Kırkaltıncı Yılında 9 Mart 1971 Darbe Girişimi

-A A +A

9 Mart 1971 tarihinde Türkiye büyük sol darbenin ucundan döndü. Sosyalist aydınlar ve TSK içindeki bir grup sol görüşlü asker tarafından organize edilen 9 Mart Cuntası, darbeciler açısından hayal kırıklığı ile sonuçlandı. Buna rağmen Türkiye 3 gün sonra 12 Mart Muhtırası ile yine bir askeri müdahale ile karşı karşıya kaldı. Eğer 9 Mart Cuntası başarılı olsaydı bugün Turkiye sosyalist ucuncu dunya ulkesi olma durumundan kurtulmaya calisiyor olacakti.

CEMAL MADANOĞLU

Uşak ili Eşme İlçesi'nde 1907 tarihinde doğdu. İlkokulu (1913-1920) ve ortaokulu (1920-1923) İstanbul’da okudu. Kuleli Askeri Lisesi’ni atlama ile bir yılda tamamladıktan sonra 1924'te Harp Okulu'na kaydoldu. 1926'da Piyade Asteğmen olarak mezun oldu. 1938'de Harp Akademisine girerek 1941'de mezun oldu.

1953'te Kore'deki Türk Tugayı Komutan Yardımcılığı ve 1954'te Tuğgeneralliğe yükseltilerek 12. Tümen (Siirt) Komutanlığına atandı. 27 Mayıs 1960 günü, Orgeneral Ragıp Gümüşpala'nın cunta lideri kendisinden daha kıdemsiz ise 3. Ordu ile Ankara'ya yürüyüp isyana son vereceğini bildirmesi üzerine, İzmir’de bulunan Cemal Gürsel'in Ankara'ya getirilmesine kadar, Millî Birlik Komitesi'nin fiilen başkanlığını yaptı. 26 Mayıs 1960 gecesi, Tümgeneral rütbesi ile cuntanın gerçek lideri olarak 27 Mayıs Darbesi'ni yönetti. Millî Birlik Komitesi Güvenlik Komisyonu’nda görev aldı. Komite üyeliği ile birlikte, Ankara Sıkıyönetim Komutanlığını da üzerine aldı. Millî Birlik Komitesi üyeleri arasında çıkan ve bilhassa Cemal Gürsel ile kendisi arasında oluşan görüş ayrılığı yüzünden ve S.K.B kurulmasıyla ve onun sıkıyönetim komutanlığından çekilmesi istenmesi sonucu 6 Haziran 1961'de Komite üyeliği ile birlikte, Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı vazifelerinden Korgeneral rütbesindeyken istifa ederek emekli oldu. 22 Şubat 1962 ayaklanması, 20 Mayıs 1963 ayaklanması ve 9 Mart 1971 darbe teşebbüsüne katılmakla suçlandı.

1966'da Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından kontenjan senatörü olarak atandı. Siyasi ortamın gerildiği bir dönemde 9 Mart 1971 Millî Demokratik Devrim darbesi beklentilerinin odağı haline geldi. Ancak 12 Mart 1971 Muhtırası sonrasında oluşan ortamda tutuklandı, Ankara ve İstanbul savcılıklarının yetkisizlik kararıyla serbest kaldı. Anıları, Cumhuriyet Gazetesi'nde yayınlandı. Birinci bölümü Anılar adıyla kitap olarak basıldı (1982).

28 Temmuz 1993 tarihinde İstanbul’da yaşamını yitirdi. Karacaahmet Mezarlığı'nda toprağa verildi.[1]

DARBE GİRİŞİMİNİN FİKRİ GERİ PLANI

1960'larda . YÖN  ve Devrim yayin organlari etrafinda sivil ve askerlerden oluşan bir siyasi yapılanma oluşmaya basladi. YÖN dergisinin başındaki Doğan Avcıoğlu, bu yapılanmanın fikri lideri durumundaydı. İlhan Selçuk, İlhami Soysal, Uluç Gürkan, Hasan Cemal gibi isimler bu olusumla birlikte aniliyordu. Siyasi hareket geniş kitlelere ulaşabilmek için "Devrim" isimli bir gazeteyi çıkarmaya basladı. Gazetenin başında Hasan Cemal bulunmaktaydı. İlk sayısında cuntanın fikir babası Doğan Avcıoğlu'nun kaleme aldığı "Devrim bildirisi" yer almıştı. Avcıoğlu; özetle laik cumhuriyetin erimekte olduğunu belirtiyor, devrimin mevcut kanunlar üzerinde olduğu savunuyordu.[2]

