Kuzey Irak Referandumu ve Türkiye'nin pozisyonu

-A A +A

       Kuzey Irak özerk bölgesel yönetiminin “Bağımsızlık Referandumu” ne anlama gelmektedir, Türkiye’nin pozisyonu nedir, ya da ne olmalıdır? Sorularının cevaplarının “REEL POLİTİK” açısından net olarak verilmesinin bir zorunluluktur.

       Her şeyden önce gerek Irak halkları, gerekse Suriye halkları tarihi itibariyle Türk Milleti ile akraba ve soydaş toplulukları olduklarının altını kalın çizgilerle çizmemiz gerekmektedir. Çünkü bölgemizin Türkmen, Kürt ve Arap halkları TÜRK milleti ile hem soydaş, hem akrabalık ve hem de İNANÇLARI ve JEOPOLİTİKLERİ gereğince tarihin KEDER birlikteliği yapmış olan halklarıdır.

       Bu nedenledir ki, bölgemizde cereyan eden her sosyo ekonomik, sosyo politik ve askeri hadiseler Türkiye’yi başta güvenliği olmak üzere çok yakından etkilemekte ve ilgilendirmektedir.

       Suriye iç savaş tecrübesi de göstermiştir ki, bölgemizde oluşan her KAOS, her çatışma neticesi ÜLKEMİZE bir terör ve GÖÇ olarak yansımaktadır. Bunun da ülkemize başta güvenlik olmak üzere sosyolojik siyasal ve de ekonomik bir fatura bedeli olmaktadır.

       Böyle bir tespitten sonra;
       Kuzey Irak özerk bölgesel Kürt yönetimi “bağımsızlık referandumu” ile neyi amaçlamaktadır?

       Elbette çok açık ve net bir şekilde ifade etmemiz gerekir ise bu süreç KÜRTLERİN bağımsız bir DEVLET olma istek ve taleplerinin bir aşamasıdır.
Hadiseyi IRAK özelinde ele aldığımızda, “2. Körfez Çıkartması ve ABD nin IRAK’ ı işgal edip SADDAMI devirmesinden sonradır ki, ABD gözetiminde güdümlü IRAK merkezi hükümeti ile bölgesel Kürt yönetimi arasında 2005 yılında defakto olarak ilan edilen ve oylanmayan bir “FEDERAL bir anayasa” vardır. Bu federal anayasaya göre bölgesel özerk KÜRT yönetimine üç vilayette ki; “Erbil, Dahuk ve Süleymaniye” de REFERANDUM hakkı vermektedir.

       Öyle ise, dananın kuyruğu nerede kopmakta, kızılca kıyamet neden kopartılmaktadır?

       Bölgesel Kürt yönetimine karşı, başta IRAK Merkezi Hükümeti olmak üzere bölgesindeki TÜRKİYE ve İRAN gibi devletlerin de siyasal, ekonomik, diplomatik ve askeri tedbirler almasını zorunlu kılmaktadır.

       Birinci neden, TARTIŞMALI bölgeler olarak anayasada belirtilen ve henüz nüfus sayımı yapılmamış çoğulcu bir yapıya sahip KERKÜK ve MUSUL vilayetleri dahil olmak üzere on bir yerleşkenin – ki, bu ALAN özek bölgesel yönetiminin halihazır coğrafyasına eklenmesi anlamına gelmekte, referandumun sınırları genişletilmekte - referanduma dahil edilmiş olmasıdır.

       İkincisi, bölgesel özerk Kürt yönetiminin başta KEKKÜK olmak üzere resmi dairelerine bayraklarını asması, polis güvenlik güçlerini oluşturması, sivil ve askeri peşmergelerin silahlı birliklerini bölgeye konuşlandırmış olması ve defakto olarak sonucu önceden belli olan, meşruiyeti olmayan bir referandum yapılmak istenmesidir.

