+A A -A

Ceket Sahte Deriden Yapılınca

-A A +A

                Önceki yazılarımda Muhittin’le Mehmed’in bıyık bırakıp birer meşin ceket aldıklarından söz etmiştim. Meşin ceketlerin arkadaşlarıma ettiklerine bakınız.

                Tabii ceketler suni deriden yapılmıştı. Gerçi İstanbul’un üçkâğıtçılarına, dolandırıcılarına, yalancılarına karşı uyarılmışlardı ama saf Anadolu genci bunu nereden bilsin! Bir de Yahudi’den mal almayın diye uyarılmışlardı.

                Arkadaşlarımız yüksek fiyatla deri diye satılan bu ceketlerden İstanbul’a gelmemden birkaç gün önce birer tane almışlar. Kadıköy iskelesinde beni karşıladıklarında üzerlerinde bu ceketler vardı.

                Nihayet gel zaman, git zaman İstanbul’un sağanak halindeki yağmurları meşhurdur. Muhittin ve Mehmet Aralık ayının son günlerine doğru meşin ceketlerini giyerek Beyoğlu’nda gezmeye çıkarlar. Hava bir açar bir kapar, biraz serince ama güneşin zaman zaman kendini gösterdiği bir gündür. Arkadaşlarımız ilk defa gördükleri Beyoğlu’nda sağı solu inceleyerek yürürken zaman su gibi akar ve bu sırada bardaktan boşalırcasına yağmur yağar.

                 Eyvah! İşte olanlar bu sağanak yağmurun arkasından olur. Artık gezinin tadı kaçmıştır. Yağmurlu havada bin bir zorlukla eve gelirler. Ceketlerini çıkardıklarında ne görsünler! Bembeyaz gömlekleri meşin ceketin boyasından simsiyah olmamış mı? Ceketlerin hakiki deri olmadığını anlayan kafadarlar bir daha o ceketleri giymezler. Çıkarır duvara asarlar. Arkadaşlarımız bu ceketleri artık sihirbazlık yaparken giyeceklerdir.                                       

                Küçük bir ayrıntı daha. Mehmet sarışındır, tabii bıyıkları da sarıdır. Sarı renkli bıyık pekiyi gözükmediğinden iyi gözüksün, uzaktan fark edilsin diye Mehmet bıyıklarını fındık boyasıyla boyar. Beyoğlu’nda gezerken yakalandıkları sağanak yağmur, Mehmed’in bıyıklarındaki boyayı da ıslatır ve yer yer Mehmed’in dudaklarından çenesine doğru fındık boyası karalığı gözükür. Hey gidi günler hey! Ne günlerdi be arkadaş!

                               YAHUDİYE PARA KAPTIRMAYALIM DERKEN

                Küçük bir not daha! Hani Yahudi’den alışveriş yapmayın şeklinde uyarılmıştık ya! İşte bu uyarı kulağımızda olduğu halde banyo havlusu almak üzere ucuzdur diye tavsiye ettikleri Mahmutpaşa semtine gittik. Kim Yahudi kim Türk bilmiyoruz. Kendimize göre arayıp tarayacağız, eli yüzü temiz bir adam bulacağız ve havluları ondan alacağız, paramızı Yahudi’ye kaptırmayacağız. Düşüncemiz bu. Nihayet sakallı bir adam gördük. Selam verdik dükkânına girdik. Hoşbeşten sonra havlulara bakarak birer tane beğendik. Ücretini ödeyip dükkândan tam çıkarken adamın şivesinden Yahudi olduğunu anladık.

                Ondan sonra da kendi kendimize bir hayli kızmıştık. Verdiğimiz para İsrail’e gidecek Filistinlilere gözyaşı sebebi olacaktı. Böyle bir durumda sizin canınız sıkılmaz mı? Millî sermayeyi kaptırdığınız yetmiyormuş gibi perakende ticaretini bile Yahudi’ye, Ermeni’ye Rum’a kaptırdığınıza canınız sıkılmaz mı? Vallahi bizim o zamanlar çok canımız sıkılmıştı.

                Elbette karşı çıktığımız Siyonist Yahudi’ydi. Sade vatandaşlarımız olan Yahudilere bir diyeceğimiz yoktu.

                Hani bir de dememişler miydi, her gördüğün sakallıyı deden sanma, diye! Yaşadığımız işte öyle bir şeydi. (Gelecek Hafta Millî- Manevî Meselelere İlk Uyanışımız.)

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 26.12.2017 - 09:30 -2,772-
Bu sayfayı paylaşın :