Türkiye’nin Referandumla İmtihanı

-A A +A

             

             Anayasa değişikliği gibi bir yasama çalışması Ak Parti iktidarının gündeminde bulunmadığı bir anda MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin “fiili durumu meşru hale getirelim” çıkışıyla Siyasetin ve Türkiye’nin gündemine geldi. Ak Parti ve MHP yöneticilerinin görüşmeleri ve mutabakatları sonunda, bu günkü şekliyle TBMM den geçerek, halkoyuna sunma (referandum) kararı verildi. 16 Nisan 2017 de Yasama, yürütme, yargı kuvvetlerinin statüsü, seçim ve yetkilerini yeniden belirleyen 18 maddelik Anayasa değişikliği yapılacak referandumla halkoyuna sunulacaktır. Oylamaya da az bir süre kaldı.

              Referandumla ilgili Anayasa değişiklik metni başta siyasi partilerin düzenledikleri toplantılar, yazılı, görsel ve sosyal medyada, değerlendirilmekte,  yorumlar yapılmakta, konu kamuoyunda her zeminde tartışılmaktadır.

                HAYIR GÖRÜŞÜNÜ SAVUNANLARIN GEREKÇELERİ

                Anayasada yapılan değişikliğe hayır kampanyasını yürüten ana muhalefet partisi CHP nin gerekçeleri üzerinden bakarsak; evet demekle ülkenin bölüneceği, üniter yapının bozulacağı, yapılmak istenenin bir rejim değişikliği olduğu, hem de tek adam rejimi’ nin tesis edileceği, propagandası temel argümanları arasında yer almaktadır.

             Ancak hemen söylemek gerekir ki; yapılan Anayasa değişikliği metnin içeriğinde, Bayrağın, Milletin, Devletin ve Vatanın varlığı, birliği, bütünlüğü ile ilgili herhangi yeni bir düzenleme olmadığı gibi, bu hususu çağrıştıracak bir ifade de yoktur.  Mevcut Anayasadaki REJİM‘in esasını teşkil eden “Demokratik, laik, sosyal, hukuk devleti” ilkeleri ile ilgili maddeler de bu 18 maddenin dışında varlığını korumaktadır. Ayrıca metinde Ülkenin üniter yapısını bozacak, bölünmesine neden olacak bir düzenleme olmadığı gibi bu iddiayı çağrıştıracak bir yorum çıkarmak da mümkün değildir. CHP nin bu Anayasa değişikliği ile Ülke yönetimi ve Devlet hayatında TEK ADAM yönetimi oluşacağı tezi ise, çok samimi gözükmüyor.

             Çünkü CHP nin geçmiş tarihi, ayrıca Türk siyasi hayatında (TBMM de temsil edilen ve edilmeyen) tüm partilerimizin yönetiminde liderler sultası, hatta tabiri caizse liderler demokrasisinin(!) varlığı açıktır. Nasıl oluyorsa, bu konuda hiçbir parti liderinin de herhangi bir rahatsızlığı görünmemektedir. Devlet yönetiminde TEK ADAM yönetimine HAYIR diyen CHP yönetimi veya benzer kurumlar, parti yönetimlerinde, demokrasiyi güçlendirici tavır koyamayanlar, yeni anayasa ile getirilen Cumhurbaşkanlığı sistemi ile ilgi TEK ADAMLIK iddiasında ne kadar samimi olabilirler. Elbette bu durum devlet hayatında TEK ADAM yönetiminin olmasını da haklı kılmaz.

              İktidarın her icraatına sadece karşı çıkmakla yetinen CHP, ülkenin geleceğine yönelik yeni fikir, düşünce ve projeler üretmek yerine, siyaseti anlamsız tartışmalarla sürdürmüştür. Aynı şekilde Anayasa değişikliğinin parlamentoda görüşülmesi sırasında da seviyeli bir muhalefet ve sistem değişikliği ile ilgili farklı bir öneri getirememiş kamuoyuna kaba kuvvetle engelleme görüntüsü vermiştir. Neredeyse bir asra yaklaşan, ülkeyi bir türlü huzura, istikrara ve ekonomik düzlüğe çıkaramayan, iktidar çekişmelerine sahne olmuş parlamenter sistemi savunan CHP; Güçlü Parlamenter sistem önermiş ise de, buna dair bir proje ortaya koyamamıştır.

