BİR DİNİ HASBİ HAL

-A A +A

         

          Dinimiz İslam hakkında bir hususu dikkatlerinize sunmak istiyorum.

          Konu Dinde yenileşme-yenilik-yeni yorumlar-yeni açılımlar. 

      Bunu yüksek sesle seslendirenler eksiğiyle fazlasıyla tv ekranlarından dolayı biliniyor. Akademisyenler ve beraberlerinde olanlar. Profesörler Abdulaziz Bayındır, Bayraktar Bayraklı, Mehmet Okuyan, Mustafa Öztürk, Mustafa İslamoğlu vb. gibi.

          Değerli Dostlar modern, çağdaş, ileri, meşruiyetçi anlayışla ve kabullerle hayatını idame ettirenler, ne fiziki, ne fiili, ne fikri anarşiye kapı açmazlar. Kapıyı aralamazlar bile. Ancak bu anlayış sahiplerinin içinde yaşadıkları hayatın bütün ilkelerini kabul ettikleri anlamına gelmez. Mesela çağımızda belki de en evrensel geçerliliği olan kural HUKUKİLİK Kuralıdır. Yani Hukukun Üstünlüğü kuralı. Bu sebeple İnsanlar yaşadıkları ortamlara, mer i olan kurallara uyarak hayatlarını idame ettirirler. Ancak zaman zaman mer i olan kurallardan bazılarının yanlış olduğunu söylerler. Hatta zararlı derler. 

         Bu durumda meşruiyetçi olan, hukukilik ilkesini benimsemiş, ilerici, çağdaş, modern olan bu insanlar nasıl tavır takınırlar ve neler yaparlar? Bunlara baktığımızda; bütün itirazlarına rağmen, kabul etmemelerine rağmen, o hukuk kurallarının kendilerini de bağladığını, o kurallara göre hayatlarını idame ettirdiklerini görmekteyiz. Aksi takdirde yukarıda dediğimiz gibi ‘anarşi’ doğar. Kargaşa, karışıklık ve düzen bozukluğu olur. Aydın, çağdaş, ilerici, meşruiyetçi dediğimiz bu insanlar, kuralların değiştirilmesi ve hayatın yeniden düzenlenmesi için kural koyuculara, kanun yapıcılara, yani yetkili ve ilgili makamlara müracaat ederek, önceki kuralların yürürlüğe konulması gibi önerdikleri kuralların kabul edilmesini ve hayatın bu yeni kurallara göre tanzim edilmesini talep ederler. Bunun mücadelesini verirler. Evet kamuoyu oluşturma çalışmaları da yaparlar. Ancak tekrar edelim. Yeni kurallar, kanunlar, düzenlemeler yapılana kadar yürürlükte olan kural ve kaidelere göre hayatın idame ettirilmesi; medeni ,uygar, gelişmiş, çağdaş ve meşruiyetçi bir anlayışa sahip olmanın bir gereğidir.

          Öyleyse bu anlayışı doğrulayan Müslümanlar olarak dini hayatımız için de aynı yol ve yöntemleri izlemeli değil miyiz. Biliyoruz ki; Ehli Sünnet çizgisinde bulunan Müslümanların dini yaşamlarını sürdürürken uydukları ameli ve itikadi kurallar ve hükümler bulunmaktadır. Bunların ortaya çıkışı ve asırlar boyunca uygulanagelişi, aydın ve meşruiyetçi bir anlayışı benimseyenler tarafından öyle ulu orta gelişi güzel, bütün kamuoyunun önünde sorgulanmamalı, kritik edilmemeli ve “kabul etmiyorum, reddediyorum” nidaları yükseltilmemelidir. 

          Elbette yeniden yorumlamalara, anlam çıkarımlarına, itikadi ve ameli kabullerde, kurallarda ve uygulamalarda yenilenmelere, değişikliklere, yeni düzenlemelere ihtiyaç vardır. Böyle bir ilmi çalışma kutlu, soylu, takdire şayan bir çalışma da olacaktır. Bütün bunlar ilgili, yetkili ve sorumlu kurumlar tarafından planlanmalı, organize edilip desteklenmeli, finanse edilmelidir. Neticede konunun otoriteleri ve uzmanları tarafından yapılan ve sonunda kabul gören asgari müşterekler, yeni kurallar, yeni uygulamalar yeni açılımlar şeklinde bütün kamu oyuna deklere edilmeli, basın-yayın ve bütün dini kurumlar yoluyla kamuoyuna duyurulmalı, yeni kurallar ve uygulamalar böylece hayatımızda yerini almalıdır. Şu anda kafalar da, kalpler de karışıktır. Bu karışıklık alanı hızla da genişlemektedir.

          Ayrıca da olaya bir başka açıdan bakacak olursak; Dini hayatımızdaki İtikadi ve Ameli kabul ve uygulamalarımızda Mezhep İmamlarına tabi durumdayız. O mezhep imamları Kuranı anlama kapasitesine sahip değiller miydi. O ulema, Arapçayı iyi bilmiyor muydu. O dönemdeki devlet otoriteleri tarafından yasaklarla-engellemelerle mi karşı karşıyalardı. Maddi ve manevi manada o dönemlerde ihtiyaç duydukları yeterli desteği bulamamışlar mıydı. Yoksa bir kasıtları mı vardı. Art niyetli mi idiler. Akıl çapları, kapasiteleri zekaları bugünkü ulema gibi çalışmıyor muydu. Yeterli değil miydi vs. vs. gibi soruları çoğaltmak mümkün. 

          Günümüze de baktığımızda; Bir defa son asır İslam Dünyasında dini hayat sürekli yasaklarla, engellemelerle, cezalandırmalarla, mahkumiyetlerle, mağduriyetlerle dolu bir asır olarak adlandırılabilir. 

          Şartların böylesine zor olduğu, korkuların yasakların mahrumiyetlerin, yoksullukların ve dini kaynaklara ulaşabilmenin oldukça zorlaştırıldığı bu çağda, dini yeniden yorumlayanların eskileri nasıl değerlendirdiklerini, ne ile suçladıklarını, nelerini yetersiz-eksik bulduklarını da açık seçik izah etmeleri gereklidir. Aksi takdirde eski ilim erbabını reddetmek, suçlamak, bühtan olur, iftira olur, günah olur. Yoksa onlar hain mi idi. Başka güçlerin ajanımı idi. 

          Bir kuralı veya kabulü ele alarak örnekleme yapın. İşte bunun doğrusu böyledir deyin. Güzel. Peki asırlar boyu yaşanan o ameli ve yaşayan o itikadi kabulü ilk belirleyenler gerekçelerini, izahlarını nasıl yapmaktadır. Onlar Arapçayı mı iyi bilmiyorlardı. Doğru anlayıp yorumlayacak kadar Kur’ana yoğunlaşmadılar mı. Yoksa onlar akletmediler mi. Onların akıl çapları ve zekaları, harcadıkları mesai, bugünkülerden çok mu azdı vs. vs. 

          Bu çalışmalar elbette yapılmalı, fakat milletin gözleri önünde, tv ekranlarında değil, Meşru zeminlerde, ilmi arenalarda ve hudutsuz maddi-manevi imkanlarla desteklenmeli. İhtilaflar en asgariye, ittifaklar da en azamiye çıkarılmalı ve ittifak edilen hususlar bizzat uygulamaya da geçirilerek kamuoyuna meşru yol ve yöntemlerle tebliğ edilmelidir.

          İtikadi ve ameli barış böyle sağlanır. Yoksa Vebale giriliyor.

          Vesselam.

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 27.01.2017 - 12:14 -276-
Bu sayfayı paylaşın :