Çocukluğumu Sakladım

-A A +A

                Kaç yaşlarında hatırlarız yaşadığımız olayları; üç, beş…. Belki daha geç, belki daha erken. Kanımca olayları gözlemlemek veya özümseyerek yaşamakla ilgili.

                Altı yaşlarındaydım. Babamın vefatından sonra ev bulmakta hayli zorlanmıştı anacığım. O zamanlar çok çocukluya ev verilmezdi. “Nüfus planlamasının gizli öznesi miydi acaba ?” Sadece ev değil gezmelerde bile çocukların değeri yoktu. Ne “hoş geldiniz” denir, ne de ikramdan nasiplendirilirdi. Acı ama gerçek bir kültürün tezahürüydü. Hal böyle iken büyüklerimiz birer öğretmen ve her biri yaşayan bir tecrübe idi.

                Altı dairelik bir apartmanın üst katında. İki oda, bir bakla sofa ev bulmuştuk. Edep ve hayanın geçer akçe olduğu yıllar. Evimizin iki balkonu olduğu halde hiçbir zaman sandalyede oturup şöyle gelen- gideni seyre dalamadık. Ana caddeye bakan evimizde “ne derler” korkusuyla, yüksek sesle gülmek bile edebe aykırıydı. Bu bir kuraldı ve biz bu kurala koşulsuz uyardık.

                Ben bu evden ayrılalı kırkbeş yıl geçti. Zaman zaman o caddeden yolum geçer. Araba yavaş geçse de anılarımı seyretsem derim… Lakin bir lahzada bitiverir bu seyir. Kentsel dönüşüm; her zaman takdir ettiğim ve olması gerekli diye düşündüğüm bu yapılanma… Taki çocukluğumun ve genç kızlığımın geçtiği bu eve dokununca duygularım karmaşa yaşadı. Gönül dipfrizmde sakladıklarım değişmese de, bu yapısal değişimi yakından görme isteğim içimi kemiren bir duyguya dönüştü…

                Evimizin yerine; çok güzel, dört katlı bir kreş yapılmıştı. Anılarım hafızamda biraz ürkek, kırgın bu kreşi ziyarete gitmeye karar verdim. Beni karşılayan görevli torunumu kayıt ettireceğim düşüncesine kapıldı. Yetkili ile görüşmek istediğimi belirttim. Kendimi tanıtıp, halimi arz ettim. “Çocukluğum; saklamıştım buralarda bir yerlere… Müsaade ederseniz, kat kat gezmek isterim.” Görevli kreş müdiresiydi. Anlamıştı halimden.

Önce en üst kata çıktım; eskilerden en ufacık bir iz bile yoktu. Üst katta oturan Sabiha Teyzem, Vehbi Amcam; yoktu çocukları. Güngörmüş insanlardı. Apartmanda sadece onlar gazete alırdı. Okuduktan sonra bize verir, dünyadan haberleri güzel diksiyonundan dinler, kaybolan Ayla’ nın hayat hikâyesi, bizi yabancılara karşı temkinli davranmamız gerektiğini öğretirdi.

Orta katta emekli hemşire Mihriye Teyzem; onunda çocuğu yoktu. Bilge bir kadındı. Hastane anılarını dinlemek keyif verici olurdu. Onun yanındaki dairede; eşi astsubay olan Sebahat Teyze. Onların iki oğulları vardı. Asalet sözcüğünün yakıştığı güzel insan.

Alt katta Karadenizli Fatma Teyze. Evlatlık bir oğlu vardı. Çocuk yaramazlık yaptığında “evine buğday yağsın” diye hiddetini duaya yükleyen, muhterem Hanım. Yan dairede oturan Hamdi Ağabey. Heybetinden korktuğum, lakin gülüşünde muhabbet bulduğum.

Evet, Müdüre Hanım ile her katı gezerken; anılarımı sakladığım dipfrizin kapağı açık kalmış olacak ki tüm anılar gözyaşı olarak yanaklarımı ıslattı.

Evimizi asfalta bağlayan üç- dört basamaklı o merdiven artık yoktu. O merdivenden en son gelinliğimi sürüye sürüye inmiştim. Takılı vermişmiydi gelin telim bir yerlere. Geçmişin güzelliklerini, bugüne taşımaktı maksadım. Evin bir sağ tarafına baktım dalgın, orada ki sevdiklerimde yoktu. Saklambaç oynarken gizlendiğimiz kuytu köşeler. Sol tarafına baktım yabancı çehreler. Rahmetle ve dua ile yad ettim komşularımızı ve anacığımı. Nedendir bilmem gönlümde akşam oldu bir anda.

Evet, anılarımın üzerinde birçok çocuk vardı şimdi. Benim çocukluğum katılır mı ara sıra onların arasına. Ben her katta, arka bahçede, saklambaç oynadığımız her yerde aradım onu. Haydi çocukluğum; önüm arkam saklanmayan ebe SOBE...

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 18.04.2017 - 12:13 -270-
Bu sayfayı paylaşın :