Darbeciler Kazanamadı...

-A A +A

        Köprünün tutulduğunu gördüm evin balkonundan.Henüz İstanbul semalarında F16 yoktu.TRT nin  normal yayın yapamadığı,gündemden kopuk olduğu aşikar hale gelmişti.Darbe teşebbüsü “yurtta sulh “ konseyi bildirisi okunana kadar anlaşılamadı tam olarak.Sosyal medya adım adım askerin cinnetini anlatmaya başladığında bilgi kirliliği zannettik.Değilmiş maalesef.Meclisimiz,MİT,Genelkurmay bombalanıyordu.

        “Menderes asılırken neden evlerinizde oturdunuz “ biçiminde sorduğum soruyu bu kez kendime sordum ve birey olarak kendi sorumluluğum gereği evden çıktım.Yürüyordum…devletin başının Ankara’dan ziyade Dersaadet’e geleceğini düşündüm bir refleksle.Sanki birinci Ordu Komutanının “ben güvenliğinizi sağlarım İstanbul’a “ gelin dediğini işittim kalben.Kısıklı en önemli mevzii olacaktı.TRT bildirisi okunurken  Üsküdar Fıstıkağacı’ nı yürüyerek geçiyordum.İnsanlar bildiriyi dinleyince kimi tercih yapmış , sokağa çıkıp market ve fırın önlerinde kuyruk olmuşlardı.Bankamatik önleri hakeza onlu  , yirmili insan kuyruğu olmuştu. Bağlarbaşına doğru AK Parti Üsküdar İlçe Başkanlığı önünde kimse yoktu buna rağmen yol kesilmiş ve çöp kamyonu yola enlemesine konulmuştu.Anlaşılıyordu ki, tanklar işgal ederse  barikat amacıyla belediye yolları yer yer çöp araçlarıyla kapatmıştı Kısıklı ya doğru.     

Bağlarbaşı’ ndan Millet parkına doğru yoğunluk ve insan seli artmaya başladık.Kısıklıya yaklaştığımızda miting kalabalığına ulaştık.Sanki kefenlerini giyip gelmiş yürekli tiplerdi gelenler.Önceki gördüklerim gibi bir tercih yapmayıp  ne bankamatik kuyruğuna girmişlerdi ne de markete gidip yiyecek stoklamaya.              

Gözbebeklerinden çıkan kıvılcımlar kabına sığmıyordu.Kıyafetleri ya bayramlıktı yada son kez giydikleri olunca yerinde duramıyordu kimse.  Tank sesi duyuldu.Köprüye doğru hızla giden  tank kalabalığın öfkesini de mıknatıs gibi çekti.

        Hatta üst geçitte ki  kalabalık E5 üzerinden geçen  tankı gördüğünde kendinden geçti ve KÖPRÜ artık tek hedef oldu.Aktık köprüye.İlk ulaşanların arkasında  yaylım  ateşlerinin içinde bulduk kendimizi.Yere yatıp 5 - 10 dakika sonra tekrar kalkıyor, askere doğru yeltenip, tankları ele geçirmek istiyorduk.Sonradan gelenler ise göğsünü siper edip, aramızdan eğilmeye dahi gerek görmeden ilerliyor  “şerefimle öleceğim “ diyerek en uca yani askerin karşısına dikiliyor,  sıkışan asker  ,kalabalık karşısında teslim olma seçeneği de ortadan kalktığı için yaylım ateşiyle içimizden beş li onlu insanı tarayıp zaman kazanmış oluyordu.“ Bugün içimizden şehitler olacak , ölmeliyiz gerekirse , şehit olacağız “ diyerek elindeki bayrakla geri çekilmeyi önlemek isteyenlerden biriydi O bayan .Sanırım 45 yaşlarındaydı.Her yaylım ateşinde yere yatıyorduk ve birazda geri çekilme hissi hepimizin içinde bir refleks olarak kendini belli ediyordu.Genç delikanlılar ölümle dirim arasında bir an önce tankın tepesine çıkıp bağırmak istiyorlardı.Genç kızlar ,araçların  camlarından dışarı çıkıp bayrak sallıyor, “haydi neden bağırmıyorsunuz darbeye hayır “ biçiminde coşkuya katılmak istiyorlardı.Yaylım ateşlerinde yere yatmayan gençler anneleri tarafından kollarından çekilip hızla yere yatırılıyordu.Anneler çocuklarının ellerini bırakmıyor yere yatarkende çocuğunu arkaya alıp kendi vücudunu ateş edilen tarafa doğru siper ediyordu.Yalnız başına gelenler dahi kendi başlarına konuşuyorlardı.”Ne demek arkadaşım benim devletimin silahını bana nasıl kullanırsın” bu çığlık bazen bir küfür biçiminde şekilleniyor, bazende karşıda silahını doğrultmuş askere karşı tehdit olarak.Ya da ”ver silahını sen benim çocuğumsun,bu devlet bizim “biçiminde.

        Askerin tepesine binmek gibi bir vandalizm hiçbir zaman konu olmadı.Fakat ölümü göze alan insanların gözüpek duruşunun hayatiyet kazanması ve kurşuna karşı çıplak göğsünü geren pratiği karşısında rakip olan tarafa, yani asker kıyafetiyle halka silah sıkanın boğazını sıkma reflekside  hakimdi artık.Ölümü soluyorduk.Silahsızdık.Kalabalık arttıkça Nakkaştepe ve Beylerbeyi tarafına doğru çekildik.Özel harekat polisleri devredeydi artık. Havan topu mermisi kalabalık üzerinde panik yarattı.Özel harekat polisinin  iki saat süre verdiği ve çatışmanın genişleyeceği haberiyle Burhaniye ve Üsküdar yol ayrımına doğru çekilen kalabalık sabah namazıyla birlikte ayrıldı.Fiili müdahele başlamıştı.En sonunda günün ilk ışıklarıyla  köprüyü tutanlar teslim olmaya razı oldular.Ve 15 temmuzun sembol direnişinin yaşandığı Boğaziçi Köprüsünde “yumrukları memleket kadar büyük “olanlar ,kefenleri bayramlık elbiseye dönüşenler kazandılar.Silahlı olanlar öldürdüler sadece ama günün ve zamanın mağluplarıydı onlar.Milli irade galipti.Şehitlere hürmeten galiplerde hüzünlü ve umutluyduk.

Kategori: 

Etiketler: 

2 Comments

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 18.07.2016 - 09:04 -438-
Bu sayfayı paylaşın :