düşüncesinden emin olmamaya başlar karşısına çıkan her yeni enformasyonu “acaba?” diye karşılar, tutarlılık içinde sağlam bir fikre dönüştüremez.

Bu durumda zihin tarlası, sürülmüş yeni fikirlerin ekilmesine hazır hale getirilmiştir. Maalesef şimdi tam da bu durumdayız. “Anayasa değişikliği referandumu” dolayısı ile şu anda tüm küresel güçler tarafından algı operasyonlarının odağı haline getirildik. Alabildiğine bir bilgi kirliliği saldırısına maruz durumdayız. Türkiyeye 3. Dünya ülkesi muamelesi çeken, hakir gören (The Times’e göre), önemsiz gören birçok Batılı güçler birden bire bu referandum sanki kendi ülkelerinde yapılıyormuş gibi Dünya gündeminin baş sırasına oturttular. “Biz neymişiz be abi” demekten kendimi alamıyorum. Burada oturup düşünmek gerek. Bazan açıkça, bazan aba altından sopa göstererek aktif olarak “Hayır” kampanyası yürütüyorlar.

Bu aslında sadece referandumla ilgili olarak başlayan bir durum değil. Türkiyeyi denetim altında tutmanın mücadelesini veriyorlar. Bu 300 yıllık bir kavga. 1.Dünya savaşından sonra Osmanlının parçalanması neticesinde son kalan toprak parçasında da bu milleti eli kolu bağlı hale getiren Batılı güçler, son on yılda yavaş yavaş denetimden çıkmaya başladığını gördüler. Telaş başladı, eski kabuslar tekrar rüyalarına girer oldu. Bu son on yılda Batıdan Türkiye lehinde bir kararın, yaklaşımın ve dostça bir tutumun benimsendiğini hatırlayan var mı?

Bu sadece güncel  gelişmelerden veya Tayyip Erdoğanın sert uslubundan doğan bir rahatsızlığı yansıtmıyor. Avrupada yükselen bir ırkçılık ve İslamofobia, Turkofobia dalgası giderek tüm Avrupanın siyasi sosyal hayatını etkisine alıyor. Avrupa Adalet Divanının son olarak İşyerlerinde başörtüsünün yasaklanabileceğine dair kararı da bunun bir işaret fişeği.15 Temmuz Darbe girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasına duydukları üzüntüyü gizleme gereği bile duymuyorlar. FETÖ terör örgütünün kaçaklarını baştacı yapıp onlardan sağladıkları bilgilerle belden aşağı vuruyorlar. Avrupada PKK ve onun paravan kuruluşlarına kapılarını ve imkanlarını sonuna kadar açmayan ülke kaldı mı?

Suriyede gerek ABD nin gerek se de Rusyanın PYD armalarıyla çaput sallamalarının dostlukla bir ilgisi olabilir mi? Türkiyenin aleyhine olabilecek en küçük bir unsurun bile sonuna kadar istismar edilmesinin bir amacı var. Türkiyeyi Durdurmak.. Türkiyenin  başını birçok alanda sıkıntıya sokarak, milleti “bu problemlerden nasıl kurtuluruz?” diye çare aramaya yöneltmek. Cevabı hazırlıyorlar.    

Bilgi kirliliği oluşturup “hayır” oylarının önde gittiğini propağanda etmeye devam ediyorlar. Hürriyetten Abdulkadir Selvi’nin kampanyanın başında yazdığı “evet cephesinde işler iyi gitmiyor” yazısını, üstüne birkaç yazı yazmasına rağmen İnternet gazetesinin ön sayfasında tutmak için reklama ayrılan alana yerleştirip iki hafta okuyucunun gözüne sokmanın tarafsızlıkla bir izahı olabilir mi?

Geçtiğimiz Perşembe Almanyanın yeni seçilen Cumhurbaşkanı “Steinmeier” in yemin  Töreni konuşmasının büyük bölümünü Türkiyeye ayrıması, talimat vererek “Deniz Yücel”in serbest bırakılmasını istemesi, doğrudan Tayyip Erdoğanı hedef alması Batının yeni taktiğinin habercisi gibiydi. O da bütün sıkıntıların kaynağının Tayyip Erdoğan olduğu yönünde hedef göstermek ve Türkiye seçmenine şu mesajı vermek “Bu referandumda Hayır oyu vererek Tayyip Erdoğanı çizin, bütün dertleriniz bitsin”.

Bunlar bu Milleti tanımıyorlar. 15 Temmuzda Tayyip Erdoğanı yedirmemek için 240 şehit veren millet sizin bu şantajınıza boyun eğmeyecektir. Bu köşeye sıkıştırma operasyonları, “hayır”cıIarı bile “Evet” e çevirmeye yarar. Değil ki kararsızları “evet” e çevirmesin. Bunun bir örneği de benim. Bu saatten sonra hayır cephesinde yer alan ittifakları gördükten sonra benim yerim kesinlikle “Evet” tarafında olanlarladır.

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 25.03.2017 - 08:28 -535-
Bu sayfayı paylaşın :