Doğum tarihim: Koç katımı

-A A +A

                Eskiden, şimdiki gibi doktordu, hastaneydi, doğum kâğıdıydı gibi şeyler olmadığından bizim nesle dâhil olanlardan pek çoğunun doğum tarihleri ay ve gün olarak, hatta yıl olarak pek sağlıklı değildir. Kırsal yörede çocukların doğum tarihleri ya koyunların kuzuladığı, ya çayırların biçildiği, ya ırgatlık zamanı, ya harman zamanı, ya bağların bellendiği, ya da bağların bozulduğu gibi zaman dilimleriyle anılır. Mesela bendeniz rahmetli anacığıma ne zaman doğduğumu sorduğumda “Koç katımı” cevabını almıştım.

                 Peki, Koç katımı ne demek? Bu tanımdan günümüzün gençleri -özellikle şehirde yaşayan gençler- pek bir şey anlamıyor, “koç katımı” ne demektir? diye soruyorlar.

                Döl (kuzu) almak üzere erkek koyunun (koçun) dişi koyunlar arasına katılmasına koç katımı denir. Yozgat yöresinde havalar soğuk gittiğinden her mevsim kuzu alınmaz ve diğer işler sebebiyle her daim kuzuyla ilgilenmek mümkün olmaz.  O sebeple, koç koyuna belli bir dönemde katılır ve koyunlar toplu olarak kuzularlar. Yeni doğan kuzuya annesini emeceğinden dolayı “emlik” denir.

                Yozgat yöresinde koç katımı genellikle ekim ayının sonu ile kasım ayının başında olur. Bu süre üç aşağı beş yukarı bütün yörede aynıdır. En erken katım ile en geç katım arasında bir hafta bile oynamaz. Ayrıca yöremizde koyunlar sağım için de beslendiğinden, her daim sütü emmemesi için kuzu anasından ayrılır ve genellikle öğlen saatlerinde sağım işlemi yapıldıktan sonra kuzu emzirilir. İlk bir iki ay sütün tamamını sabah akşam kuzu emer. Emişme saatinde koyun kuzu meleşirken mahşeri hatırlarsınız.

                Koç katımı bütün köyün katılımıyla ve törenle olur. Dişi koyunlar, sahiplerinin kolayca tanıyacağı şekil ve renklerde gelin gibi süslenirken, koçlar da damat gibi süslenir.

                Evet, annemin verdiği cevaptan, ekim ayının son günleriyle kasım ayının ilk günleri arasında doğduğumu anladım. Ama hangi gün? O da belli değil. Ancak ben doğum günüm olarak 29 Ekim’i benimsiyorum. Anneme:

                 -Peki, anne dedim, hangi yılın koç katımında doğdum, diye ikinci bir soru daha sordum. Annem:

                -Ah yavrum, biliyorsun okumam yazmam yok, o sebeple hangi yılın koç katımı olduğunu bilmiyorum. Bibiyin Şevket senden üç ay büyüktü, belki o bilir. (Yöremizde babanın kız kardeşine bibi denir.)

                Annemin cevabı üzerine bibime gittim.

                -Bibi dedim, ben senin Şevket’ten üç ay sonra doğmuşum. Sen Şevket’i hangi sene doğurmuştun? O da cevaben:

                -Hangi sene olduğunu bilmiyorum. Yalnız o sene Ali Efenin oğlu Dursun askere gitmişti.

                 Bibimin açıklaması üzerine doğum yılıma yaklaştığımı düşünüyordum. Şimdi rahmetli olan Dursun Ağabeye koştum:

                -Dursun Ağabey, sen hangi yıl askere gitmiştin?

                -Valla İsmail’im, senesini pek bilmiyorum ama o sene iyi ekin olmuştu. Öyle engli (gövdesi kalın), boylu, yiğit ekin olmuştu ki, tırpan kesmezdi biçerken. Ben o seneyi hatırlayamıyorum. O ekin senesinin sonunda 4. tertip olarak güz aylarında Mıstı’nın Ali’yle beraber gitmiştik askere, belki o bilir.

                -İyi amma Dursun Ağabey, Mıstı’nın Ali Almanya’da. Almanya’daki adamı nasıl bulacağım ben şimdi!

                               OKUMAYAN BİR TOPLUM İŞTE BÖYLE OLUR!

