Kanlı Darbe Girişiminin Yansımaları ve Öneriler

-A A +A

 

Türkiye Devleti, seçilmiş Milli iradesine, Milletin huzur ve refahına vurulmak istenen, çok kanlı ve karanlık bir darbeye teşebbüs, Allah’a hamdolsun ki, Sivil iradenin karşı duruşu ve siyasi iradenin el birlik çalışmalarıyla şimdilik atlatılmıştır.  
 
Devletin tüm kılcal damarlarına plânlı bir şekilde sızmış olan, böylesine gizli, batıni ve ahlaki olmayan bir terör yapılanmasının, normal şartlarda, yasal olarak temizlenmesi güç olan, dışa bağlı, takiyyeci bir örgütün kökünün kazınması ve tasfiyesinin de, meşru şartları oluşmuş durumdadır. 
Böylesine acı, fakat gerçekçi kriz şartlarının da, akıllıca fırsatlara çevrilerek; Devletimizin yeniden yapılanması, kurumlarının ve kadrolarının tahkim edilmesi ve devletin işleyiş kurallarının gözden geçirilmesi için, büyük bir imkân doğurduğu aşikârdır. 
 

Ne Yapılıyor?
Bunları gerçekleştirmekle, kriz şartlarını normalleştirmekle yükümlü meşru siyasi irade elbette çok haklı olarak;

Bir taraftan, kendini tahkim edip, arındırıp güçlendirirken, diğer taraftan da uluslararası bağlantılı bir terör yapılanmasını tasfiye etmek için, OHAL zemininde çok hızlı bir dizi yasal tedbirlere başvurmakta, kanun hükmündeki kararnamelerle de tasfiye eylemlerini gerçekleştirmektedir. 

Darbe girişiminin ardından, devam eden soruşturmalarda örgüt mensubu olduğundan şüpheli, gözaltına alınan, tutuklanan, işten çıkarılan, meslekten ihraç edilen ve açığa alınan insanlar, şimdilik yaklaşık yüzbine baliğ olmuştur. 
 
Polis, kolluk kuvvetleri, istihbarat kurumları, savcılıklar ve hâkimler marifetiyle bir yargı süreci başlatılmış durumdadır. 
 
Ne Yapılmalı! 
Her şeyden önce, darbe girişimi karşısında devletin kendisini koruma refleksi içinde teröre bulaşmış unsurları ve örgüt elemanlarını tasfiye ederken, tedbirlerini alırken, hukuk devleti ilkeleri içinde kalmaya özen göstermelidir. 
 
“Eğitim, Sağlık, Savunma, İstihbarat ve Güvenlik” Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin varlık ve bekası için önemli kurumlardır. Devlete ve millete karşı bir daha darbe yapılamayacak yeni, yepyeni bir sisteme kavuşturulma, yeniden liyakat ve ehliyet esasına göre yapılanma çalışmaları, TBMM çatısı altında muhalefet partileriyle sağlanan konsensüsle, ümit verici bir zemin yakalamışken, sevindirici, köklü ve radikal işler yapılıyor olması, böylesi güzel ortamlara ve güzel fırsatlara çevrilmesi de, millet olarak, her bir vatandaşı ve tüm sivil toplum kuruluşlarını candan gönülden sevindirmektedir. 
 
Bu tasfiye ve tedbirler alınırken;
       • Kitap okuma, fikir ve düşünce hürriyeti kapsamında görülmeli, kitap bulundurmalar, suç belgesi olarak mütalaa edilmemelidir. Böylesine çok kritik ortamlarda en hassas konu, suçun ispatının, terör örgütü ile organik bağın delillendirilmesi ve yapılan terör eylemlerine bizatihi katılımın belgelenmesidir. 
 
       • Banka hesabı, dershane, okul kayıtları ve benzeri hususların tek başına örgüt üyeliğinin delili kabulü ve buna bağlı uygulamalar hukuken sıkıntı yaratacaktır. 
 
       • Esas olan mağduriyetlerin genişletilmemesidir. Asıl olarak suça, suçluya ve terör örgütüne odaklanılmasıdır. Çünkü suçun şahsiliği ilkesi ölçüsüz kullanılarak suçlu kapsamı genişletildikçe, suçlu kitleler çoğaltıldıkça suç ve gerçek suçlu ortadan kaybedilir. Ve de kitlelerin yoğun mağduriyeti, gerçek suçluların da meşruiyetinin gerekçesi yapılabilir. 
 
       • Anadolu aslanları, ya da kaplanları denilen işletmelerin sahiplerinin terör örgütü ile ilişkilendirilmesi soruşturmalarında, ticari faaliyetlerini tam ve eksiksiz yapabilmelerinin yasal tedbirleri de acilen alınmalıdır. Aksi takdirde Avrupa’nın taşeron, montajcı sanayicilerinin ekmeğine yağ sürüldüğü gibi milyonlarca insanın çalıştığı, böylesi sanayi ve ticari işletmelere kayyum atanması ile işletmelerin adeta tasfiyesi, mefluç edilmesi, kabili imkânsız ekonomik kayıpların yanında, sosyal patlamaların da zeminini teşkil edebilir. İşletmeler değil, yöneticilerinden suçlular varsa onlar cezalandırılmalıdır.  
 
