Bir kardeşlik buluşmasının ardından

-A A +A

                Büyüklerimizin her ayın son haftasında gerçekleştirilmesi hususunda karar kıldıkları 3 vakıftan müteşekkil “Sevgi, Dostluk ve Kardeşlik Platformu”nun kahvaltı buluşması; Hacı Bayram-ı Veli Camii’nde kılınan “Fecr” namazının ardından Araştırma Kültür ve Eğitim Vakfı’nın, Camii’in hemen yakınında bulunan salonunda bu sabah gerçekleşti. Cami’ imamının müthiş kıraatiyle en üst düzeye ulaşan iç huzur ve hislerle başlayan kahvaltı ve kahvaltının ardından konuşulanlarla ilgili acizane kanaatlerimi ve hislerimi (kimse okumasa da) şuracığa yazıvereceğim…

                Bir duruş ve bir mesaj olması bakımından biz Müslümanlar, söze önce Allah’ın kelamıyla başlarız. Bu uygulama, “Allah’ın kelamı bizim sözümüzden önce gelir” mesajını taşır. Ali Ay amcamın Kur’an tilavetiyle başladı müzakere. Ardı sıra Hayrullah Başer amcam çıktı kürsüye. O ana kadar sanıyorum ben dahil bütün katılımcılar, gündemden bîhaber idik. Gündem; üç vakfın oluşturduğu platform tarafından ortaklaşa yürütülen “TERÖR MAĞDURU KARDEŞLERİMİZE YARDIM KAMPANYASI”… Hayrullah amcanın üslûbuna, duruşuna her zaman hayranlıkla şehadet etmişimdir. Bazen sizi eleştirir fakat tatlı üslubu kırılmanızı engeller. Aradan biraz zaman geçtikten sonra yalnız kaldığınızda Hayrullah amcanın dediği gelir aklınıza ve o an kendi içinizde kesif bir muhasebe böylelikle başlamış olur. Neyse, ileride Hayrullah amcanın bende uyandırdığı izlenimleri anlatan bir yazı kaleme alacak olursam, birçok yönüyle örnek olarak kabul ettiğim “amca”mı uzun uzun anlatırım…

               Bu yardım kampanyasıyla neyi hedeflediğimizi, ne mesaj vermek istediğimizi kısaca anlattı. Yöntem ve metod üzerine bazı açıklamalar yaptı. Asıl önemli olan; Hayrullah amca konuşması sırasında şöyle bir cümle kullandı : “Zulmün devam etmesi zalimlerin zulme devam etmesinden değil; iyilerin sessiz kalmasındandır.” Amerikalı nobel ödüllü Martin Luter King'e ait olan bu cümle bende müthiş hisler uyandırdı.“Evet! Evet işte sorun burada! İşte bundan dolayı kardeşlerimiz öldürülüyorlar, bundan dolayı güçsüzüz, bundan dolayı ümmet olarak sürgün hayatı yaşıyoruz, hor görülüyoruz.” diye haykırdım içimden. Biz kısık sesli iyi insanlar olarak avazımız çıktığı kadar bağıracağız, tabiri caizse telef olana kadar koşturup, hizmet edip, gücümüz tükenip ölene kadar durmayacağız. Tıpkı Ömer Köse amcam gibi, tıpkı diğer amcalarım gibi. Yaşıtları rahat ve sıcak yataklarında mışıl mışıl uyurken, aldıkları emekli maaşları ve ikramiyeleriyle günlerini gün ederken, eh çok çalıştım artık biraz da torun torbaya karışayım dinleneyim derken, Ankara’nın ayazında oradan oraya koşturan, toplantı toplantı gezen ve tebliğ eden bu insanların derdi ne ola ki? Bunun karşılığı nasıl ödenebilir? Şunu aklımdan hep geçirmişimdir; yahu koca koca adamlar zahmet u tenezzül edip, hizmet aşkıyla türlü meşakkatlere katlanıp zaman ayırıyorlar; peki bizler ne yapıyoruz? Bilgisayar karşısında, oyunla, bomboş geçirdiğimiz zamanımızı sanki çok önemli şeyler için harcıyormuşuz gibi, bu fedakar insanlara karşı gereken vefayı göstermiyoruz. Bazen seminerlere katılıyorum; bakıyorum katılımcı sayısı 10,15… Üzülüyorum… Buna da neyse…

