+A A -A

Çok Ağırdır Kudüs, Zordur Taşımak

-A A +A

Sadece bir kentten veya bir coğrafyadan bahsetmiyoruz. Tarihin başlangıcından beri insanlığın sergüzeştinin odağından, medeniyetler bileşkesinin ağırlık merkezinden bahsediyoruz. Dolayısı ile Kudüs bahsi açılınca o konuda kalem oynatmak için de yeterli birikime sahip olmanın özgüvenini taşımak gerekir. Ne yalan söyleyeyim bende ne o birikim ne de o özgüven var. O yüzden bu birikimi taşıdığını düşündüğüm kaynaklardan gelecek değerlendirmeleri bekledim.

Fakat son iki üç haftadır Kudüs konusunda yapılan yayınlar verilen demeçler açık oturumlar sosyal medya paylaşımlarının tutturduğu retorik beni rahatsız etti. Ama bu atmosferde aykırı konuşmak uygun olmaz diye düşündüm. Fakat yanlış birşeyler vardı. En çok rahatsız eden şey de söylenenlerin neredeyse tamamının “Ah vah ölürem Kudüs” çerçevesinde kalması, vicdan yapma, söylenmesi gerekeni söyledim rahatlığıyla eve gidip başını yastığa koyma nevinden öteye geçmemesi idi. İrili ufaklı bütün STK lar ya basın bildirisi yaptılar ya da ortak platformlarda basın toplantısıyla tepkilerini ifade ettiler. Küçümsüyor muyum? Asla ve ne haddime. Fakat şöyle bakmak gerek. Bütün bunlardan sonra sadra şifa olacak ne kaldı.

Bazı aklı selim birikimli kalemlerden serin kanlı sorunun özüne inmeye çalışan değerlendirmeler okudukça rahatsız olmakta haksız olmadığımı anladım. Hala Kudüs konusunun bir medeniyet ve liyakat meselesi olduğunun kamu oyunca idrak edildiğinden emin değilim. Öncelikle şunu hatırlayalım. Biz Kudüsü 3 hafta önce kaybetmedik. 100 yıl önce kaybettik Görüşlerine değer verdiğim bazı aydınlar Kudüsü kaybetme sürecinin Viyana bozgunu ile başladığını ileri sürüyorlardı. Bir başkası da Medreselerimizin içe dönük sedece eski klasik metinleri şerh etmekle asırları geçirmesiyle konuya giriyorlardı. Hepsinde bir gerçeklik payı vardı. Veya gerçek hepsinin bileşkesi idi.

Biz medeniyetimizi ve liyakatımızı kaybettiğimiz an Kudüs elimizden alındı. Ağır geldi.Taşıyamadık, Sorulacak soru “Bunu bize kim yaptı?” değildir. Doğru soru “Nerede yalnış yaptık?” olmalıdır. Zira doğru cevabı bulabilmek doğru soruyla mümkündür. Kudüsü yeniden taşıyabilecek medeniyet ve liyakatı yeniden üretebilme adına 100 yıldan bu yana ne kadar mesafe katettiğimizi kim söyleyebilir?

Bu şartlarda yapılabilecek en uygun girişimleri Hükümet BM ve Diplomasi aracılığıyla yapıyor zaten. Ama sanılmasın ki bu girişimler kısa vadede ABD yi Kudüsü İsrailin başkenti olarak tanıma kararından vaz geçirecektir. Çıplak gerçek; Kudüs ABD nin kayıtsız şartsız desteklediği İsrail tarafından 1967 yılından beri işgal altında.

Kudüs, Tarih boyunca birçok (zamanın) küresel güçleri ve medeniyetleri tarafından ele geçirilmiş. Teolojik ve Tarihi olarak Yahudiler Kudüs merkez olmak üzere Filistinin Allah tarafından onlara ebediyyen verildiğine inanırlar. Kudüs İlk defa MÖ 1000 yılında Hz. Davut tarafından Fethedildi. Ondan sonra gelen Hz. Süleymen da Sur Kralı Hiramın da yardımıyla mabedi inşa etmiştir. Ama peygamberlerine ihanetleri onları öldürmeleri ve Allaha verdikleri ahde sadık kalmadıkları için Allah o kavmi lanetlemiş ve Filistini ellerinden almıştır.

