Arapların Yenilgisi-Çin'in Türkistan'a Zulmü

-A A +A

İsmail Aydın                                    

                (Geçen haftaki yazının devamı.) Yüz milyonla ifade edilen Müslümanların (Arapların değil, biz o tarihte öyle anlıyorduk)  iki buçuk milyonluk İsrail yenilgisi çok gücümüze gitmişti. Bulgar Albay radyodaki haber saatini kaçırmazdı. Bu yenilgiden sonra biz de onunla haberleri takip etmeye başladık. İstiyorduk ve bekliyorduk ki, Müslümanlar toparlansınlar ve hep birlikte İsrail’e bir ders versinler. Albay bizim böyle bir beklenti içinde olduğumuzu anlamıştı. Bir gün dedi ki:

                -Sizin beklediğiniz zafer gelmeyecek çünkü Araplar bir araya gelmeyecek ve beklediğiniz saldırıyı gerçekleştiremeyecekler. Çünkü Arap liderlerin kendi kişisel davalarının üstünde millî davaları yoktur. Biri diğerine “Benim petrol kuyuma dokunulmasın, başka şey istemem” der. Siz bu gidişle Araplardan o zaferi daha çok beklersiniz!

                                               MERHUM İSA YUSUF ALPTEKİN YOZGAT’TA                                                      

                Yanılmıyorsam 1967 veya 1968 yılıydı. Doğu Türkistan Hükümeti sabık Genel Sekreteri İsa Yusuf Alptekin Bey Büyük Sinema salonunda, Çin Hükümetinin Doğu Türkistan Türklerine uyguladığı zulmü anlattı ve yapılan işkencelerden yirmi çeşit örnek verdi. Bunlardan birisi erkeklik organına domuz kılı sokulmasıydı. Bu işkence çeşidini yazarken bugün bile tüylerim diken diken oluyor. O konferanstan çok etkilenmiştik. Atalarımız Orta Asya’dan gelmişlerdi. Biz burada şöyle böyle de olsa bir bağımsız devletin çatısı altında hür ve müstakil yaşıyorduk. Oysa Çin esaretinde kalan kardeşlerimiz zulüm altında inliyorlardı. (*)

                Müslümanların Yahudilere yenilmesi ve Doğu Türkistanlıların Çin zulmü altında ezilmesi ve ayrıca Kıbrıs’ta soydaşlarımıza karşı süregelen Rum vahşeti bizim neslin gönlünde büyük üzüntülere yol açtı ve derin izler bıraktı. Bu üç olay bizde millî ve manevî meselelere uyanışın başlangıcı oldu. Bulgar Albayın sözlerinin aksine Müslümanların bir gün bir araya gelip İsrail’e hak ettiği dersi vereceklerini mütemadiyen bekledik, böyle bir haberi dinleyebilmek için radyodaki on dokuz haberlerini hiç kaçırmadık. Ne yazık ki, ajanslar beklediğimiz göğüs kabartacak haberleri vermiyordu.

                                               BULUTLARIN ÜSTÜNDE GÖRÜNMEZ ADAMLAR

                Doğu Türkistan’dan ise sağlıklı hiçbir haber alamıyorduk. Rahmetli Muhittin ile Nohutlu Tepesi’nin eteklerindeki Bademlikte ders çalışmaya çalışırdık. Ders çalışmaya çalışırdık, diyorum çünkü istediğimiz gibi çalışamıyorduk. Biraz çalışıp yorulduktan sonra badem ağaçlarının gölgesinde dinlenmek üzere sırtüstü uzandığımızda bulutların üstüne çıkıyor, görünmez adam oluyor, Çin’e gidiyor ve oradaki kardeşlerimizi komünist Çin’in esaretinden ve dolayısıyla zulmünden kurtarıyorduk. Mao en çok duyduğumuz isimdi.

                Lise son sınıfa geldiğimizde (1968-1969) Felsefe dersi, Beden Eğitimi dersi hocalarımız ve birkaç genç hoca Amerika’nın 6. Filo hadiselerinden hareketle emperyalizmden bahsediyor, Amerika’ya karşı Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliğinden yana olmamızı söylüyorlardı. Kültür Edebiyat koluna, Ankara’da Çetin Altan’ın Teneke isimli piyesini izlemeyi öğütlüyorlardı. Celalettin Sargın arkadaşımız bu hikâyeyi iyi bilir.