       • Sol, liberal ve bölücü unsurların, karanlık odaklarla birlikte yaptıkları fırsat düşkünü, kasıtlı ve kara propagandalara da çok dikkatli olunması gerekmektedir. Çünkü FETÖ Terör yapılanması böylesi bir kara propagandayı hem desteklemekte, hem de bizzat kendileri de jurnal, ispiyon faaliyetlerini ustaca yapmaktadırlar. Ortak amaçları mağdur kitlelerin çoğaltılması ve de toplumun tabanına yayılmış, sosyal bir huzursuzluk ortamının oluşturulmasıdır. Ayrıca, boşalan devlet kadrolarında, taraftarlarına fırsat hazırlanmasını sağlamaktır.  
 
       • Bunun için çok acil bir KRİZ MERKEZİ'nin oluşturulması elzemdir. Bu merkezde siyasi, ekonomik, bürokratik ve sivil kesimlerde (Sivil Toplum Kuruluşları) temsil edilmelidir. Ustaca yapılmış, asılsız jurnal ve kara propaganda neticesinde gerçekten mağdur olan vatandaşların dertlerini anlatabilmelerinin zemini sağlanmalıdır. 
 
       • Diğer taraftan, sadece belli siyasi kişilerin ve Bakanlık Bürokratlarının sırtındaki bu ağır yük, DEVLETİN HAFIZASINDA kurumsal bir yapılanmaya dönüştürülerek, en az hata ile, bu derin terör yapılanması, tereyağından kıl çekercesine tasfiye edilmelidir. 
 
       • Türkiye’nin istiklaline ve istikbaline vurulmak istenen darbe yapılanmaları, karizmatik liderlikle dik duruş gösteren, sadece bir siyasinin omuzuna bırakılmamalıdır. Aksi halde, böylesi durumlar daima kırılgan zeminlerdir ve toplum bünyesinde hayal kırıklıklarına behemehâl dönüşme ihtimali vardır. 
 
       • Darbe karşıtı olan tüm kesimlerin seslerine kulak verilmeli, ulusal bir konsensüsün temin edilmesi, en büyük destek ve en büyük bir güç teşkilidir. Böylesi bir fırsat kaçırılmamalıdır. 
 
       • Başta, Eğitim sistemimizin müfredatında olmak üzere, Diyanet’in tüm birimlerinde mehdici, mesihci, batıni ve terörü besleyen radikal akide yapılanmalarına karşı, toplumun tüm kesimleri uyarılmalı ve eğitilmelidir. Devletin; cemaat, tarikat, aşiret kuralları ve yönetim anlayışıyla (Bunların her birinin özel yapıları olduğu görülerek) yönetilemeyeceği bilinmeli ve hukuk devleti ilkesi devlete hâkim kılınmalıdır.  
 
       • Bu acı tecrübeden sonra, ehliyet ve liyakat ilkesi esas alınarak teröre bulaşmamış cemaat, cemiyet ve STK'lara aynı mesafede durulmalı, hiç bir Bakanlık ya da kurum, tek cemaat, tek cemiyet veya tek mesleki kurumun inisiyatifine asla bırakılmamalıdır. Milletimizin sosyal, kültürel mozayiği, kurumlara yansıtılmalıdır. 
 
       • Yargıdaki hareketlilik, öncelikle sakinleştirilmeli, hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü imajını vererek, darbecilerden iktidarın değil, hukukun hesap sorduğu kamuoyu ve uluslararası arenada hissettirilmelidir. 
 
       • Bu fesat örgütünün okullarında, dershanelerinde özellikle 17-25 Aralıktan önce okuyan, ancak bu örgütle fiili bağı olmayan insanları karşıya itmeyecek tedbirler geliştirilmelidir. İyi niyetli ve ihaneti görenlerin, bu yapıdan kopmalarını kolaylaştıracak metotlar üzerinde çalışılmalıdır. Sorumluluk mevkiinde bulunanlar biz hata yaptık ve yanıldık diyebiliyorsa, diğer insanlara da bu şans tanınmalıdır.  
 
Neticeten, biz bir sivil toplum kuruluşu olarak, darbe sonrası alınan tedbirlerle birlikte, yapılanma uygulamalarındaki gözlem ve endişeleri ortaya koymaya çalıştık. İlgili tüm şahıs, kurum ve kuruluşların, sorumlularının bu tespit ve önerileri dikkate alacağına inanıyoruz.  
 
Gayri meşru, gayri ahlaki, legal ve meşru olmayan tüm yapılanmaların karşısında, bu saldırının tahribat ve travmasından, devletimizin ve milletimizin en kısa zamanda huzura, sulhu selamete çıkması için millet iradesini temsil eden, meşru yönetimin yanında ve yakınında olmayı, üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmenin, milli bir görev olduğunun bilinmesini istiyoruz. 
 
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı 
 
 
 

Kategori: 

Etiketler: 

1 Comment

Böyle bir analiz yerinde

Böyle bir analiz yerinde olmuş, kaleminize sağlık

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 15.07.2017 - 22:58 -2,260-
Bu sayfayı paylaşın :