DARBE GIRISIMIN ASKER KANADI

Hareketin askeri kanadının başında 27 Mayıs'ın önemli ismi, darbe sonrası Ankara sıkıyönetim komutanı Tümgeneral Cemal Madanoğlu bulunmaktaydı. Milli Istihbarat Tekilati (MIT), bu siyasi hareketi yakin takibe almisti. Hareketin faaliyetleriyle ilgili her turlu bilgiye kolaylikla ulaşabiliyordu. İstanbul Üniversitesi'nde asistan olan Mahir Kaynak hareketi takip etmek için görevlendirilenlerden sadece biriydi.

Mahir Kaynak, geniş cepleri olan yeleklerle cunta toplantılarına katılıyor, cuntanın konuşmalarını ses kaydına alıyor ve bunları raporluyordu.
Cemal Madanoğlu'nun en güvendiği kişilerden biriydi Mahir Kaynak.
Hatta bir kere "MİT içimize ajan koymuş" bilgisi Madanoğlu'na ulaşmış, Madanoğlu da herkesin üzerinin aranması kararını vermişti.
Ancak arama görevinin o an üzerinde ses kayıt aletleri bulunan Mahir Kaynak'a verilmesi Mahir Kaynak'in daha  o tarihte deşifre olmasını engellemişti.

Ihtilal hazırlıklarının düşünce kaynağı Doğan Avcıoğlu ve onun Türkiye'nin Düzeni adlı kitabı, yön dergisi ve devrim gazetesi, bilhassa Avcioğlu'nun devlet yönetim şekli önerisi bir tür sosyalist askeri yönetimdi ve ordudaki sosyalist genc subaylarin ilgisini çekiyordu. Doğan Avcıoğlu’nun“Türkiye’nin Düzeni” ve “Devrim Üzerine” kitaplarınin TSK kantinlerinde “peynir ekmek gibi” satıldığı günlerdi.

Hava kuvetleri komutanı Muhsin Batur 27 Mayis ihtilalinin amacina varmadigini dusunuyor, sosyal barışın ve siyasal istikrarın sağlanması için ordunun bir şeyler yapması gerektiğini savunuyordu. Kara kuvetleri komutanı Faruk Gürler de aynı fikirdeydi. Oysa Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç ordunun siyasete karışmaması gerektiğini savunan bir askerdi. Ulkedeki sorunların kaynağını asiri özgürlükçü 1960 anayasasında görüyordu. Cumhurbaşkanı ve Hükümetin kibarca uyarılmasını, Cumhurbaşkanının yeni bir hükümet kurması için yeni bir başbakan ataması gerektiğini savunuyordu Tağmaç. Batur ile Gürler ordu bu işe elini atmazsa, sadece uyarinin fayda getirmeyeceğinde hemfikirdiler.

1971 senesinin başında ordu içinde kurulan bir çalışma grubu devrim planı, devrim sonrası yönetim şekli ve devrim anayasası hazırlamaya başladı. çalışma grubundaki subaylara Doğan Avcıoğlu'nun etrafındaki sivil aydınlar ve hukukcular da yardım ediyorlardı. planlara göre devrim sonrasında bir devrim konseyi kurulacaktı. Faruk Gürler devlet reisi, Muhsin Batur da başbakan olacaktı.[3] Tek parti ve devletçilik temelli, askeri, sosyalist bir rejime geçilecekti. planı hazırlayanlar yeni rejim icin atatürkçüluk maskesini uygun gormuslerdi.

Hazırlanan planlar Muhsin Batur'a gösterildi. Plan genelkurmay başkanını dislamisti. Batur, kendi beyanına göre, planlara olumsuz görüş bildirdi fakat "Gürler Paşa bu harekete destek verirse siz de destek verir misiniz?" sorusuna da "Gürler Paşa bu plana destek vermez. ama o olursa ben de olurum" cevabını verdi.

