“Gocana..”

-A A +A

Bizim oralarda bazı kelimeler yuvarlanarak ve aradaki bir harf yutularak söylenir.”Gocana” aslında Koca Ana demektir. Yani, yeni literatürdeki gibi; büyük anne..Çocuklar, ninelerine “gocana”der.Bunun bir de değişik şekli vardır .Bir adamın bir kaç hanımı varsa, küçük hanımdan doğan çocuklar (ın bazısı) babalarının ilk hanımına” gocana” der.

Aslında ben bu yazımda, toplumumuzun kanayan bir yarası olan çok evliliği yazacaktım.”Gocana”yı anlatırken,konu içinde gene de bu konu hakkında küçük tespitlerde bulunacağım.

Çok evlilik,erkeğin cinsel  gücünün tatminine mi yöneliktir, zenginliğinin bir tezahürü müdür,yoksa etrafındaki fakir ve korunmaya muhtaç kadınlara yardım için midir? Bunu belki ileriki bir yazımda  konu edebilirim.

Ama şu bir gerçektir ki,yörükler ve 2000 yılına gelene kadar köylüler,eşi ve çocuğu bir iş gücü olarak görmüştür.Yani kalabalık olmayı yeğlemişlerdir. Zira koyunları güdecek bir çocuğa,develer güdecek bir çocuğa,keçileri güdecek bir çocuğa, yani yer işi yapacak bir adama ihtiyaç vardır. Ev eşini yapacak bir adama da..

Molla Abdurrahman bir delikanlı iken yörük obası Türkler’in kızı Sultan ile evlenmişti.Sultan gelin tam 10 çocuk doğurdu. Üçü daha genç iken öldü.7 çocuğunu büyüttü O.

Bir süre sonra ,Rodos ve Horzum medreselerinde okuyan, ama sonra göçebe hayatını terk edemeyen Molla Abdurrahman,2.kere evlenmek istedi. Eşinin üzerine eş getirmek, yani kuma getirmek l.eş için

onur kırıcı bir şey olmasına rağmen, Sultan gelin buna hiç üzülmedi.Kumasını kendisi seçti.Koyun güderken gördüğü yörük kızı Hörü’yü  beğendi.(Bizim orada Huri’ye Hörü denir) Hörü Kız ile Sultan gelin aynı çadırda yattılar,aynı çadırda ayran dövdülür, aynı çadında bebek belediler.Bir yıl sonra Hörü kızın Hüseyin adını verdikleri bir oğlu olmuştu.Hörü gelinin ömrü kısa imiş.Küçük Hüseyin daha şefkate muhtaç iken ölüp gitti anası.. Hüseyin’e bakmak Sultan Gelin’e kaldı.

Molla Adurrahman,çok evliliği sevmişti. Hörü gelinin yerine,Ümmü Gülsüm’ü buldu. Amma Ümmü Gülsüm ile ayrı çadırda gene diğer çocukları ile birlikte yaşamışsa da ,sonradan Ümmü Gülsüm yeni doğan kızı Gülsüm ile yörük obasının kışlağında devamlı oturmaya başladı.

Molla Abdurrahman,sürülerine hizmet edecek,mala bakacak adam arıyordu.O sırada Milli Mücadele Seferberliğinin çilesi içinde inleyen,fakirlikten bunalan Tursun isminde dul bir kadından bahsettiler O’ na.Tursun yatacak yer arıyordu sanki,karnını doyuracak bir lokma ekmek..Molla Abdurrahman O’nu da çadırına ve nikahına aldı. Tursun’dan ikisi ölmüş 4 çocuğu oldu. Ama çadırda iki hanım,l2-13 çocuk vardı.Molla Abdurrahman’ın bu evliğinde biraz da himaye duygularının olduğu sezilmiştir.

Sonradan Molla Abdurrahman,yörüklerin kışlağı Maşatlı’ya bir ev yatırdı.O devirde öyle ev yoktu.