             Bu nedenle, manipülasyonlara, kriz üretmeye açık, artık günün ihtiyaçlarına cevap vermekten uzak parlamenter sistemi savunan siyasi partilerin ülkenin geleceğine dair yeni şeyler ortaya koyamaması, hayır kampanyaları açısından da inandırıcı ve güven verici görünmemektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan karşıtlığına ve karşıtların oylarına sığınmış görünmektedirler.

                EVET GEREKÇESİNİ SAVUNANLARIN GÖRÜŞLERİ

             Bu Anayasa değişikliği ile getirilecek olan Cumhurbaşkanlığı Sistemine EVET kampanyasını yürüten Ak Parti ve MHP‘nin tezi; yönetimde çok başlılık sona erecek, siyasi istikrarsızlık olmayacak, kararlar daha hızlı alınacak, icraatta daha hızlı hareket edilecek, Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi, doğrudan demokrasi açısından Türkiye’yi daha da güçlendireceği savunuluyor.

             Hemen söyleyelim ki; bu savunmaların doğruluk payı yüksek, ancak; Anayasa ile getirilen yeni sistemde demokrasi’nin temel değerlerinin bütünüyle hayata geçirilmesi, işletilmesi açısından değerlendirdiğimizde; demokrasinin temel ölçüsü (insan haklarının teminatı, hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkesiyle) kuvvetler (erkler) arası yeterli denge, denetim ve adaletin sağlandığına dair endişeler giderilememiştir.

             Böyle olunca, endişenin kaynağı yürütmeye sağlanan yetkiler kadar, yasama ve yargı açısından da, daha dengeli ve adil bir yapı yeni yasal düzenlemelerle oluşturulabilir. Örneğin;

  • Siyasi partiler ve seçim kanunları değiştirilerek, ülke barajı düşürülür, seçim bölgeleri daraltılabilir. Partilerin milletvekili ve mahalli seçimlerde aday tespitinde, delege sistemi getirilebilir.
  • Yürütme üzerindeki denetim mekanizması gensoru kaldırıldığına göre, Meclis Denetimini daha etkili kılacak şekilde, meclis görüşmesi, meclis araştırma ve soruşturma mekanizmaları güçlendirilerek, yürütme üzerindeki meclis denetimi artırılabilir.
  • Ayrıca Cumhurbaşkanı Yardımcıları ve Bakanları seçme yetkisi Cumhurbaşkanına ait olduğuna göre, ABD sisteminde olduğu gibi, meclise verilecek onay yetkisi ile meclis-yürütme dengesi daha güçlü kılınırdı.
  • Diğer taraftan yargının yönetim biriminin, HSK nun oluşumunun 1/3 yasama, 1/3 yürütme, 1/3 yargının kendi organlarınca seçilerek teşkili gibi bir tavır, Anayasadaki kuvvetler ayrılığı ilkesinde denge ve adaleti, temsili demokrasi vurgusunu güçlendirirdi.

                REFERANDUMA DARBE TEŞEBBÜSÜNÜN GÖLGESİ DÜŞTÜ!

             Referandum sürecinde Anayasa değişikliğinin içeriğini tartışmak ve buna göre kararların belirlenmesinin ötesinde; darbe teşebbüsü ve yansımalarının da siyasi malzeme yapılması, seçmen iradesini etkileyeceği anlaşılıyor. Şöyle ki;

