Milli Eğitim'in Kafa Karışıklığı ve Sınav Sendromu

-A A +A

2017-2018 Eğitim Öğretim yılına başlayalı yaklaşık bir ay oldu. İlk defa bu yıl, eğitimin ruhu olan müfredat ve müfredat uygulamaları bu denli iyimser yaklaşımlarla toplumun ilgili ve ilişkili kesimleri ile uzmanlarca değerlendirilirken; hemen akabinde yine bu yıl apar topar uygulamaya geçilecek ‘’Orta Öğretime Giriş Sınavları’’ ile ‘’Yüksek Öğretim Kurumları Sınavı’’ tartışmalı bir şekilde eğitim sistemimizde ilk sırayı aldı. Milyonlarca aile, öğrenci ve eğitimciler sınavla yatıyor sınavla kalkıyor. Oluşturulan belirsizlik ortamında adeta bir sınav sendromu yaşanıyor.

En çok sorulan soru şu: Kademeler arası geçişlerde sınav olmalı mıdır? Evet, sınav olmalıdır!..

Ölçme, değerlendirme, düzey belirleme, sınav yapmayı gerektirir. Sınavlar olmadan bilgi ölçülmez, seviye belirlenemez.

Bilinmesi gereken bir şey var ki, yeryüzünde herhangi bir şekilde ölçme ve değerlendirme yöntemi olmayan bir eğitim sistemi yoktur. Çünkü bilenle bilmeyeni ayırmanın henüz başka bir yöntemi de icat edilmemiştir.

Ülkelerin kendilerine özgü yerli ölçme ve değerlendirme yöntemleri olduğu gibi, ülkenin eğitim seviyesini belirlemede PİSA gibi uluslararası ölçme ve değerlendirme yapan programlara da katılmaktadırlar.

Ülkemizde son yıllarda sınavlar kaldırılacak vaadi tedavülde iken, yeni sınav şekillerinin konuşulması ve planlanması ayrı bir zihni bulanıklığa yol açmaktadır. Bu demektir ki, eğitim sistemimiz içinde yer alan başarısı kanıtlanmış, rağbet gören fen lisesi gibi nitelikli liselere gitmek veya yükseköğretimde belli fakültelere yerleşmek ancak sınavla mümkün olabileceği haklı beklentisi, toplum katmanlarında kabul görmektedir. Bunun da yolu ancak merkezi sınavlarla olabilir. Bu arada elbette öğrencilerin okul başarı puanları da göz ardı edilmemeli, ağırlıklı olarak değerlendirmeye alınmalıdır.

Yakın eğitim tarihimizde sistem içinde birçok sınav şekli uygulandı.

Bunlar:

‘’Ortaöğretim Kurumları Sınavı (OKS)’’

OKS sekizinci sınıfın sonunda yapılan tek oturumlu bir sınavdı. Öğrenciler bu sınavlarda aldıkları puanlara göre değişik türdeki liselere yerleştiriliyorlardı.

Bir süre sonra bu sınavın yerine ‘’Seviye Belirleme Sınavı (SBS)’’ getirilirken OKS şöyle eleştiriliyordu.

              1. OKS yılda bir defa yapılan, tekrarı, telafisi olmayan bir buçuk saatlik sınavdı. Herhangi bir sebeple sınava giremeyen öğrenci mağduriyet yaşayabiliyordu.

               2. OKS’de sadece Türkçe, matematik, fen bilgisi ve sosyal bilgilerden sorular sorulurken, yabancı dil, din kültürü ve ahlak bilgisi, müzik, beden eğitimi gibi çocukları hayata hazırlayan derslerden sorular sorulmazdı. Bu dersler çocuklar nazarında gereksiz görülürdü.

SBS (Seviye Belirleme Sınavı)

SBS OKS’nin yerine geldi. Bu sınav merkezi sistemle üç yıla yayıldı. Öğrencilerin yıl içinde aldığı notların kayda değer ağırlığı oldu. Yani öğrencinin okul derslerindeki başarısı da değerlendirmeye alındı. Bütün derslerden sorular soruldu. Çok sınavın yapılması öğrenciler nazarında dezavantaj görüldü. Sınav stresi hep konuşuldu.

TEOG (Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş)

SBS’den sonra yılda on iki sınavın yapıldığı TEOG sınavı yer aldı. Sınavlar hafta içi iki güne yayıldı. Eğitim öğretimdeki zaman kaybı ve bütçeye yük getiren özelliği ile hep eleştirildi. Bu yıl değiştirilmesi gündeme geldi ve bakanlıkça çalışmalar başlatıldı.

LİSE SONRASI SINAV

YÖK Başkanlığının kamuoyu ile paylaştığı yeni sistemin adı. YKS (Yüksek Öğretim Kurumları Sınavı)

Haziran ayında Cumartesi günü sabah ve öğleden sonra iki oturumda yapılacaktır. İlk oturuma girmek zorunludur. Dil Sınavı Pazar gününe alınmıştır.