Şu anda Mescid-i Aksa’nın da üzerinde bulunduğu Süleyman mabedi ise onlara göre Kudüse hakim olmanın sembolüdür. En büyük amaçları Mescidi Aksayı yıkıp yerine Süleyman mabedini yeniden inşa etmektir.

Süleyman Mabedi ilk defa Babil Kralı Nabukadnezar (Buhtunnasır) tarafından yerle bir edilmiş (MÖ586).Yahudilerden bir çoğu Babile köle olarak götürülmüşlerdir. Pers İmparatoru Kiros Babillileri yenince esir Yahudilerin tekrar Kudüse dönüp Mabetlerini yeniden inşa etmelerine izin verdi (MÖ537). Daha sonra Kudüste Büyük İskender ile yükselen Grek medeniyetinin hakimiyetini görüyoruz. Grek Kralı Antiochus Epiphanes Mabedi Zeus Tapınağına dönüştürdü(MÖ165). MÖ 63 ten itibaren Roma hakimiyetini görüyoruz. Yahudilerin devamlı isyan etmeleri sonucunda Roma imparatoru Titus MS 70 yılında Mabedi tekrar yıktı ve Yahudileri Dünyanın her tarafına sürgüne gönderdi. Yahudilerin Kudüse girmeleri yasaklandı. Bir ara Persler Şehre hakim oldu ise de uzun sürmedi. MS 629 da Kudüs Bizans hakimiyetine girdi.

Bu sırada parlayan bir güneş gibi İslam medeniyeti yükselmekteydi. İslamın bu emaneti taşıyabilecek güç ve liyakata erişmesi sonucunda Hz. Ömer tarafından tarihindeki en kansız şekilde fethedildi.(MS 638). Hz. Ömer yahudilere Kudüse yerleşme izni verdi. Birinci Haçlı seferi sonucunda Haçlı sürüleri Kudüsü İşgal etti ve Şehirdeki Tüm Müslüman ve Yahudiler kadın yaşlı çocuk demeden katlettiler.

100 yıl süren bu karanlık dönem sonunda Selahaddin Eyyubi Kudüsü Haçlılardan geri aldı Yahudilere tekrar yerleşme izni verdi.. 1517 de Yavuz Sultan Selim şehri Osmanlı himayesine aldı. Osmanlı zamanında da Yahudilerin özellikle de hahamların Kudüse yerleşmesine müsamaha edildi. 1844te yapılan ilk nüfus sayımında Kudüste 7120 Yahudi, 5760 Müslüman, 3390 Hristiyan olduğu tesbit edildi. Bu da Osmanlının hoşgörüsü ve Kudüsün çok dinli yapısına saygısını ispatlıyor. Kudüsün tarihte yaşadığı tek barış ve huzur döneminin İslam ve Osmanlı dönemi olduğu açıktır. 9 Aralık 1917 yılında İngiliz general Allenby Tarafından Kudüs İşgal edildi.

Allah İmtihan sırrı nedeniyle, günleri milletler arasında döndürürüm buyuruyor. Şimdiki konjonktürde ABD İsrail ikilisi Kudüse hakim görünüyor. Mesele onların gücü değil. Bizim Kudüsü taşıyabilmeye yetecek güç ve ehliyete sahip olup olmadığımızdadır. Kudüs çok ağırdır. Taşıması çok zordur. İslam Dünyası bu emaneti taşıyabilecek güç ve ehliyete eriştiği an Kudüs tekrar İslamın olacaktır.

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 22.12.2017 - 13:31 -898-
Bu sayfayı paylaşın :