Afrin Harekâtı

-A A +A

Afrin Harekâtı Türk Milleti İçin Bir Beka Davasıdır.

Güney sınırlarımızda açık TEHDİT olan, koltuk altı AFRİN coğrafyasında çöreklenip tahkim edilen PYD/YPG, PKK, DAEŞ terör örgütlerine ve arkasında lojistik destek sağlayan küresel ve bölgesel güçlerin kiralık lejyonerlerine karşı MEHMETCİĞİN askeri bir harekât yapmasını ZORUNLU kılmıştır.

İsmi güzel; ZEYTİN DALI,

Cismi güzel; Muhammed ocağındaki dualı MEHMETÇİK,

Amacı güzel; BÖLGENİN huzur, istikrar ve refahı,

Stratejisi güzel; KANTON terör devlet yapılanmalarının önünün kesilmesi,

Zamanlaması güzel; BIÇAK kemiğe dayanmıştır,

Niyeti güzel; komşumuz SURİYE’nin toprak bütünlüğünün korunması ve yerel halklarının güvenliğinin sağlanmasını hedefleyen meşru, siyasi, askeri ve diplomatik bir harekât.

1965 yıllarında Suriye, Lübnan BEKAA vadisinde SOL örgütlerin eğitimi ile başlayan ve ülkemizi 12 Eylül darbesine hazırlayan, 1980’li yıllarda Abdullah Öcalan liderliğinde IRKÇI Marksist-Leninist BÖLÜCÜ bir harekete evirilen PKK hareketi; önce KANDİLDE konuşlanmış, SİNCAR’da üslenmiş ve son olarak da AFRİN’DE PYD/YPG olarak küresel ve bölgesel güçlerin lojistik desteği ile TAHKİM edilerek, bu gün ülkemize açık bir tehdit haline gelmiştir.  

Başta ABD, İsrail, İngiltere, Fransa, Rusya ve Almanya olmak üzere, PKK-PYD-YPG bölücü, taşeron TERÖR örgütünü tüm küresel ve bölgesel güçler, Şeyh Berzengi’den ve Molla Mustafa Barzani’den başlayarak, Öcalan’ın PKK’sına varıncaya kadar bölgemizin gerçekliği olan Kürt KARDEŞLERİMİZ ve kaderdaşlarımız üzerinden “asabi KÜRT kartını” kullanarak; TÜRKİYE’ nin kalkınma enerjisinin TERÖR üzerinden boşaltılmasını amaçlayan, büyüyüp gelişmesini KİRLİ-KANLI yöntemlerle önleyen, “dost ve müttefik olan düşmanlarımız ile düşmanca davranan dostlarımız” tarafından “kuzey güney ve doğu batı ekseninde” Türkiye’yi BLOKE etmek amacı ile yıllarca oyun oynandı ve hala da oynanmaya devam edilmektedir.

1914-1918 birinci CİHAN harbi bitiminde ANADOLU coğrafyasında yaşayan “bütün kavmiyetleri ile anasırı İslam olan TÜRK milleti” doğudan kuzey- güney RUS- ERMENİ ekseni ile güneyden doğu- batı BAASCI Suriye-Irak siyasi rejimleri ile batıdan ise BATI-BLOKUNA siyasi ve ekonomik ENTEGRASYONU sağlanarak zapturapt altına alınmış sürekli bir KONTROL ağı ile bağımlı hale getirilmişti.

Türkiye OYUN kurucu olduğunu da ilan etti 

Birinci körfez harekâtında TÜRK subaylarının başına ÇUVAL geçirilmesi hadisesi neticesinde DEVLETİN milli güçleri 2007 tarihi itibariyle BATI blokuna olan zorunlu bağımlılık ilişkisini masaya yatırarak mevcut BATI blokuna karşı milli MUTABAKAT temelinde, MİLLİ direniş ekseninde yeni bir SİYASİ yapılanma başlatmış, siyasetini, iktisadiyatını ve de güvenliğini yeniden şekillendirmek amacı ile bölge ülkeleri ile doğal jeopolitiği gereği yumuşak gücünü de kullanarak siyasi, ekonomik ENTEGRASYON sürecini realize ederek kendine yeni bir ekonomik ve siyasi ALAN açmıştı.

