Cemaat-Tarikat Tartışmaları Üzerine

-A A +A

( Bu hafta internet ortamından Tuncer Namlı Beye ait bir yazıyı çok güzel bir tahlil olarak gördüm ve bunu sizlerle paylaşmak istedim)

Son günlerde cemaat, tarikat tartışmaları, sosyal medyanın gündeminde yeni bir yoğunluk kazandı. Bu tartışmalarda Dikkatimi çeken en önemli husus, bilgi, yöntem ve üslup sorunlarının öteden beri hiç eksik olmamasıdır. Çoğu Zaman tartışmaların içinde yer alsam da bazen dışarıdan bakmaya çalışan bir gözlemci olarak iki tarafın da (kendim dahil), söz konusu sorunlardan kendisini kurtaramamış olmasıdır. Her iki tarafın da bilgi kaynaklarını netleştiremediği, sistematik bir yöntem geliştiremediği, dolayısıyla gerçekçi ve objektif bir üslup sergileyemediği, sonuçta açıklayıcı ve öğretici olmaktan çok, duygusal, suçlayıcı, itham ve iftiraya varan eleştirilerle hem rakiplerini hem kendilerini hem de savundukları değerleri hırpaladıkları açıkça görülebilmektedir.

Dolayısıyla objektif bir yaklaşımla, sorunu çok yönlü ele almadan, tutarlı ve bütüncül bir sistem tartışması yapmadan, bu dinin en temel kaynaklarına ve en temel ilkelerine dayalı sağlıklı bir dünya görüşü geliştirmeden yapılan cüzi ve münferit tartışmalar, ister istemez sorunları çözmek yerine, tarafları ve kişileri konuşmaya ve dolayısıyla da şahsiyetleri karalama kampanyasına dönüşmektedir. Bu da faydadan hali olmamakla beraber, daha çok sorunu çoğaltmaktadır.

1. Kaynak sorunu açısından baktığımızda, İslami ilimler bağlamında dini bilginin üç temel kaynağı olduğu ve bunların da;

 a. Kuran,

b. Sünnet,

 c. Kollektif akıl olduğu görülmektedir.

Tarafların tartışmaları genelde bu üç kaynağı netleştirmek yerine, sorun olarak görmeleri, ideolojik tutum nedeniyle rakiplerinin haklılık paylarını görmezden gelmeleri ve uç örnekleri, aşırı anlayışları öne çıkararak birbirlerini yok saymaları veya yok etmeye çalışmaları şeklinde cereyan etmektedir.

a-Kuran konusunda anlaşamamaktadırlar. Çünkü bu yeni bir sorun değil, tarih boyunca Kuran’ı anlamaktan uzaklaşan kültürün getirip bu neslin kucağına koyduğu kirli bir mirastır.

Geleneksel yapılar, her ne kadar Kuran sünnet vurgusu yapsalar da taklitçi tutum sonucu ya Kuran’ı anlamayacaklarına ya da yanlış anlayacaklarına, bu nedenle de onu ancak özel donanımlı insanların anlayabileceğine inandırılmış durumdadırlar. Her iki kesimin açmaza düştüğü noktalardan birisi budur. Geleneksel cemaat ve tarikatların açmazı, hem özel donanımlı insanların anlayacağına inanıp hem de bu devirde âlim yetişmeyeceğine inanmalarıdır ki bu, Kuran'ın kıyamete kadar anlaşılmayacağı anlamına gelmektedir. Dolayısıyla bu açmazı ortadan kaldırmak için ya hadis ehli gibi Kuran dışı vahyi gündeme getirecekler ya da tarikatçılar gibi keşif ve keramet ehlinin vahiy aldığını iddia edecekler. Tabii Bu durum, istismarcı cahillere fırsat oluştururken, saf cahillerin, Kur'an'a ihanet eden sahtekârların ayartmasını Allah'ın gerçek dini sanmalarına ve aldatılmalarına zemin hazırlamaktadır.

Kuran’ı anlamaya çalışan kesimin göz ardı ettiği yer de burasıdır. Aldatıcı şeytanlarla aldatılan saf insanlara aynı gözle bakmaları nedeniyle şeytanları deşifre etmek yerine, onlara inanmış saf insanları hırpalayarak veya ürküterek daha çok onların kucağına itmektedirler. Sünnet ve akıl tartışmalarındaki açmazlar da Kuran konusundaki açmazları beslemektedir. Bu nedenle kardeşlerimizin bu sorunları birbirinden bağımsız görmemeleri ve sistem gereği aralarında çok boyutlu ilişkilerin olduğunu unutmamaları gerekir.

