Bir “Ev” Yapmak

-A A +A

Baba, oğul; iki büyük Nebî, yüce Rablerinin emriyle inşa ettikleri Kâbe’nin temellerini sağlamca kurmuş, duvarlarını yükseltmeye başlamışlardı. Sırtlarında taşıdıkları kayaları yontup düzeltiyor, Mekke sıcağında, alınlarında biriken mübarek terleri silerek canla, başla çalışıyorlardı…

Yeryüzünün tam orta yerinde inşa edilen bu muazzam yapı, kıyamet vaktine dek mü’minlerin kıblesi olacak, (1) dünyanın dört bir köşesinden koşup gelen sevdalıları tarafından büyük bir muhabbetle tavaf edilecekti. İçi ve dışı tertemiz tutulan bu kutlu evin misafirleri, Allah’ın misafirleri olarak ağırlanacak, Beyt-i Haram’ın çevresinde, kendi halinde yetişen ağaç ve bitkiler ile civarda dolaşan hayvanlara dahi zarar verilmeyecekti…

Bu evin şeref, bereket ve ve hürmetini tam olarak gösteren ismi “Beytullah” yani “Allah’ın Evi” idi. Bütün noksan sıfatlardan münezzeh ve bütün kemâl sıfatlara sahip yüce yaratıcının herhangi bir eve, mekâna sığmayacağı ve elbette hiçbir şeye muhtaç olmadığı belli olmakla beraber bu kutsal mâbede “Allah’ın Evi” denilmesi, Beyt’in Hak katındaki değerini göstermekteydi.  Nitekim cesaret ve bahadırlığı cümle âlem tarafından bilinip övülsün diye Hz. Hamza ve Hz. Ali’ye “Allah’ın Aslanı”, Hz. Halid b. Velid’e “Allah’ın Kılıcı” unvanları verilmiştir.

Peygamberler babası İbrahim aleyhisselâm ile halîm, kerim ve cömert oğlu Hz. İsmail Kâbe’nin duvarlarını yükseltirken yüce Rablerine olan niyazlarını da sürdürmüş, içinde bulundukları beldeyi emin, inşa ettikleri Beyt’in şerefini âli kılması için dua etmişlerdi. Tam bir teslimiyet ve saygı içinde Allah’a bağlanmış, yapıp ettiklerinin hak katında beğenilmesinden başka hiçbir amaç taşımadıklarını belli etmişlerdi. Biliyorlardı ki, ihlâs ve huşû içerisinde yapılan her ibadet Allah’ın katına çıkmakta ve yüce Mevlâ böyle itaatkâr kullarını hem dünya, hem de ahirette sayısız nimetlere kavuşturacağı müjdesini vermekteydi.

İşte kendileri de yüce Rablerinin insanlar arasından seçip, onlara kılavuz tayin ettiği iki peygamber idiler. İsimleri kıyamet vaktine dek unutulmayacak, adlarını ananların salâvatlarıyla mübarek ruhları sevince gark olacaktı. Allah’ın, gönülden kopup gelen içli seslenişlerini hoşnutlukla karşılayıp, dualarını kabul edeceğini hissediyor, en çok da kâinatın şeref tacı olan son Peygamberin kendi soylarından gelmesini istiyorlardı... (2)

İbrahim ve İsmail aleyhisselâm her ilahi buyruğu yerine getirmek için emre amade vaziyetteydiler. Bu buyruk canlarını ateşe atmak, mallarının tamamını dağıtmak ve hatta öz evlatlarını kurban etmek bile olsa kabullenmekten kaçınmıyor, iman ve teslimiyetlerinin karşılığını da daha dünyada iken almaya başlıyorlardı. Nitekim korkunç alevleri göklere yükselen Nemrud’un ateşi İbrahim için serinlik ve esenlik olmuş,  (3)  İsmail’in boğazına sürülen bıçak, kılına bile zarar vermemişti. (4) Allah dilerse ateş yakmaz, su boğmaz, bıçak kesmezdi. Âlemlerde Allah’tan başka hakiki bir güç sahibi olmadığından her şey ancak ve yalnız O’nun muradı ile cereyan ederdi. Yazdığı yazının, verdiği hükmün dışına çıkılması asla mümkün değildi. İşte bütün bunları ruhlarının ta derinliklerinde hisseden Allah elçileri, bütün arzu ve isteklerini ancak O’na arz eder ve ancak O’ndan yardım isterlerdi. İbrahim aleyhisselâm ile oğlu, Beytullah’ın temellerini yükseltirken: “Ey Rabbimiz! Bunu bizden kabul buyur, şüphesiz sen işiten ve bilensin” (5) derken işte bu anlayışı seslendirmekte ve işlerin ancak Allah’ın kabulü ile bir anlam kazanacağını açıklamaktaydılar.

Aziz kârî!

Kulun ve amellerinin varıp kavuşacağı son durak Allah’ın huzurudur. Kimin hangi niyetlerle kendine geldiğini en iyi bilen O’dur. Bu yüzden bütün mü’minler yaptıkları her hayırlı işin,  giriştikleri her faydalı mücadelenin başında, ortasında ve sonunda: “Rabbimiz, bizden kabul buyur!” diyerek ta’zimlerini arzeder; namaz, oruç, hac, zekat ve cihad gibi ibadetlerini sadece Rablerinin hoşnutluğu için eda ederler. Bir kul, Rabbinin katına kalb-i selîm’inden başka ne çıkarabilir ki?

1- Bakara, 2/144, 149, 150

2- Yüce Allah bu dualarını kabul etmiş, Efendimiz de her fırsatta Hz. İbrahim ve İsmail aleyhisselâmın soyundan geldiği için iftihar etmiştir.

3- Enbiya, 21/69

4- Bk: Saffât, 37/99-111

5- Bakara, 2/127

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 30.11.2016 - 13:26 -216-
Bu sayfayı paylaşın :