Cumhuriyet'in Kuruluş Dönemi Kürt Politikaları Üzerine Eleştiri

-A A +A

   Osmanlı Devleti’nde tebaa müslim ve gayri Müslim olmak üzere iki temele oturmuştu. Birçok etnik ve dini unsuru içerisinde barındıran devlet hoşgörü ve tahammül hususlarında ileri düzeyde idi. Gayri müslimlerin dini vazifelerini yerine getirmesinde veyahut kılık kıyafetleri gibi konularda müdahaleler söz konusu değildi. Ancak vergilendirme, askerlik vazifesi gibi hususlarda farklı durumlarda vardı. Müslüman tebaa içerisinde ise etnik bir ayrım gözetiimiyordu. Nitekim bu sistem Fransız Devrimi’nin olumsuz etkileri yansıyana kadar kusursuz denebilecek derecede iyi işledi. Ancak söz konusu devrimin yarattığı milliyetçi dalgalar imparatorluğu çil yavrusu gibi dağıtan birçok sebepten birisi oldu. 20.yy modern ulus-devlet çağıydı. Ulus devlet beraberinde ulus egemenliği kavramını da getirdi. 1923’te kurulan ve ulus-devlet temeline dayanan genç ‘’Cumhuriyet’’ ulus egemenliği esas aldığını ilan ediyordu. Ancak bu durum beraberinde hangi ulus sorusunu da getirdi. Bu ulus, halkı devlete vatandaşlık bağı ile bağlayan ‘’Türk Ulusu’’ idi. Fakat yüzyıllarca İslam bağı ile birbirine bağlı olan bir milleti salt bir vatandaşlık bağı ile bağlamaya çalışmak bir tepkiyi beraberinde getirdi. Son cümleyi biraz daha irdelemeye çalışalım.

   Osmanlı Devleti’nde Müslüman unsurların etnik ayrım olmaksızın dini bağlarla birbirine bağlı olduğunu söylemiştik. Milli Mücadele döneminde Gazi Mustafa Kemal bu durumu iyi analiz etti ve 1920-1923 arası dönemde milleti kurtuluş mücadelesine dahil etmek adına İslami vurguları ön plana çıkardı. Ancak 1923 sonrası dönemde bu vurgular yerini aşırı milliyetçi vurgulara bıraktı. Ümmet kavramı millete döndü. Bu dönemde özelde Kürtleri devlete bağlayan en önemli unsur İslam idi. Fakat manevi değerlerin örselenmesi ve milliyetçi söylemlerin artması bir ‘’Kürt Milliyetçiliği’’ ni besledi. Değişen dünya düzeninde bir ulus-devlet modelinden etkilenmek ve bunu uygulamaya koymak çok yadırganacak bir durum değildir. Fakat bizde bunun ağır yansımaları oldu. Ülke tekçi bir anlayışa büründü. Tek olması gerekenler devlet, bayrak, vatan gibi temel unsurlar olmalı iken, bu teklikler giderek arttı. Türk ve laik kalıbına girdirilmek istenen milette bu durum  tepkilere yol açtı. Aslına bakarsanız bu tepkilerin olması da doğaldır. İslam çatısı altında millet olarak yüzyıllarca yaşayan bir topluma birdenbire ve tepeden inme politikalar uygularsanız bu kabul görmez. Bugün en basit bir yasa bile byük tartışmalara neden olabiliyorken insanların kılık kıyafetine, inancına, etnisitesine müdahalede bulunursanız tepki çekmeniz doğaldır. Bu tepkileri de dipçik ile, kurşun ile, idam sehpaları ile dayatırsanız da kimi gönüller size kırgın ve kapalı olabilir. Ancak biz halen bu özeleştirileri yapmaktan genel itibari ile çok uzağız. Devlet olmak dayatmacı olmayı ve tekçi olmayı gerektirmez. İhtiyacımız olan anlayış ve tahammüldür. O günlerde bunu başaramamış isek bile en azından artık 21. yüzyılda bunu başarmak zorundayız. Aksi takdirde bir başka vatan toprağımız mevcut değildir. Anadolu hepimizin ortak yurdudur. Türkiye hepimizindir!

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 02.02.2017 - 10:24 -228-
Bu sayfayı paylaşın :