                O tarihlerde haberleşme araçları mektup, telgraf ve telefondan ibaretti ve bugünkü kadar yaygın değildi. Cep telefonu olmadığı gibi, milletlerarası konuşma şöyle dursun, şehirlerarası konuşma bile fevkalade güçtü. Manyötölü telefonlara sabah saatlerinde yıldırım kaydıyla yazdırdığınız arama bile akşam saatlerinde zor çıkar, hatta bazen de çıkmazdı. Hoş, Mıstı’nın Ali hangi yıl askere gittiğini bilebilir miydi, bilmiyorum ama arz ettiğim sebepten dolayı Almanya’ya ulaşmamız da mümkün olmamış, bu iş için mektup da yazmamıştık.

                Yaptığım nakillerden de anlaşılacağı üzere doğum tarihimi belirleyebileceğim bir iz üzerinde yürüyordum, lakin müracaat ettiğim her insan bana yeni bir bilinmezi işaret ediyordu.

                Peki, bu durum karşısında ne yapabilirdim? Görünen en sağlıklı yol Askerlik şubesine müracaat ederek, Dursun Ağabeyle Mıstı’nın Ali’nin askere alındıkları yılı kayıtları tarayarak çıkartmaktı. O da mümkün olmadı. Çünkü ben işin peşine düşüp araştırma yapmaya başladığım yıllarda İlçemizdeki Askerlik Şubesi de kapatılmış, kayıtların tutulduğu kütük defterleri Yozgat il merkezine nakledilmişti.

                Yozgat’a ise genellikle ya şubenin kapalı olduğu cumartesi pazar günleri ya da yine resmi tatil olan bayram günleri uğrayabiliyorduk. O sebeple oradan da bir şey öğrenmemiz mümkün olmadı.

                Bu konuda bilgi alabileceğim biri de Milli Mücadele yıllarında Yonan (Yunan) cephesinde gazi olan ve bir ara muhtarlık da yapan Şükrü dayımdı. Onunla da konuştum. Şükrü dayım bir hayli yaşlıydı.

                -Sen, ya 950’de ya da 51’de doğdun. Koç katımında doğduğunu ben de hatırlıyorum ama bunun 949’a da ihtimali var, dedi. (Yaptığım son araştırmalar 51’de doğma ihtimalimi zayıflatmıştır.)

                 Değerli okurlarım! İşte size, zaman zaman sorduğunuz doğum tarihimin kısa hikâyesi.

                Değerli okurlarım! Bu kısa hikâyecik bile okumayan bir toplumun hal-i pür melalini göstermeye yeter diye düşünüyorum. Düşünmeli ki, okumayan bir toplum doğum tarihini bile doğru dürüst kayıt altına alamazken medeni birikimini nasıl kayıt altına alır ve yeni nesillere nasıl aktarır da nasıl ilerler? Bu mümkün mü? Mümkün değil. İşte onun için bugün bu hallerdeyiz. İleri gitmemiz ve yükselmemiz yine okumayla mümkün olacaktır. Dönelim yeniden doğum tarihime!

                Peki, diyeceksiniz, nüfusa doğum tarihi olarak hangi yıl tescil edilmiş? O da hiç aslı astarı olmayan 08.02.1953 tarihi. Köyümüzde ilkokulu bitirip Yozgat’a geldiğimde yaşı küçük diye ortaokula almadılar. Oysa ben amcamın besi işi yüzünden ilkokulda bir yılımı kaybetmiştim. Buna rağmen okula almadılar. Rahmetli babam nasılsa Asliye Hukuk Hakimliğine bir yaş tashihi dilekçesi vermiş. Kurbani emminin (amca) şahitliği ile mahkeme hâkimi yaşımın ay ve gün baki kalmak kaydıyla 1950 olarak tashihine karar vermiş. Hâkim Beyin o gün söylediklerini aynen hatırlıyorum:

                -Bana bak, Karaoğlan! Doğum tarihini düzelttim, yaşını büyülttüm, artık okula alırlar seni. Ama okuyacaksın, söz mü?

                -Söz! Okuyacağım Hâkim Bey!

Kategori: 

1 Comment

İsmail bey evet okumanın

İsmail bey evet okumanın önemi çok büyük kültür mirasımızın bile bir sonra ki nesillere aktaramıyoruz. Benim de yaşım senin kinden farkı yok. İşallah bundan sonra ki nesiller daha iyi okur-yazar olurlarda, bizimkiler gibi Rahmetli Mendersin asıldığında doğdun demezler.

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 12.09.2017 - 09:10 -249-
Bu sayfayı paylaşın :