İlk oturumda, adaylar temel yeterlilik testini alacaklardır. Öğleden sonraki ikinci oturumda ise adayların önceki yıllarda takip edilen usule uygun olarak lise müfredatına dair bilgisi esas alınacaktır. Baraj puanı 150’dir. İlk test iki yıllık ön lisans ve dört yıllık lisans programını tercih edebilmesi için 150 puan alması gerekiyor. 150 puan alamayanlar tercih yapamayacaktır. 180 puan ve üstü alanlar dört yıllık okulları seçebilecektir. Sorular müfredattan sorulacaktır.

Öğleden sonra yapılacak sınavda sözel, sayısal ve eşit ağırlık alanlarından sınava girilecektir. Yeni sistemde ilk sınav çok önemlidir. Temel yeterlilik adıyla yapılan bu sınavın etkisi %40’tır. Bu sınavda ortaöğretim başarı puanı aynen korunmaktadır. Meslek lisesi mezunlarına ek puan hakkı devam etmektedir.

Sınav kaygısının azaltılması hedeflenen bu yeni sistemde sınav puan türleri 18’den 5’e; sınav bir hafta sonuna çekilmesi hedeflenmektedir.

SINAVLARIN NİTELİĞİ VE SINAV SİSTEMİNİN ARIZASI

Merkezi sınavların en büyük eksikliği çocukların testlere mahkûm edilmesidir. Yarış haline sokulan, sadece akademik bilgiyi ölçen bu sınavlar öğrenci ve velilerin korkulu rüyası haline gelmiştir. Bugün toplumda yaygın kanaat test çözen, tost yiyen bir nesil yetiştiriyoruz.

Akademik bilgi, akademik başarı elbette önemlidir. Ancak akademik başarı kadar, çocukların kişilik, mizaç, yetenek, davranış gelişimine katkı sağlamakta eğitim sisteminin amaçları arasındadır. Ama ne yazık ki bu konu hep göz ardı edilmiştir. Eğitimimiz ‘’ezbere’’ başarı da ‘’puana’’ endekslenmiştir. Öğrencinin karakteri, sorumluluğu, azmi hep göz ardı edilmektedir. Merakları ve doğal yatkınlıkları köreltilmektedir.

Öğrencilerin nasıl eğitileceği ile ilköğretimden ortaöğretime, ortaöğretimden yükseköğretime kademeler arası geçişte neler yapılmalıdır konusunda tartışmalar sürerken; öğrencinin, velinin, öğretmenin ve devletin sorumluluklarının ne olduğu konusunda kafa karışıklığı yaşanmaktadır. Şuurlu aileler, çocuklarının yaşam becerileri ve mesleki eğitim görmelerinde ve okul sonrasında örgün eğitimi yeterli görmemektedirler. Fakat alternatif olarak da ne yapabilecekleri konusunda yeterli profesyonel desteği de alamamaktadırlar.

SINAVLAR YAPILMALI MIDIR?

Eğitimciler iyi bilirler. Öğrencilerin derse ve eğitime ilgisini her an diri tutmak için deneme ve ara sınavlar yapılmaktadır. Bu yöntem ölçme ve değerlendirme sisteminin olmazsa olmazıdır. Üniversitelerde hocaların çok sayıda quiz denilen sınavları yapmalarının mantığı budur. Okullarda ara ve deneme sınavları bu yönde değerlendirilebilir. Amaç, öğrenciyi motive etmek ve heyecan sağlamak.

Aslında hayatımız sınav. Bir üniversite hocası; ‘’Sabah kalktığımızda, o gün için vereceğimiz bir sınav ve ona yönelik bir heyecan yoksa o günün ne anlamı olur ki…’’ demişti.

ÖSYM’nin kurucusu Altan Günalp sınavlar öncesi öğrencilere hep şunu söylerdi: ‘’Heyecanın, stresin, endişenin azı yararlı çoğu zararlı… En kötüsü de hiç olmaması.’’ Heyecan olmadan başarı gelmez.

ÖNERİ

Çocukların gelişimsel özellikleri de dikkate alınarak hangi yaş gruplarında nasıl bir sınav türünün uygulanması gerektiği konusunda dünyada başarılı olmuş ve bizim şartlarımıza da uyan kalıcı bir sistemi yerleştirelim.

Aksi halde birçok kabiliyet ve akademik, sosyal, sanatsal ve sportif farklılığa sahip çocukları tek tip insan yetiştirmeyi hedefleyen öğretim programları ve zoraki sınav sistemine tabi tutmak, onları köreltmekten başka bir işe yaramayacaktır. Bir üst öğrenime insanımızın yeteneklerini kilitleyen değil geliştirmeyi hedefleyen bir sistem kurmalıyız.

Kategori: 

1 Comment

"Ben yaptım oldu" mantığının

"Ben yaptım oldu" mantığının ülkeye ne kadar zarar verdiğini anlamak için yıllar geçmesine gerek yok. Keşke eğitimin bileşenleri veya paydaşları bir kongrede/mecliste bir araya gelip alınan kararlar neticesinde değişiklikler yapılsaydı daha akılcı, verimli ve faydalı olurdu.

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 18.10.2017 - 16:37 -1,946-
Bu sayfayı paylaşın :