  • Darbe teşebbüsünde “FETÖ”nün ihanet ve ticaret kesimini teşkil eden, yurt dışına kaçan ve cezaevinde bulunanların, yakınlarından bu örgütle bağlantısı ve ilişkisi olmayanların madden, manen ve psikolojik bir etki alanında oldukları,
  • Samimi duygularla ibadet kesimi diye adlandırılan ve ihanet örgütü ile irtibatlı olduğu tespit edilen insanlardan, yanlışlıkla (ihbar, haset, çekişme ve soruşturma zaafı v.b. sebeplerle)  ceza evinde olanlar; soruşturma geçirenler, açığa alınanlar, görevden uzaklaştırılanlar, ihbar edilenler ve yakın çevresindekiler üzerinde psikolojik ve toplumsal bir travma meydana getirmiş, adeta toplumun DNA sını bozan, bu maddi ve manevi sıkıntılar referandumu olumsuz etkileyen önemli faktörler haline gelmiştir. Bu konuda herkes şunu düşünmelidir.
  • Darbe gerçekleşmiş olsaydı; ülkenin bütünlüğü, devletin varlığı, milletin ve toplumun birliği ve hepimizin göreceği zararın vehameti, darbe teşebbüsü sonucu kaybettiğimiz canlar, şehitler, yaralılarımızın miktarı, durumu ve o gece yaşananların oluşturduğu toplumdaki TRAVMA.
  • Bu olay sebebiyle, devlet toplum hayatı için her biri bir değer olan, ülke için yetiştirdiğimiz, emek ve imkan verdiğimiz insanlarımızı (yanlış bir yola girdikleri için) kaybedişimiz.
  • Tüm bu işlerin birinci derecede ve tamamen sorumlusunun FETÖ yapılanması ve DARBE teşebbüsünde bulunanların olduğunun hiçbir zaman akıldan çıkarılmamasıdır.

             Kanaatimiz odur ki, bu travmanın rehabilitasyonu; iktidarın, devletin tüm kurumlarının, hatta sivil inisiyatif gruplarının görev ve sorumluluğudur.  Bu travmanın rehabilitesinin yıllarca sürecek bir sorun olduğu açıktır.  Ciddi, tutarlı, psikolojik, bilimsel, hukuki, manevi ve maddi manada bu konuda, kim ve kimler tarafından nasıl bir çözüm üretilmesi gerektiği düşünülerek çözüm aranmalıdır.  Bunun referandum çalışmasına malzeme yapılmasına, istismar edilmesine izin verilmemelidir. Gerçekte şu an toplumda yaşanan bu travmalardan temel sorumlu DARBE TEŞEBBÜSÜ ortamını hazırlayan güçlerin olduğu hiçbir zaman unutulmamalıdır. Yaranın sarılması içinse herkes üzerine düşeni yapmalıdır.      

                SONUÇ OLARAK

             Ülkemizin geleceğini ilgilendiren çok önemli bir karar arifesinde bulunduğumuz Anayasa değişikliği Referandumu; partizanlığa, kısır siyasi çekişmelere, millet düşmanlarının hain tuzaklarına kurban edilmemelidir.  Yeni bir yönetim sistemi getiren bu değişiklik, referandumda evet veya hayır sonucuna göre Türkiye için bır kırılma noktasıdır, bu açıdan Türkiye’nin sınavıdır.

             Anayasa değişikliğindeki metnin İçeriği, demokratik rejimin ilkeleri, hukuk devleti, kuvvetler ayrılığı, denetim, temsil ve denge gibi konularda neler getirip götüreceği üzerinden tartışma, yorum ve açıklamalar yapmak gerekirken bu kampanya, Referandum sonrası, genel, siyasi, ekonomik, kültürel, güvenlik, uluslar arası ve bölgesel politikaların HAYIR veya EVET sonucuna göre, ülkenin batacağı veya bütün sıkıntıların ortadan kalkacağı gibi tartışma zemininde sergilenmektedir.

             Halk oylamasından çıkacak bir hayır neticesinde, Türkiye’nin siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik hayatının olumsuz etkilenecek, iktidarı zaafa uğratacak, tartışmalı hale getirecek olması, bu durumda doğabilecek bir siyasi belirsizlik ve istikrarsızlık ortamından değişik hesapları olan, el ovuşturan, iç muhalefet ve çıkar gruplarının beklentileri,

             Türkiye’nin zayıf kalmasını kendileri için bir avantaj olarak gören, uluslar arası üst aklı temsil eden, küresel emperyalist dış güçlerin ve devletlerin düşmanca tavrı insanımızın evet veya hayır kararında etkili olacaktır.

             Görünen o ki; REFERANDUM sonucu, bu genel politikalardaki tutum ve davranışlara göre neticelenecektir.

             Özetle, evet ve hayır sonucuna göre ülkenin iç güvenliği, Suriye, Irak gibi bölgede ve uluslar arası zeminde cereyan eden olaylar, enflasyon, döviz, faiz üçgeninde olacak menfi gelişmeler, siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel, manevi alanlarda müspet ve menfi manada neler olacağı açısından verilen cevaplar oylamada halkın tercihlerini etkileyecektir.