                Hayrullah amca nazik üslubuyla mikrofonu Ömer amcaya verdi. Ömer amca; ömrünü yoksullara ulaşmak, yaralara su serpmek, yangınları söndürmek adına “mücadele” ile geçirmiş, geçiriyor, geçirecek de. O’nun his dolu ufuk açıcı konuşmaları beni her zaman son derece müteessir kılmıştır. Yine geçen ay platform tarafından yürütülen ve nihayete erdirilen Bayırbucak’a Yardım Kampanyası ile ilgili sonuç özeti mahiyetinde bazı bilgiler verdi. Bayırbucak meselesi yüreğimin kanayan meselesidir, yazının sonunda bu hususa değineceğim. 

                Ömer amca, Terör Mağduru Kardeşlerimize Yardım Kampanyası’na katılımın haylice az olduğunu anlattı. Bu azlığın sebepleri üzerinde durdu. Sanırım bizler oyuna gelmişiz. Bugün en yakın arkadaşlarıma, eşime dostuma bile; terör bölgesine gitmemizin bir zaruret olduğunu anlatamıyorum, onları ikna edemiyorum. “Ama” ile başlayan onlarca cümle sıralayıveriyorlar hemen. Evet bu işin “ama”sı çok, gel gelelim biz bu “ama”lara takılıp Allah’ın emrettiği gibi birbirimize sıkı sıkı sarılıp gereğini yapmazsak, bölüne bölüne yok olup gideceğiz. Zulüm bitmeyecek, adalet ve kardeşlik hakim olmayacak iklimimize. O bölgede yaşayan Kürt kardeşlerimizin hatası var da, bu bölgede yaşayan Türk Arap Çerkez Laz ve sair kardeşlerimizin hatası yok mu? Vatan bir beden ise bizler bedenimizin bir parçası ağrıyor diye, o bölgeyi kesip leş yiyici köpeklerin önüne mi fırlatmalıyız? Bin bir baskı ve zulme direnen kardeşlerimizin varlığından haberdar değil miyiz yoksa? Batı’da yaşayan ve bedel ödemeksizin atıp tutan birkaç tuzu kuru “beyaz Kürt”ün ihanetine mi aldanacağız?

                İşte bu kampanyanın amacı, o bölgede teröre destek vermeyen mazlum kardeşlerimize destek çıkmak, onları korumak, yaralarına merhem olmak ve “yalnız değilsiniz” mesajını kendilerine iletmektir. Peki baskı sonucu teröre gönülsüzce destek vermek zorunda kalan insanları ne yapacağız? Onları ölümle, ırzlarına geçmekle, sürgünle, zulümle tehdit eden lanet olası leş yiyicilerin lanet olası taşeron maşası Pkk’nın baskı ve zulümlerini göz ardı edip onları da mı terörist ve düşman ilan edeceğiz? Bilmiyorum… Gerçekten bilmiyorum…

                Sonrasında katılımcılardan bazıları söz alıp konuyla ilgili görüşlerini, endişelerini ve önerilerini bildirdiler.  Mesela Ali Bey; “Bölgedeki insanların çoğu günlük işçi statüsünde çalışıyor ve ekmek paralarını kazanıyorlar, kahir ekseriyetinin devamlı bir işi yok. Sokağa çıkma yasaklarından dolayı insanlar dışarı çıkıp çalışamadıkları için ekmek parası tahsil edemediler, dolayısıyla kışlık erzak, gıda vb. şeylere duyulan ihtiyaçlar had safhadadır.” Şeklinde bir açıklama yaptı. Katılımcıların bu ve buna benzer açıklamaları; kampanyanın seyri açısından son derece önemli rol oynayacak.