Ne zaman ki, Arap Baharı ile başlayan ve Arap Baharının KIŞA çevrildiği bu süreçte, TÜRKİYE kendi siyasetini örnek kılmak ve liderliğini tahkim etmek amacı ile bir dizi Arap ülkelerinin meydanlarında boy göstermeye ve de hamaset yüklü bir MEYDAN okuyuş ile batılı emperyal güçlere açık bir başkaldırı yaparak,  OYUN kurucu olduğunu da ilan ederek  “VAN MİNUT”  ile perçinlemişti.

İşte TÜRKİYE olarak bugün yedinci yılına girdiğimiz SURİYE iç savaşının ÖYKÜSÜ böylece başlamıştı. 

Başta ABD ile koalisyon güçlerinin ve RUSYA’nın DAEŞ-IŞİD-el NUSRA gibi dini yapılanmaları domine edip, bahane ederek Suriye’yi adeta İŞGAL etmiş kara, hava, deniz ÜS’lerini kurarak Türkiye’nin SINIRLARI boyunca yerel sakinlerini de GÖÇE zorlayarak, PKK-PYD-YPG TERÖR örgütlerini binlerce TIR dolusu çok güçlü ve sofistike silahlarla donatıp eğiterek konuşlandırıp tahkim etmeleri ÜLKEMİZ için açık bir TEHDİT oluşturmuştur.

İşte TÜRKİYE nin “Fırat Kalkanı” ve “Zeytin Dalı” harekâtını yapmasının zorunluluğunun esas nedeni sınırlarımız boyunca oluşturulan bu illegal, işgalci, güdümlü taşeron kanlı ve kirli KANTON askeri bölücü yapılanmasının yaptığı açık tehdit oluşturmaktadır.

Güney sınırlarımızda oluşturulup, tahkim edilen bu açık askeri tehdit, TÜRKİYE neden doğuda ERMENİ, batıda BULGAR ve YUNAN tehdidini BEKA davası olarak görmüyor da güneydeki bu asabiyete dayalı etnik KÜRT TERÖR yapılanmasını beka davası olarak görüp, tehdit algısı ile askeri harekâtlara kalkışıyor sorusunun cevabını vermek için bu analizi yapmış olduk.

Üstelik Türkiye’nin en GÜÇLÜ birinci ordusunun TRAKYA’da, ikinci ordusunun GÜNEYDE ve üçüncü ordusunun da DOĞUDA olduğunun altını çok kalın çizgilerle çizdiğimizde bu güvenlik tedbirlerinin neden böylesi bir öncelikle derecelendirildiği de kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Çünkü TÜRKİYE için şimdiye kadar güneyden hiçbir zaman açık bir ASKERİ TEHDİT yapılanması olmamıştı.

TÜRKİYE olarak “Zeytin Dalı” AFRİN askeri harekâtı ile yepyeni bir siyasi, askeri ve ekonomik SÜRECİN başlangıcında olduğumuzun altını çok kalın çizgilerle çizmemiz gerekmektedir.

Elbette ki HARBİ kuran, yöneten ve nihayete erdiren SİYASETTİR ve siyasi İRADEDİR. Siyaset ise başta ÜLKE GÜVENLİĞİNİ TEDBİR kılar. GÜVENLİK söz konusu olduğunda diğer hizmet ve ihtiyaçlar aşağıya doğru derecelendirilir. Söz konusu VATANSA gerisi teferruattır, sözü bu bağlamda söylenmektedir.

Ancak HARBİN topyekûn ve organik bir bütünlük içinde cereyan ettiğini de asla unutmayalım. Bir cephede GALİP olabilirsiniz, ya da diğer bir cephede MAĞLUP da olabilirsiniz, harbin bu safhaları nihai tahlilde SAVAŞI, nihai zaferle sonuçlandırdığınız anlamına asla gelmez.