       Üçüncüsü, Irak Merkezi Hükümetinin RIZASI olmadan, yani hangi SINIRLAR-YERLEŞKELER üzerinden referandum yapılacağı ve seçmen listeleri ile seçmen sandıklarının meşruiyeti konusunda bir MUTABAKAT olmamasıdır.

       Dördüncü olarak, KERKÜK’ ün özel statüsü, yeraltı petrol ve doğal gaz yatakları çok önemli bir çekişmenin mihenk taşını oluşturmaktadır. İşte burada hem bölgesel, hem de uluslararası DEVLETLERİN bölgeye müdahalesi söz konusu olmaktadır.
BARZANİ yönetimi hali hazırda Kerkük petrol ve doğal gaz yatakları üzerinden başta ABD ve İNGİLTERE olmak üzere FRANSIZ, RUS ve TÜRK şirketleri ile özel anlaşmalar yapmış olması da çekişmenin uluslararası boyutunu göstermektedir.

       Hülasa, IRAK Merkezi Hükümeti, KERKÜK’ün özel statüsü olarak, 2005 anayasasına derç edilen bu çok zengin petrol ve doğal gaz yataklarını bölgesel özerk Kürt yönetimine vermek istemeyişi kesin olarak ve de çok uzun sürecek bölgesel bir KÜRT-ARAP savaşını tetikleyeceği şimdiden hazırlıklarının yapıldığı da kesindir.

       REEL POLİTİK olarak baktığımızda bölgemizde başta KEKKÜK gibi tartışmalı alanları da içine alan bir KÜRT DEVLETİ kurmak şimdiden mümkün gözükmemektedir.
Çünkü önümüzdeki yıllar bu coğrafyada yaşayan YERLİ halklar arasında çok uzun sürecek kanlı savaşların olmasını zorunlu kılacak, KİMLERİN galip gelerek sınırlarını tayin edeceği ve bağımsızlıklarını ilan ederek devletlerini kuracağını şimdiden öngörmek asla mümkün gözükmemektedir.

       Gönül ister ki, KÜRTLERİN de ALLAHIN bu geniş coğrafyasında tıpkı diğer TÜRK ve ARAP kavim ve aşiretleri gibi bağımsız devletleri olsun, sınırları çizilsin ve bağımsızlıklarını ilan edebilsinler. Ancak reel politik böyle işlememekte büyük devletler ve küresel güçler küçük kanton, uydu devletçikleri kendi kontrollerinde bir araç olarak tarih boyunca kullandıkları gerçek bir vakıadır.

       Bu reel politik gerçekliği açısından baktığımızda, bölgenin daha çok uzun süren bir SAVAŞ ALANI olacağı, kan, gözyaşı akacağı ve TÖRÖR ÜN ekmeğine yağ çalınacağı, sürekli göçlerin tetikleneceği bir GELECEK önümüzde beklemektedir.
Çünkü uluslararası güçler “ önce KAOS, sonra DÜZEN” sistematiğini işleterek, “savaş ve sömürü ticareti” yapmaya devam edecekler, CEREMESİNİ de bölgesel ÜLKELER, acı zülüm çekmeye devam edecekler demektir.

       Bu durumda TÜRKİYE NİN pozisyonu nedir ve ne olmalıdır? Sorusunun cevabını da kamuoyu açısından bir açıklık getirmek ve netlik kazandırmakta vatandaşlık borcumuzdur.

       İlk olarak TÜRKİYE bölgesinde uzun süreli, etnik ve mezhebi temelde ikinci bir ÇATIŞMA alanı istememektedir. Çünkü böylesine bir çatışma alanı, bölgesel devletlerin başta İRAN, RUSYA ve İSRAİL olmak üzere müdahale edeceği, tıpkı Suriye, Filistin ve Lübnan da olduğu gibi KÜRESEL güçlerin “savaş ve sömürü ticareti” nin oyuncağı olacağı açık bir gerçektir.

       İkinci olarak böyle bir çatışmanın sadece bölgesinin HUZUR ve İSTİKRARINI bozmakla kalmayıp, kendi güvenliği açısından bir BEKA sorununa dönüşmesinden de endişe etmektedir.