 b. Kuran’ı anlamaya çalışanların hem kendi düşüncelerine hem de rakip düşünceye yaptıkları en büyük kötülük, rakiplerine karşı geliştirdikleri tepkisel tutum nedeniyle sünneti toptan reddetme saplantısı ve “Kuran yeter” sloganıyla istismarcıların eline verdikleri harakiri silahıdır. Tabi ki geleneksel oluşumların sünnet algısı da toptancı ve sorunludur. Her şeyden önce tarikat şeyhleri ve cemaat liderleri ciddi bir Kur’an eğitiminden geçmedikleri gibi Sünnet veya hadis eğitimi de almış değiller. Dolayısıyla onların bilgi düzeyi, peşlerinden koşan saf müritlerinden iyi durumda değildir. Bu açığı kapatmanın en kestirme yolu, akşam cahil yatıp sabah ledünni ilim geldi yalanıyla kalkmak ve köşe dönmek için dini satış merkezi açmaktır.

İlahiyatıyla, diyanetiyle bu şer yuvalarını dağıtmak yerine, halkı güdülecek koyun yerine koymakta maslahat arayan devlet ve siyaset kurumu, şer güçlerin emrine girerek kendi altını oyan bu yapılara göz yummakta ve kendi halkına da ihanet etmektedir.

Kur'anı anlamaya çalışan yeni kuşağın, rakiplerinin ekmeğine yağ sürdüğü yer tam da burasıdır. Çünkü onlar da rakipleri gibi toptancılık yapmakla tersinden bir açmaza düşmektedirler. Rakipleri hadisi bilmeden hadis toptancılığı yaparak uydurma ve israiliyat iftiralarını hadistir diye korurken bazı yeni yetme kurancılar da tersinden bir toptancılıkla Sahih hadis ve sünnetin tamamını uydurma ve israiliyatçılığa eş değer görerek Hz Peygamber'in öğretmenliğini ve örnekliğini bir çırpıda silmeye kalkmaktadırlar.

Böyle yapmakla hem kendilerini Kuran’ı anlama ve hayata geçirme konusunda çok önemli bir imkândan mahrum etmekte, hem de cahil bırakılarak cezalandırılmış halkı ayartıcı şeytanların istismarına daha çok mahkum etmektedirler. Kendilerini mahrum ediyorlar çünkü kendi aralarında ortak bir Kuran algısı oluşturamamaktan dert yanıyorlar ama Peygamber (s) ve arkadaşlarının Kuran algısının bu sorunu çözmedeki rolünü, bunu öğrenmenin yolunun da hadis ve sair tarihi kaynaklardan geçtiğini göz ardı ediyorlar. Çünkü onların 23 yılda okuyup anlayıp hayata geçirdikleri bir kitabı bir çırpıda okuyup her şeyi halledeceklerini sanacak kadar acemiler.

Dahası, hadisi kuranın rakibi sanarak toptan reddetmekle kendilerini rakipleri karşısında Peygamber karşıtı bir konuma düşürerek, kendileri gibi sünnet cahili üçkâğıtçıların eline terk ederek Kuran cahilliğini beslemeye yem yapıyorlar. Bu tutumla Kuranı okuyup anlama hareketine de ihanet ettiklerinin farkında bile değiller. Kanaatimce bu durum, Kuran’ı anladıkları iddiasına rağmen, Kuran konusunda da çok bilgi sahibi olmadıklarının bir göstergesidir. Kur'an'ın neden sürekli sabrı tavsiye ettiğini, insanlara mühlet vermeleri gerektiğini hatırlatmasının Hikmet'ini düşündüklerini sanmıyorum. Uzun soluklu çalışmalara ihtiyaç olduğunu düşünemeyecek kadar aceleci ve peşin hükümlüler. Çünkü aklı kullanmanın anlık bir işlem olduğunu sandıkları için uzmanca araştırmalara Zaman ayırmayı, stratejik birikimi gereksiz buluyorlar. Fakat inançsızların yazdığı kitapları okumaya bayılacak kadar kompleksli olmaları da cabası.

 c. Çünkü akıl konusunda da her iki kesim farklı açılardan sorunlar yaşamaktadır. Kuran’ı anlamaktan korkan fakat sünneti anladığını sanarak ezbere tüketen tarikat ve cemaatler, bu konuda akıllarına çok güveniyorlar. Fakat akıl dışı algıları sorgulandığı zaman derhal akıl düşmanı kesiliyor ve duygularının arkasından gitmeyi sünnete tabi olma sanıyorlar. Dahası ne kendileri ne de takip ettikleri mürşitler, sistematik bir sünnet eğitimi almadıkları için kendi tarikatlarının işine gelen rivayetler ister Kuran’a ister sahih sünnete aykırı olsun hiç önemsemiyorlar. Onu eleştiren herkesi hadisi ve peygamberi eleştiriyor diye itham etmekten geri durmuyorlar. En ehvenleri demogoji yapmakla suçluyorlar. İlimden yoksun oldukları için boşluğu rüya ile veya doğrudan levh-i mahfuza bakarak dolduruyorlar. Kuran cahili oldukları için Kuran’'ın akla yaptığı vurgu onları hiç ilgilendirmiyor. Oysa Kuran’ın vurgu yaptığı akıl, kalpte bütünleşir; zihin ile vicdanı, mantık ile gönlü, sevgi ve nefret gibi duyguları bütün olarak ele alır. Bu sebeple Kuran hem çelişkisiz bir bilgi hazinesi, hem edebi bir şah eserdir. Mantıksız bir duygu insanı Allah'a kul yapabileceği gibi, Allah'a kulluk yapıyorum diye şeytana da kulluk ettirebilir.