HARP

Kara, hava, deniz silahlı güçlerinin tüm lojistik ikmali ile askeri güç, kabiliyet, eğitim, disiplin, mühimmat ve teknolojisi ile istihbaratı ile propagandası ile ve ülke insanının beşeri ve ekonomik kaynaklarının tümünün DİPLOMASİ ile gerekli İTTİFAKLAR sağlanarak senkronize olarak yönetilmesi ile kazanılabilir. Bunlardan birisi eksik olduğunda ya da çatıştığında HARP olası küçük cephelerde kazanılabilir ancak uzun VADEDE ve nihai tahlilde büyük kayıplara ve mağlubiyetlere de neden olabilir.

Burada sorulması gereken en önemli soru şudur, HARBİ bir ülkenin ne kadar ZAMAN sürdürülebilir kılabileceği sorusudur?

Bu sorunun cevabı: ÜLKEMİZİN top yekün ve organik bir bütünlük içinde tüm beşeri ve ekonomik kaynaklarının yeterliliği ile küresel güçlerden biri ya da birkaçı ile uzlaşmasına bölgesel güçlerle güçlü ittifakına yerel tüm dinamiklerle yakın ve sağlıklı ilişkisi ile beraber karşı CEPHEDE bulunan küresel, bölgesel ve yerel aktörlerin güç, kabiliyet ve de dayanma süresini de hesaba katarak yapılacak sağlıklı bir DENKLEMİN kurulması belirleyici olacaktır.

Böylesi kısa bir SAVAŞ analizinden sonra “TÜRKİYE ne yapmalıdır” sorusunun cevabı önem kazanmaktadır.

TÜRKİYE elbette ki GÜVENLİĞİNİ birinci derecede ilgilendiren coğrafyada SAHADAN terör unsurlarını tasfiye ile iç ve dış tehditleri de bertaraf ederek sağlayacak ve SULH masasına da elini güçlü tutup ASKERİ harekâtını başarı ile sonlandıracaktır inşa ALLAH.

Nasıl içimizdeki 15 Temmuz kalkışmasını bertaraf ettiysek dışımızdaki güvenlik tehditlerini de öylece bertaraf edeceğimize güvenimiz tamdır, demekteyiz.

Ancak görülen odur ki bölgesel coğrafyamızda güvenlik tehdidi olarak PKK-PYD-YPG ve DAEŞ terör örgütlerinin yanı sıra küresel güçlerin “paralı profesyonel lejyoner birliklerinin” de devreye sokularak SAVAŞIN “uzun soluklu” uzatılabileceğini de unutmamak lazım gelmektedir.

Burada söz konusu HARP, “iç SİYASET ve dış DİPLOMASİ” olduğundan;

A.      İçeride:

HAZARDA ve SEFERDE ırkçı-mezhepçi bir DİL kullanmamak ve sosyolojinin diline dikkat etmek,

1)      Milli MUTABAKATA olanca hassasiyet gösterilerek bu harekâtı parti ve seçim çalışmalarına indirgemeden yapıcı bir DİL ve birleştirici bir USLUP ile kirli, kara ve ötekileştirici propagandaları izole etmek gerekir.

2)      Doğu ve güneydoğuda meskûn vatandaşlarımızın DUYGUSAL kopuş psikozu dikkate alınarak ve yeni bir GÖNÜL yarası açmadan, milli birlik ve bütünlüğümüzü sürdürülebilir kılınmalı ve kanaat önderleri öne çıkartılmalıdır.

3)      SAVAŞIN diline dikkat edilerek elde edilecek GÜVENLİ bölgelere acilen ülkemizdeki GÖÇÜ tersine çevirerek yeterli iskânlar oluşturulmalıdır.

B.      Dışarda:

1)      Sağlıklı yerel İTTİFAKLARIN ve küresel UZLAŞMALARIN yapılmasını zorunlu kılarken,

2)      Yabancı servislerin istihbarat ağlarının ve lojistik desteklerinin çökertilmesi,

3)      İŞGALCİ güçlerin çekilmesi ve SURİYE sınırlarının bütünlüğünü korumak esas politika olacaktır.