Konak mıydı,saray mıydı belli değildi.l.katından 2.katına kadar olan mesafede 33 merdiven basamağı vardı. Ona “Koca Dam” dendi. Çünkü o zamana kadar öyle ev yapan olmamıştı. Her damdan büyüktü ki, “Koca Dam” denmişti. Molla Abdurrahman kışın bu damı iki eşi ve çocukları ile kullanırdı. Sonra bu “dam” yerleşik hayata geçildiğinde, göçebelik bırakıldığında da, yıllarca kullanıldı.

Bu arada sahi, Sultan Gelin ne yapıyordu.?

Sultan Gelin,ani ve fevri hareketleriyle geleceğini karartmak istemeyen, hayatı paylaşmayı amaç edinen, dirayetli bir kadındı. Kocası bir şey yapmak istiyorsa ve bunda kararlı ise O’nun buna karşı direnmesinin anlamı yoktu. Üstelik eşine yardımcı olursa,hayatı daha iyi paylaşmış ve geçim daha iyi olur diye düşünüyordu. Bunun için eşlerini(bizde kumaya eş denir) hiç kıskanmadı. Onların çocuklarını kendi çocuklarından farklı görmedi.Yemek pişirdiğinde veya ayran dövdüğünde hepsinin ismini çağırır birer tas dolusu ayranı hepsine verirdi.

l934 yılında Molla Abdurrahman öldü. Biri ayrı yaşayan üç hanım, ölenlerin dışında ll çocuk kaldı.İleri yıllarda çocuklar evlendi. Herkes bir yol tuttu. “Koca Dam” artık dar gelmeye başladı.yaşav yavaş göçebelik de  bitiyordu. Yerleşik hayata geçmek gerekiyordu.

Molla Abdurahman’ın evlatları ve iki hanımı, Maşatlı Kışlağı’nın alt tarafındaki Çaykenarı köyündeki tarlalarına birer saz ev yatırdılar. Ziraatle uğraşacaklardı.l950-52 yılarında saz evlerden taşınıp iki göz taş evlere geçtiler.

Molla Abdurrahman’ın ilk hanımı Sultan,oğlu Hamdi Çavuş ile birlikte otururdu.Eşi Tursun ise üç tarla aşağıda oğlu İbrahim ile  oturdu.

İkisi de oğullarının  yanında ihtiyarladılar ve bu alemden göçtüler.Bizim orada, ihtiyarların adının sonuna (ce) veya (ca) eki verilir.Ahmetce,Mehmetce,Ayşece,Sultanca gibi. Bu ek; hem ona bir saygı ifadesidir,hem de artık onların yardıma muhtaç insanlar olduğunun ve onların acizlenmiş olduğunun belirtisidir.

Sultanca Nine,Tursunca nineyi severdi.İkisi de birbirini severdi.Tursunca nine bazen “Sultanca acaba yemek yemiş midir” der, bir tas  çorba alır ziyaretine giderdi.

Biz de bunların birbirini kıskanmayan, ”birbirine kuma olmamış tavırlarını” ibretle seyrederdik.Sonra Sultanca ninenin çocuklarının Tursunca nineye karşı tavırlarını,babamın ve Hasan amcamın Sultanca nineye kaşı tavırlarını da merakla gözlemlerdik.

Sultanca ninemin gelinleri, Tursunca nineme de “ana “derdi.Benim anam da kaynanasının eşi(kuması) Sultanca nineme; “ana “derdi.Sultanca ninem bize gelse ,anam, O’nu nereye, nasıl oturtacağını, altına ne sereceğini bilemez, çok heyecanlanırdı.

Sultanca ninemin kızları,(halalarım) ile oğulları  amcalarım,Tursunca nineme “teyze”derlerdi. Bunun bir tek istisnası vardı: Babam  ile amcam.. Babam ve Hasan amcam Sultanca Nine’me “gocana” derdi..

Kategori: 

1 Comment

Kalemine yüreğine sağlık

Kalemine yüreğine sağlık sabir abi dedemin ve nenelerizin hikayesini çok güzel anlatmışsın çok duygulandım sanki o günleri yasamis gibi olduk nuran ile birlikte okuduk sağol.

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 16.07.2017 - 00:00 -753-
Bu sayfayı paylaşın :