 Kuran'dan habersiz tarikat erbabının bilmesini beklemek abesle iştigaldir. Çünkü bu bütünlüğü bu günün Kurancıları bile yeterince anlamış değiller. Onlar da aklın kalp ile, vicdanla, gönül ile bağlantısının olduğunu düşünmüyorlar. Gerçek akılcılığın mantıkla duygunun bileşkesinden ve birbirini tamamlamasından geçtiğini iki kesimin de anlamadığı gün gibi ortada. Herkes kendi tuttuğu yarım aklı yeterli İslam’ın öngördüğü kâmil akıl sanıyor. Biri Hindu kadar mantıksız, diğeri 19. Yüzyıl materyalisti kadar pozitivist.

Sonuç: Öteden beri düşündüğüm bir şeyi çağdaş Kuran okuruna sormam lazım!

Sahi Kuran’ın bize öngördüğü din ve dolayısıyla akıl, duygusal boyuttan yoksun, Zarifoğlu’nun tabiriyle aramızda dolaşan o mantıksal işlemden ibaret bir kuru akıl mı?

Böyle bir akılcılığın bizi KUR'AN'DA gördüğümüz her olağanüstü anlatıyı pozitivist gerekçelere sığdırma çabasına mahkum etmesinden daha doğal ne olabilir?

Böyle bir kurancılığın bazı aklı evvelleri "KUR’AN’ DA namaz yok, oruç yok, hacc yok, kurban yok, yaratıcı bir güç var ama Allah da yok, Peygamber'e ve onun görüşüne ne gerek var?" söylemine getirmesi tesadüf mü.

En acısı da böyle bir kurancılık, Kuran’'ın içinde ne olduğunu bilmese de Kur'an'a inanmış kesimleri daha fazla Kuran okuma korkusuna itmez mi? Kuran meali okuyan herkese düşman etmez mi? Kuramcıya bakıp Kuran düşman olmasına sebep olmaz mı?

Özetle söylemek gerekirse dostlar! Doğruyu yeterince doğru bir şekilde ortaya koymadan, Başkalarının yanlışını eleştirmek yetmiyor. Aksine yanlışı çoğaltıyor. Kuran’ın öngördüğü bir irfan geleneği geliştirmediğimiz sürece tarikat ve cemaat mensupları Kuransız, sünnetsiz ve akılsız cemaat ve tarikatların arkasında saf tutmaya devam edecek. Hem de Kuran diye diye! Sünnet diye diye! Üstelik kendilerini herkesten akıllı sanarak! Ta ki biz kendi algılarımızı gözden geçirip her şeyi yeniden okuyarak Kuran konusunda orijinaline uygun yepyeni bir sünnet (gelenek) çizinceye kadar.

Hayal ettiğim projelerden biri, Kuran sünnet ve akıl (mantık+gönül) çizgisinde bir ilim-irfan programı! Rabbim çalışmayı nasip eder mi, bilmiyorum. İnşallah olur. Ama ben olmasam da! İlkelerini konuşmak dileğiyle akıl sahibi her mümin kardeşime selam olsun...

Kategori: 

2 Comments

Kaleminize sağlık, konuyu

Kaleminize sağlık, konuyu sanki "ameliyat" etmişsiniz. Ama maalesef Allah ile kulları arasına giren "ruhbanlarımız" insanları iğfal ediyorlar. Tarikatların, cemeeatlerin, hiziplerin ve grupların "devletçilik" hevesi ve oyunu pahalaıya patlamaktadır.Birbirlerin tahammül edemeyen sahih din anlayışını tekellerine alan diğerlerini ötekileştiren bu yapılar nasıl bir araya gelecekler? Maalesef tarikatlar bazen barikatlar olmaktadır. İmkanlarını kendilerinden menkul sayanlar kollektif olarak bir maraza maruz kalıyorlar. İslama muhalif ve mugayir kanuları ayıklamak zor olmaktadır. İnsan gibi kollektif şuur da hata yapabilir. Selam ile http://m.yenisafak.com/yazarlar/yusufkaplan/-tarihî-bir-donemecten-geciyoruz-herkes-dikkatli-olmalı-42029

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 08.09.2017 - 16:15 -392-
Bu sayfayı paylaşın :