Unutulmamalıdır ki;

TÜRKİYE’NİN askeri güç, kabiliyet ve sürdürülebilirliği TEST edilmekte ve bölgemizde etnik ve mezhebi temelde “Kore modeli” DÜŞMAN kardeşlerden oluşturulan, FEDERAL yapıda KANTON devletçikler kurulmak istenmektedir.

Ancak böylesi bir kötü, kirli sömürü projelerine BÖLGESEL DEVLETLER ile çok sıkı ve sağlam İŞBİRLİĞİ temin edilerek karşı konulabilineceği unutulmamalıdır.

Tarihi ve medeni olarak bölgemizin tüm etnik ve mezhebi temelde farklı kavmiyetlerden oluşan, ancak ortak KADERDE bin yıllardır birlikte olduğumuz bu büyük MEDENİYETİMİZİN, bu potansiyel kütlesini düşman kardeşler olarak yabancı güçlerin oyunlarına alet ettirmeden onların sömürü insafına terk etmemek lazım gelmektedir.

Günümüz dünyasında KÜRESEL güçlerin, özellikle büyük ORTADOĞU projesi olarak takdim ettikleri İSLAM coğrafyaları üzerinde İSRAİL’ in güvenlik eksenine odaklı “FEDERATİF SİSTEMLER” kurgulanarak böl, parçala ve yönet ile modern sömürü düzenleri oluşturmak istemektedirler.

NETİCE olarak;

“Sulh zamanında ter dökmeyen harp zamanında kan dökecektir” kelamı kibarının vurguladığı gibi ülkemiz bu gün ve her zaman adalet üzere iç barış ve sulhun devamı için her daim sefere hazır olmak zorundadır.

ALLAH tüm kullarını hayat mücadelesinin en ateşli ortamlarında sürekli olarak İMTİHANA tabi tutar, zalimlerin cezasını keser ve inanan mü’min kullarını ise mükâfatlandırır. İnşa ALLAH Müslüman Türk Milleti olarak ALLAH’IN davasında bu nevi imtihanlarda başarılı oluruz temennisi ile şehit olan MEHMETCİKLERİMİZE ALLAH’ tan rahmetler diliyor bu seferden ZAFERLE dönülmesini niyaz ediyoruz.

TÜRKİYE’NİN bölgesel SİYASETİNİN ne olması lazım geldiği konusu ile TARİHİ ve MEDENİ sorumluluğunun ne olduğu ayrı bir BAHİS teşkil etmektedir.

Sivil Toplum Kuruluşları olarak görevimiz kirli ve kara propagandalara karşı toplumu doğru ve sağlıklı bilgilendirmek, milli birlik ve bütünlüğümüz korumaktır.

Tüm kamuoyuna saygılarımızla arz ederiz.

Kategori: 

1 Comment

MEHMEDİM!

MEHMEDİM! Mehmed’im kükremiş düşmana karşı Attığı tekbirler titretir Arşı Zalimin hasmıdır, mazlumun dostu Diz çöküp dinlesin cihan bu marşı Yerlerde tufandır, göklerde şimşek Toprak ona yorgan, bulutlar döşek Afrin dağlarında gezen Mehmed’in Göğsünde gül açar her kahpe fişek Davran ki Kilis’i vurmasın füze Sürünen masumlar çıksınlar düze Bütün Ehl-i Salib hışmıyla gelse, İlâhî nusretle gelirler dize Bitsin bu fitneler, bitsin bu zulüm Çakala, sırtlana şart oldu ölüm Dirilsin ki tarihin muhteşem çağı Ve bitsin vahşetle oynanan filim Cennet ayağına serildi aha! Mehmet’im sarıldı yine silaha Melekler, şehitler yürüsün hele Son durak, son varış, Yüce Allah’a Yıldız’ım, dualar çıkarken Arşa Siperlerde gezdi Hulusi Paşa Albayrak selinde yükselen sedâ, “Yaşa Türk ordusu, binlerce yaşa!” Mustafa YILDIZ 4Şubat 2018 Pazar ANKARA

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 29.01.2018 - 16:35 -3,751-
Bu sayfayı paylaşın :