Mart ayı başında Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının 4 Amerikalı askeri Balgat'daki hava üstünden kaçırmaları ve sonrasında ODTU'ye giren askerlerle öğrenciler arasında çıkan çatışma müdahale hazırlıklarını hızlandırdı. genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç 10 Mart'da tüm ülkedeki üst düzey subayları ankara'da toplantıya çağırdı. 7 mart 1971 akşamı müdahale çalışma grubu bu toplantı öncesi değerlendirme yapmak için CHP eski milletvekili Fakih Ozfakih'in evinde toplandı.

Bu toplantıda Faruk Gürler'in harekete liderlik etmek konusundaki isteksizliği masaya yatırıldı. tüm hazırlıklar tamamdı, ama hareketin lideri eksikti. toplantıda Faruk Gürler'in mutlaka ikna edilmesi, gerekirse ekarte edilmesi gerektiği konuşuldu. Fakih Ozfakih "sayın paşalar, Faruk Gürler Allah mı da her hareketimizi ona endeksliyoruz. eğer siz Faruk Gürler engelini aşamayacaksanız bana izin verin o engeli aşayım, kendisini vurayım" gibi fazla heyecan içerisinde söylenmiş sözler sarfetti. Konusmalar bununla kalmadi. Faruk Gurler ve Batur'un liderliginin gecici olacagi, darbe basariya ulastiktan bir sure sonra zaten tasfiye edilecekleri de bazi katilimcilar tarafindan dillendirildi.

Iki önemli durum vardı: birincisi ihtilalin liderinin olmaması ve ilk defa bu toplantıda telafuz edilen üst komuta kademesi ile karşı karşıya gelme ihtimali hareketin gücünü zayıflatıyordu. ikincisi toplantıya katılan Korgeneral Atıf Erçikan konuşulanları banda alıyordu.

Ertesi gün bu band kaydı Faruk Gürler'e gitti ve Gürler'in hareketin son durumundan haberi oldu. hareketin eğer destek olmazsa kendisini de berteraf edeceğini anladı. ve bunun üzerine tam ters yönde bir manevra yaptı. hareketin liderliğini ele almayı değerlendirmeyi kabul etti. fakat harekatın çalışma grubuna, hareketi Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç'a da açıp onun desteğini de almaya karar verdiğini söyledi.

Gürler'in planladığı aslında Tağmaç ile harekete karşı bir karşı harekete geçmekti. 9 mart günü Hava Kuvetleri Komutanlığında ihtilal için son toplantı yapıldı. planlanan o gece harekatın gerçekleştirilmesiydi. toplantıya Faruk Gürler ve Muhsin Batur'da katıldı. Batur o toplantıda Faruk Gürler'e tüm hazırlıkları anlattı ve sonunda "gördüğünüz gibi herşey hazır paşam. sadece sizin emrinizi bekliyoruz" dedi. bunun üzerine gürler "emrediyorum, bu hareketleri durduracaksınız. çünkü yarın genişletilmiş komuta konseyi var" dedi. toplantı orada bitti. darbe tesebbusu de başlayamadan o noktada sonuçlandı.

Gürler darbeye liderlik etmek bir yana dursun durdurmak için elinden geleni yapmıştı. Batur da bu girişimin felsefesini ve rejim önerisini tamamen desteklemiyordu, sadece en iyi alternatifin bu olduğunu düşündüğü için bu hareketin içinde yer almıştı. bu noktadan sonra bu iki kuvvet komutanı bu hareketi terkettiler bir anda.

O gece Faruk Gürler'in emriyle bir tür kontrgerilla planı olan dev-kur devreye sokuldu. bu plan NATO üyesi ülkeler için standart hazırlanan, ülkede bir tür sol devrim hareketi başladığı zaman uygulanacak olan direniş planıydı. bir gün sonraki genişletilmiş komuta konseyinden müdahale kararı çıktı. 11 mart günü kuvvet komutanlarının yaptığı dörtlü zirvede Memduh Tağmaç da müdahaleye ikna edildi. ve 12 mart günü Demirel Hükümetinin istifasıyla sonuçlanan muhtıra verildi.