                               HOCALARIMIZ YABANCI TERİM VE KAVRAMLAR KULLANIYORDU

                Ortaokul ikinci sınıfta merhum Ali Fuat Başgil Hocanın “Gençlerle Başbaşa” isimli eserini okumuş, Edebiyat dersi Hocam Peyiman Kırımlıgil’in uyarı ve tavsiyeleriyle Safahat başucu kitabım olmuştu. O yıllarda ezberleyip sınıfta okuduğum ve arkadaş çevremle zaman zaman paylaştığım “Atiyi Karanlık Görerek Azmi Bırakmak” şiiri Müslümanların niçin geri kaldığını gösteriyor, azim ve irade yönünden bende adeta doping tesiri yapıyordu. İstanbul’a giderken arkadaş çevremiz Safahat’tan haberdardı. Merhum Tarih dersi Hocamız Mualla Ulusoy’un uyarıları kulağımızdaydı. Bu sebeple kendilerini “solcu ve devrimci” olarak niteleyen hocalarımızın sözleri bize fazla cazip gelmiyordu.            

                Netice, özetini vermeye çalıştığım bu duygu ve düşüncelerle dolu olarak rahmetli Muhittin Bacanlı, rahmetli Abdülkadir Köseoğlu, Mehmet Ocak, Mehmet Aktan, Mustafa İpekel ve bendeniz İsmail Aydın’dan oluşan altı kişilik ekibimizle İstanbul’a gelmiştik. (**) (Gelecek hafta, Fikir Yönünden İstanbul Çok Karışıktı.)

                ------------------:

                (*) Doğu Türkistan’da durum bugün de aynıdır. Çin zulmü ve asimilasyon politikaları bütün vahşetiyle devam etmektedir. Rahmetli İsa Yusuf Alptekin Bey, evinde bir iftar yemeği vermiş, Orta Asya’da “Maklube” olarak bilinen pilavdan ikram etmişti. Merhum Alptekin, “Siz bu pilava Türkistan pilavı deyiniz, böylece Türkistan’ımızı hatırlamış olursunuz” tavsiyesinde bulunurdu. Allah rahmet eylesin. (Amin.)

                (**) Yazıda geçen isimler: Muhittin Bacanlı, merhum hâkim; Abdülkadir Köseoğlu, merhum avukat; Mehmet Ocak, emekli savcı; Mehmet Aktan, avukat; Mustafa İpekel, avukat, İsmail Aydın, avukat-noter.)

Kategori: 

Etiketler: 

1 Comment

İsmail bey bu yazınız için

İsmail bey bu yazınız için öncelikle çok teşekkür ederim. Biz Müslümanlar olarak dünyadaki inim inim inleyen Müslümanlara destek çıkmazsak, uyuyup neme lazım dersek, okuyup çalışmazsak kısa yoldan köşe dönmeye bakarsak, başka yerdeki Müslümanların derdine bakmamız şöyle dursun kendi içimizdekilerinin dertlerine bile bakamayız. O Araplar benim petrolüm var Müslümanı neyleyim kendi çıkarlarım tüm Müslümanlarınkinden önde gelir dedikleri için üzerlerinden zulüm eksik olmuyor. İşaallah bu yazı tüm Müslüman gençlerin uyanmasına sebep olur. Bu makaleyi tüm arkadaşlarımla paylaşacağım. İsmail bey senin bildiğin bir şiir ama yine'de rahmetli vatan şairimiz Akifin bu şiirini paylaşacağım saygılarımla. Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem; Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem. Biri ecdadıma saldırdımı, hatta boğarım! ... -Boğamazsın ki! -Hiç olmazsa yanımdan kovarım. Üçbuçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam; Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam. Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale; Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale! Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum? Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum! Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim, Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim! Adam aldırmada geç git! , diyemem aldırırım. Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım! Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu... İrticâın şu sizin lehçede ma'nâsı bu mu?

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 09.01.2018 - 08:20 -1,352-
Bu sayfayı paylaşın :