             Muhalefetin ve hayır kampanyasını yürütenlerin Erdoğan karşıtlığından, İktidar ve evet kampanyasına katılanların siyasi üslup olarak ürettikleri argümanlara bakıldığında Referandumun; bir Anayasa değişikliği oylaması çerçevesinden çıktığı anlaşılıyor.

             Sonuç olarak herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Evet oyu kullanmak ne kadar yasal bir hak ise hayır oyu kullanmak da yasal bir haktır. Bu nedenle Vatandaşlarımızın tercihine saygı duymak gerekir. Asıl olan da Milletimizin aydınlık geleceği için faydalı olanın kazanmasıdır.

             Ülkemizin kritik bir süreçten geçtiği bu günlerde başta siyasi partiler olmak üzere, tüm kurum kuruluş ve kişilerden, her türlü kutuplaşma ve kamplaşmaya meydan vermeyen bir siyaset dili geliştirmelerini, birlik ve dirliğimizi güçlendirecek neticenin alınmasına katkı sağlamalarını bekliyoruz.

             Arzumuz ve duamız, ülkemizin, devletimizin, milletimizin ve gönül coğrafyamızın geleceğinde güzel neticeler hasıl edecek bir kararın çıkmasıdır.

             Milletimizin ferasetine inancımız tamdır.

ANA HABER GAZETE

Kategori: 

Etiketler: 

4 Comments

"Hemen söyleyelim ki; bu

"Hemen söyleyelim ki; bu savunmaların doğruluk payı yüksek, ancak; Anayasa ile getirilen yeni sistemde demokrasi’nin temel değerlerinin bütünüyle hayata geçirilmesi, işletilmesi açısından değerlendirdiğimizde; demokrasinin temel ölçüsü (insan haklarının teminatı, hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkesiyle) kuvvetler (erkler) arası yeterli denge, denetim ve adaletin sağlandığına dair endişeler giderilememiştir." Endişeler giderilmedikçe kaygılar artmaya devam edecektir.

"Hemen söyleyelim ki; bu

"Hemen söyleyelim ki; bu savunmaların doğruluk payı yüksek, ancak; Anayasa ile getirilen yeni sistemde demokrasi’nin temel değerlerinin bütünüyle hayata geçirilmesi, işletilmesi açısından değerlendirdiğimizde; demokrasinin temel ölçüsü (insan haklarının teminatı, hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkesiyle) kuvvetler (erkler) arası yeterli denge, denetim ve adaletin sağlandığına dair endişeler giderilememiştir." Endişeler giderilmedikçe kaygılanmalar da artacaktır.

İmamı Şafi diyor ki: " Fitne

İmamı Şafi diyor ki: " Fitne zamanında eğer safınızı belirlemekte zorlanırsanız düşman oklarının atıldığı, düştüğü yere bakın, orası sizin safınızdır." diyor. Haçlı ittifakı Avrupa ülkeleri ve ülkemizi yıkmaya çalışan, işgale kalkışan terör gurpları oklarını nereye atıyorlar? Menfeatler, mağduriyetler açısından değil Allah rızası için, vatan için elinizi vicdanınıza koyarak bakın ve görün. Bugün PKK, FETÖ, Haçlı ittifakı ısrarla "HAYIR" derken onlarla aynı safta olmanın, onlarla aynı hedefe yürümenin imkanı ve ihtimali olabilir mi? Kimse kusura bakmasın ama ülkeyi işgale kalkışanları, teröristleri ve haçlı ittifakını sevindirmeyelim, olay bu kadar net ve açık.

Nasılda korku yaratarak EVET

Nasılda korku yaratarak EVET propagandası yapıyorsunuz, ince ince çaktırmadan.. "Hayır çıkarsa, ekonomik siyasi istikrarsızlıkmışda , cart curt" bırakın insanların algılarıyla oynamayı! Yalan dolanla kandırmayı! Bal gibi biliyorsunuzki evet çıkarsa tek kişi istediği an Eyaletlere bölebilecek ülkemizi.. Dürüst olun dürüst!

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 13.03.2017 - 22:46 -1,355-
Bu sayfayı paylaşın :