Basın, sendikalar, dernekler ve tüm sol kesim bu muhtıranın altında Batur ve Gürler'in imzasını görünce 9 mart cuntasının başarıya ulaştığını sandı. fakat 12 mart'ın ilk icriatı, o zaman başbakanlık görevini vekaleten yürüten Demirel'in imzasıyla  9 mart cuntasının beyin takımının emekli edilmesiydi. Nihat Erim'in başbakan olması, Bülent Ecevit'in darbenin asıl hedefinin sol kesim olduğu çıkarımını yapmasına yol açtı. Nihat Erim CHP'deki sol çizgiye karşı bir siyasetçiydi ve onun seçilmesi tesadüf olamazdı. ecevit CHP Genel Sekreterliğinden istifa etti.

9 mart cuntasının orduda başını çekenler hemen emekli edildi. Fakat destekcilerinin tasnifi bir süre sonra başladı. Nisan ayında sıkıyönetimin ilan edildi. daha sonra Mayıs ayında israil başkonsolosunun kaçırılmasıyla sıkı yönetim adeta bir askeri yönetime dönüştü. tüm ülkede solcu, Atatürkçü, devrimci ve aydın olarak bilinen yüzlerce insan tutuklandı, sorgulandı, işkencelere tabi tutuldu.

9 mart cuntasının önemi cumhuriyet tarihinde devlet şeklini değiştirmeyi amaçlayan tek darbe girişimi olmasıdır. hedeflediği sosyalist askeri düzen ile sol kesimden büyük destek almıştır. fakat gerçekleşememesi karsit siyasi ekollere çok büyük bir güç vermiştir.

9 MART DARBESINİN ONLENMESINDE

MIT CIA ISBIRLIGI

Yillarca NATO'da calismis olan Korgeneral Atıf Erçikan'in komitede konuşulanları (CIA adina olabilir) banda alması ve en kritik anda aleyhine yapilan konusmalarin bandini Faruk Gurlere goturmesi, darbenin gidisinde kilit rol oynamisti. Mahir Kaynak'ın yaptığı takiplerle de MİT darbeyi yakindan izliyor ve bilgileri Genel Kurmay Baskani Memduh Tagmac'a iletiyordu.

Amerikan Dışişleri Bakanlığı'nın belgelerine göre 10 Mart akşamı Ankara'daki Merkezi Haberalma Örgütü CIA görevlisi Washington'a şu mesajı gönderdi:

“1. Türk Genelkurmay Başkanı Orgeneral Memduh Tağmaç başkanlığında, beklenmedik bir "Silahlı Kuvvetler Komuta Konseyi" toplantısı yapıldı, sabah 10.00'da başlayan toplantı 18.00'e dek sürdü. Toplantıya Kara, Hava ve Deniz Kuvvetleri komutanları, 1, 2 ve 3. ordu komutanları, bütün kolordu komutanları, bütün Hava Kuvvetleri Bölge komutanları ve bir miktar da diğer genel subaylar katıldı.

2. Bu toplantı çok sayıda yüksek rütbeli subayın ısrarı üzerine, dört Amerikan havacısının kaçırılması, ODTÜ'deki polis-öğrenci çatışması ve diğer yerlerdeki karışıklıklar yüzünden ülkedeki siyasi durumun hızlanan eriyişine karşı ordunun nasıl bir tepki vereceğini kararlaştırmak üzere yapıldı.

3. Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Korgeneral Hayati Savaşçı, toplantının iki seçenekten birini benimsemek için yapıldığını söyledi. Ya çok sayıda genç generalin önerdiği gibi rejimi devirmek ve yönetime el koymak kararlaştırılacaktı ya da General Tağmaç ve ötekilerin önerdiği Cumhurbaşkanı Sunay'a ve Başbakan Demirel'e bir muhtıra verilerek kimi spesifik ve acil kontrol önlemlerinin alınması istemi kabul edilecekti. Savaşçı, başka alternatiflerinin kalmadığını ekledi.