       Çünkü Türkiye, batının küresel güçleri hala bin yıldır devam ede gelen “şark meselesinden” vazgeçmedikleri, açık, seçik olarak gözlemlenmekte ve “darbeler” olarak yaşamaktadır.

       Üçüncüsü, bölgede uzun süreli oluşan KAOS ortamlarının kendine yansıması olarak PKK ve PYD gibi TERÖR örgütlerinin zemin bulacağı, GÖÇ ve TERÖR olaylarının kendisine ekonomik ve askeri yük getireceği, sosyal ve siyasal olarak derin yaralar açacağı öngörüsünden hareketle; bölgesel Kürt yönetiminin referandum kararına tepki göstermektedir.

       Kuzey IRAK bölgesel Kürt yönetimi nin uzatmalı lideri BARZANİ, tartışmalı bölgeler dâhil olmak üzere 25 Eylülde yapılan referandumla ilgili basın toplantısında yaptığı açıklama ile kendi halkını ve bölgeyi geri dönülemeyecek sıcak çatışma alanlarına sürüklemiş gözükmektedir.

       TÜRKİYE’NİN buradaki tepkisi asla bir KÜRT kavimlerine-halklarına karşı değildir.

       Çünkü bu halklar kanı kanına, canı canına karışmış AKRABA halklardır. KADERDAŞ, DİNDAŞ ve KARDAŞ halklardır. Yapılmak istenen ve yapılan sadece Kürt liderliklerinin yanlış zamansız ve uygunsuz diplomatik atakları ile kurdukları yanlış ittifaklara ve oluşturdukları karanlık, kirli ilişkilere karşı bir dizi siyasal, ekonomik ve askeri CAYDIRICI ve ÖNLEYİCİ tedbirler dizisinden ibarettir.

       Bu nedenledir ki, TÜRKİYE “ulusalcı bir DİL” kullanmadan böylesine ETNİK ve MEZHEBİ temelde oluşturulmak istenen uzun soluklu bir SAVAŞIN asla ne tarafı olmalı, ne alanı olmalı, ne TEDBİRSİZ olmalı ve ne de ACZ içinde kalmamalıdır.

       Ayrıca önemle ifade etmemiz gerekir ki, DIŞ politika duygusal olunmadan soğukkanlı yapılmalı ve iç politikaya da araç haline getirilmemelidir. Çünkü dünün iyi gibi gözüken gündelik çözümleri, bu günün problemlerini teşkil ettiğini ve ülkenin manevra alanlarını daralttığını acı tecrübelerle görebilmekteyiz.

       Yapılması gereken şey bölgenin yerli, yerleşik ve yerel dinamikleri ve de MEŞRU yönetimleri ile tarihsel işbirliğini yumuşak gücünü kullanarak DİPLOMASİSİNİ devam ettirmeli BARIŞ, GÜVENLİK ve İSTİKRARI sağlamak üzere bölgenin HÂKİM ve MERKEZİ bir güçü olmaya da devam etmelidir.

Kategori: 

1 Comment

"Gönül ister ki, KÜRTLERİN de

"Gönül ister ki, KÜRTLERİN de ALLAHIN bu geniş coğrafyasında tıpkı diğer TÜRK ve ARAP kavim ve aşiretleri gibi bağımsız devletleri olsun, sınırları çizilsin ve bağımsızlıklarını ilan edebilsinler. Ancak reel politik böyle işlememekte büyük devletler ve küresel güçler küçük kanton, uydu devletçikleri kendi kontrollerinde bir araç olarak tarih boyunca kullandıkları gerçek bir vakıadır." yazının özeti sayılır. "Dereyi görmeden paçayı sıvamaya gerek yoktur", "erken öten hozoru keserler". Güzel bir analiz, kaleminize sağlık.

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 26.09.2017 - 11:43 -1,736-
Bu sayfayı paylaşın :