                Katılımcıların bazıları; yardım kampanyasını duyurma hususunda eksiklerimiz olduğunu ifade ederken bazıları da duyurma metodumuz üzerine fikir beyan ettiler. Birçoğu ufuk açıcı, yön gösterici ve yerinde açıklamalardı.

                Ev sahibimiz Metin Bey, (ki ben onu tanıyalı birkaç ay olmadı) Vakıfları bünyesinde gerçekleştirdikleri söz konusu bölgede neler oluyor konulu panel bağlamında, o bölgede yaşayan bazı STK yöneticilerinin davet edildiğinden bahsetti ve panel neticesinde kendisinde oluşan izlenimlerden bazılarını katılımcılara aktardı. Kampanya kapsamında toplanan yardımların; bölgede faaliyet gösteren STK’larla işbirliği yapılarak dağıtılması gerektiğini ifade etti.

                Program boyunca benim aklımda Bayırbucak meselesi vardı. Konu sanki platformun gündeminden kalkmış gibiydi fakat Bayırbucak Türkmenleri belki de tarihleri boyunca yaşamadıkları zulmü şu günlerde yaşıyorlar. Kadınları ve çocukları öldürülüyor. Muhacirler için Suriye tarafında Türkiye’nin eliyle kurulmuş olan ve masum insanların sığındığı kamplar, büyük bir Rus-Daeş-Amerika-Esed-İran zulmü altında. Şu yukarıda saydığım kan emici ülkeler ve onların taşeronu örgütler göz göre göre birbirleriyle flört ediyorlar. Hepsi bir olmuş mazlumun üzerine geldikçe geliyorlar. Hayrullah amcanın toplantının başında zikrettiği söz geldi aklıma. Bu zulmün devam etmesinin müsebbibi acaba kendini iyi addeden biz Türklerin ve Türkiye’nin, zulme yeterince başkaldırmaması mı? Biz gençlerin bu zulme isyan etmemesi mi? Neden olmasın…

                Üstelik bölgedeki insanlara zulmedilmesinin altında yatan temel amaç; Türkiye’nin önlenemez büyümesini engellemek, Türkiye’yi boğmak, sıkıştırmak, her alanda küçültmek ve bölmek. Hedef Suriye değil, Irak değil, Bayırbucak değil, Madaya değil; Hedef Türkiye! Kanlı ellerin doğrulttukları namluların ucu; yeniden dirilmekte olan BÜYÜK OSMANLI’ya yönelmiş durumda. Tablo kötü gibi görünse de şairin de dediği gibi

“Bizi bîkes sanıp ey gam yok etmekten hazer kıl kim/

Cihânı yoğ iken vâr eyleyen Allah’ımız vardır”

Evet! Kötü tabloyu iyi, mazlumu güçlü, zalimin mülkünü târumâr edecek Allah’ımız vardır. Umudumuzu bağladığımız, tevekkül ettiğimiz, inandığımız Allah’ımız…

                İşte toplantının sonunda yine kendimi tutamayıp söz aldım ve yukarıda zikrettiğim şeylere benzer açıklamalar yaptım. Son olarak eklemek istediğim bir şey daha var, diyorlar ki “yahu boşu boşuna uğraşmayalım, değmez, yine kıymet bilmezler, ihanet ederler, anlamazlar” Onlara cevabım şudur:

“Zâyi’ olmaz gül temennasıyla vermek hâre su”. Fuzûlî

Selam ve dua ile…

Kategori: 

2 Comments

Şükürler olsun ki bizden

Şükürler olsun ki bizden sonra bu mukaddes davanın sancağını yükseltecek gençlerimiz var. Denildiği gibi "Bazılarımızın yaşaması için bazılarımızın ölmesi gerekir" Ferhat kardeşimden Allah ebediyyen razı olsun

Üstadım ömrünüz bereketli

Üstadım ömrünüz bereketli olsun inşallah. teveccühleriniz için müteşekkirim.

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 01.02.2016 - 08:27 -1,065-
Bu sayfayı paylaşın :