4. Savaşçı ayrıca, siyasi duruma askeri müdahale konusunun artık tartışılır olmadığını söyledi. Ordu müdahale ediyordu, karar verilecek olan şey bunun biçimiydi. Toplantıdan açık bir konsensüs çıkmasının önemli olduğunu söyledi ve bunun önemini de şöyle izah etti: Konsensüs olmasa, karardan ötürü hayal kırıklığına uğrayan taraflar, kendi görüşlerinin kabulü için güç kullanarak zorlama yapabilirlerdi. Hangi karar alınırsa alınsın, hızla bütün birimlere iletileceğini de söyledi Savaşçı.

5. Özellikle havacı generaller tam bir askeri müdahale taraftarı ve Tağmaç çözümüne şiddetle karşılar.

6. 10 Mart saat 24.00 itibariyle Ankara sakin ve gözüken bir askeri alarm durumu yok.”

9 Mart 1971 tarihinde planlanan darbe, içlerinde Mahir Kaynak ve Mehmet Eymür'ün de bulunduğu Millî İstihbarat Teşkilatı mensuplarının durumu ve o dönemde ilgili toplantılara sızmış olan Korgeneral Atıf Erçıkan'ın toplantılarda aldığı kaset kayıtlarını Genel Kurmay Başkanı Memduh Tağmaç ve 1. Ordu Komutanı Faik Türün'e haber vermesiyle akamete uğratıldı. 12 Mart Muhtırası'nı veren Memduh Tağmaç, Orgeneral rütbesindekiler hariç bu 9 Mart 1971 Millî Demokratik Devrimine adı karışan başta Tümgeneral Celil Gürkan olmak üzere tüm subayları re'sen emekliye sevketti. 1. Ordu Komutanı Faik Türün de bu darbeye adı karışan tüm Devrim yazarlarını ve diğer Millî Demokratik Devrim cuntası üyelerini Ziverbey Köşkünde Milli İstihbarat Teşkilatı vasıtasıyla sorguya çekti. Bu sorgularda Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler ve kod-adı olarak "Yavuz Bey"i kullanan Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur'un da 9 Mart darbe teşebbüsüne önce destek verdikleri, fakat sonra istihbarat bilgileri Genel Kurmay Başkanı Memduh Tağmaç'a ulaşınca desteklerini geri çektikleri ortaya çıktı[4]

MAHIR KAYNAK VE MADANOĞLU DAVASI[5]

Mahir Kaynak, 12 Mart askeri döneminin en ünlü davalarından olan Madanoğlu Davası’nın “ajan provokatörü” olarak tarihe geçmişti. Cemal Madanoğlu, Osman Köksal gibi dönemin ünlü askerlerinin, Doğan Avcıoğlu, İlhan Selçuk, İlhami Soysal gibi ünlü yazarların da sanıkları arasında bulunduğu Madanoğlu Davası, askeri Savcı Albay Süleyman Takkeci’nin, Ali Elverdi gibi askeri yargıçların, Memduh Ünlütürk, Hiram Abas gibi işkencecilerin, İstanbul Sıkıyönetim Komutanı Faik Türün’ün de adlarının karıştığı, Ziverbey Köşkü’nde işkence altında alınan ifadelerin gündeme geldiği, İlhan Selçuk’un işkence altındayken el yazısıyla yazdığı ifadesinde akrostiş düşerek, kendisine yapılan insanlık dışı muameleyi ve baskı altında ifade vermekte olduğunu anlattığı ünlü olayın da yer aldığı, siyasi ve adli tarihimize geçmiş bir davadır.

Madanoğlu Davası’nın bir diğer önemli yanı da, bu davanın duruşmaları sırasında MİT’in ilk kez kendi elemanını deşifre etmesidir. Gerçekten de MİT, aynı zamanda İstanbul Üniversitesi’nde doçent olan, sol eylemciler arasında yer alan, onları çeşitli eylemlere teşvik eden ve Madanoğlu’nun da yakın çevresinde bulunan Mahir Kaynak’ın kimliğinin açığa çıkmasına göz yummuştu. 

