Brexit ve Türkiye-İngiltere İlişkileri

-A A +A

Referandumun son haftasına girilmişken bütün dikkatlerin “evet” veya “hayır” oylarından hangisinin önde çıkacağı sorusunun cevabını bulmaya yoğunlaştığı ortamda bu başlık ta ne? diye düşünmüş olabilirsiniz.

 Bu arada Esed rejiminin Rakka ya yapacağı topyekün bir saldırının ön habercisi olarak halkın morallerini yıkmak üzere attığı kimyasal bombanın sebep olduğu insanlık trajedisi gözardı edilecek bir konu değil. Bu insani mesele sadece siyasi bir analiz konusu olarak ele alınacak bir şey de değil. Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) Suriye’de beş yıldır süren iç savaşta 370 binden fazla kişinin öldüğünü tahmin ediyor. Ama savaşan tarafların gizlilikle ilgili endişeleri ve bazı bölgelere erişimdeki güçlükler nedeniyle bütün ölümleri bu sefer belgeleyemediklerini belirtiyorlar. Bu tahminleri topladığınızda sivil-muharip bir milyon insan kaybından bahsediliyor. Bu kayıplardan sadece birinin sizin oğlunuz, kızınız veya aile bireyiniz olduğunu hissetmeye çalışın, istatistiksel bir rakam olarak değil.

Şimdi Dünyanın birden bire uyanıp “Aaa Esed Kimyasal silah attı” diye Güvenlik Konseyini toplantıya çağırmasındaki samimiyetsizliği anlamak için siyaset analisti olmaya gerek yok. Sonuçta değişen birşey olmayacak. Dünya Bilgisayarda savaş oyunu izler gibi izleyecek, BM de istatistik tutmaya devam edecek.

Bu yazıda ele almak istediğim konu, Referandum sebebiyle dış politikada gerek Türkiyenin gerekse de yakın temasta olduğumuz dış devletlerin ve Uluslar arası kuruluşların ilişkileri rölantiye almış olduğu görüntüsüdür. Bu tutum Cumhurbaşkanının beyanatlarına da yansımış durumda. Bir çok dış konuda referansı 16 Nisandan sonrasına veriyor. ABD ve Avrupa devletleri de takındıkları tahrik edici, ders verici terör suçlularını koruyucu, “hayır” taraftarlarını destekleyici tutumlarında düşük vitese geçtiler. Çünkü bütün bu tutumların Türkiyede “evet” taraftarlarının yüzdesinin yükselmesine yaradığını gördüler.

Batıda bu tutumun bir istisnası var görünüyor. O da İngiltere. İngiltere şu sıralar harıl harıl “Brexit’i fırsata çevirmeye “ çalışıyor. Tabii bu Muhafazakar Theresa May Hükümetinin kapıldığı paniğin kamufle edilmesinin slogana dönüştürülmüş hali. Ülke seçmeninin moralinin bozulmaması ve Ekonominin sarsılmaması için çırpınmalar böyle sunuluyor. Bilindiği gibi İngiltere 29 Mart itibarı ile AB anlaşmasının “Birlikten ayrılma” konusunu düzenleyen 50.ci maddesini işletmeye başladı. Pazarlıklar iki yıl sürecek.

İngiltere Hükümeti bu çıkış sürecini 12 hedef veya amaç etrafında gerekçelendiriyor. Başta geleni “daha küreselleşmiş bir İngiltere”, arkasından “daha güçlü ekonomi”, “daha kenetlenmiş bir ulus”, “daha adil bir toplum” ve bu liste uzuyor. Ama bu arada sosyal  ve sağlık harcamaları adım adım kısılırken vergi oranlarının yükseltilmesi için hazırlıklar yapılıyor. İngilterenin amacı, çıkarken AB üyeliğinin yüklediği mükellefiyetlerden sıyrılırken özellikle serbest Ticaret ve dolaşım avantajlarını korumak. Fakat AB yetkilileri ve özellikle Merkel lisan-ı münasiple “alan da kaçan mı?”, “yok öyle üç kuruşa beş köfte” diyor.

Yani tercüme edersek; AB den çıkış sonucunda Londrada konuşlanmış bulunan küresel rant sermayesi eskisi gibi rahatca diğer AB ülkelerinde dolaşamayacağı endişesi yaşamaya başladı. Bu nedenle İngiliz Sterlini piyasalarda hayli değer kaybetti. İngiliz Hükümeti bir taraftan da Türkiyenin AB ile yapmış olduğu Gümrük birliği sistemine benzer bir modelle AB ile serbest ticareti sürdürmeyi amaçlıyor. Hatta bu modelin gelecekte AB ye alınmayan Türkiyenin AB çıpasına bağlı kalması için bir ara çözüm olabileceği ileri sürülüyor.

Bütün bu sebeplerle birçok Batı devletleri Türkiyeye parmak sallarken İngiltere sessiz sakin ilişkileri sıklaştıracak ticari bağları güçlendirecek girişimlerde bulunuyor. Ali Kemal’in torunu Dış İşleri Bakanı Boris Johnson ‘u gönderiyor. Geçen hafta Theresa May gösterişli Başbakanlık uçağı ile Ürdün ve Suudi Arabistan a ziyaretler yaptı. Bu nedenle Prens Charles Viyana gezisine Askeri uçakla gitmek zorunda kaldı. Basında “Suudilerin savaş uçakları Yemende sivilleri bombalarken, bu ziyaretle sivil katliamını meşrulaştırıyorsun” diye de çok eleştirildi. Ama ne gam ”İngilterenin çıkarları herşeyden önemliydi”. May kendisini böyle savundu.  Amaç, özellikle ABD de 11 Eylül dolayısı ile yargılanma şoku yaşayan Suudi petrol paralarının Londraya akmasını sağlamaktı.

Son olarak 25 Martta yayınlanan İngiltere Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesinin Türkiyedeki gelişmeler hakkındaki rapordan bahsetmek istiyorum. Hazırlanması 9 aylık bir araştırma gerektiren bu rapor üzerinde medyamız olumlu yorumlarda bulundular ve üzerinde de fazla konuşulmadı. Aslında kendimizi biraz zorlarsak evet bazı olumlu ifadeleri cımbızla çekebiliriz. Ama teslim etmek gerekir ki Avrupa konseyinin veya AB nin yayınladığı raporlara göre uslubu daha yumuşaktı. Belki de artık azarlamayan birkaç şey duymaya ihtiyacımız vardı da, iyi tarafından baktık diyelim.

Yazı çok uzadığı için bu Raporun özet kısmının tam çevirisini ve ona bağlı olarak İngilteredeki FETÖ yapılanmasının Türkiye aleyhindeki lobi çalışmalarını bir sonraki yazıda ele alacağım.

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 07.04.2017 - 10:30 -222-
Bu sayfayı paylaşın :