İşin ilginci, Mahir Kaynak’ın rapor ve ifadeleri, Madanoğlu Davası’nı görmekte olan İstanbul 2 No’lu Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından ciddiye alınmamış, mahkeme 2 Ekim 1974 tarihli kararında şahit Mahir Kaynak’ın şahadetine itibar edilmemesi gerektiğini belirtmişti. 
Mahkeme Mahir Kaynak’ın MİT’e verdiği raporlarla ilgili olarak, MİT konusunda da şunları söylüyordu: 
“MİT’in kendisine düşen görevi yerine getirdiği kanaatine varılmıştır. Şöyle ki, akıl ve mantığın alamayacağı çelişkilerle dolu bu eleman raporlarına itibar etmediğini, sanıklar hakkında dört sene içerisinde başkaca işlem yapmayarak ortaya koymuştur.”

600 dolayında subay emekliye sevk edildi. Bunlardan bazıları oldukça tanıdıktır. Ali Kırca, Sarp Kuray ve Eşref Erdem gibi. Aralarında İlhan Selçuk, Talat Turhan, Celil Gürkan, Gülay Göktürk, Fakir Baykurt, Uğur Mumcu, Yaşar Kemal, Tarık Zafer Tunaya, Muammer Aksoy ve Doğan Avcıoğlu’nun bulunduğu asker veya sivil kişiler gözaltına alındılar.

Yüzlerce kişi Sansaryan Han ile Ziverbey olarak bilinen gerçekte ise, Erenköy Köşkü olan yerde işkenceli sorguya tabi tutuldular.

Faik Türün gibi generaller, Mehmet Eymür gibi istihbarat görevlileri ve Baki Tuğ gibi savcılar memleketi yıkıcı örgütlerden kurtarma iddiasıyla fazla mesai yapıyorlardı. Operasyonlar, gece sokağa çıkma yasakları, gözaltılar, aramalar, tutuklamalar ve davalar birbirini kovalıyorlardı. Yapılan operasyonların genel adı Balyoz Harekatı idi. Fırtına 1-2 Tatbikatları gibi alt düzeyde pek çok uygulama yapılmıştı.

9 Mart olayı bahane edilerek, onlarla hiçbir ilgileri bulunmayan ve rejime muhalif oldukları düşünülen yüzlerce kişi hayali örgüt üyesi olmak ve eylem yapmakla suçlandılar.

Radyodan sıkıyönetim adına yapılan açıklamalarla vatandaşlar muhbirliğe davet ediliyor, komşusuna kızan, hasmını zor durumda bırakmak isteyen kalemi- kağıdı eline alıp, başlıyordu hayali olaylarla insanları suçlamaya. İhbar mektubunda adı geçen de anında derdest edilip soluğu cezaevinde alıyordu.  

Ortaya öyle çok örgüt adı atıldı ki, çoğu sanık örgütten ancak ifadeleri sırasında haberdar oluyordu. Nitekim Zülfü Livaneli, daha önce adını duymadığı Karadeniz Komünist Partisi üyesi olarak arandığını duyunca, yurt dışına kaçmıştı.

Hemen her olay yasadışı örgütlerle bir şekilde ilişkilendiriliyordu. Keza birbirlerini hayatlarında hiç görmemiş, hatta fraksiyonları farklı olup karşılaştıklarında birbirinin boğazına sarılacak kişiler aynı örgüt üyesi imiş gibi takibatlara uğruyorlardı.

 Evet! 9 ve 12 Mart'ta yaşananlarla bugünler arasında bazı benzerlikler olduğu dikkatinizi çekmiştir.

Peki! Bugünlerin Celil Gürkan, Cemal Madanoğlu ve Doğan Avcıoğlu’ları kimler?

Ya da Memduh Tağmaç, Faik Türün, Baki Tuğ ve Mehmet Eymür’leri,

Faruk Gürler ve Muhsin Batur’ları,

Mahir Kaynak ve Atıf Erçıkan’ları?[6]

 

 

Kategori: 

1 Comment

Hocamın yazılarını ilgi ile

Hocamın yazılarını ilgi ile takip edıyorum. Yazılarını daha sık gormek istiyorum.Makalenin sonuna doğru sorduğu soruların cevabını da kendisinden bekliyorum. 12 Mart 1971 döneminde kendisi ve arkadaş çevresindeki anılarını da yazıya dökmesini mümkünse bekliyorum. Saygılarımla.

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 29.03.2017 - 16:36 -647-
Bu sayfayı paylaşın :