Değişim ve Dönüşüm

-A A +A

Irak’ ın Kuzeyindeki Kürt özerk bölgesinin “bağımsızlık referandumu” düzenlemesi bir anda tüm Dünyanın ama özellikle de Orta Doğunun hop oturup hop kalkmasına yetti. Aslında Çarşambanın gelişi Perşembeden belli idi. 1. Körfez harekatından beri bu plan göstere göstere gergef gibi işlendi. Arkası da gelecek. Kahvedeki erkanı harp bunu görüyordu da  Devleti o günden bugüne yönetenler göremedi mi? Fakat  “Hükümet bunu göremedi mi” “Barzani Tayyibi aldattı bu kaçıncı aldanış” gibi malayani sözler boş konuşmadan ibaret. Bu problem bu günün ürettiği bir konu değil. Hamasi ve altı boş sözlerle savaş kırşkırtıcılığı yapmanın milletimize ve ülkemize hiçbir faydası yok. Özellikle Büyük İsrail hayalinin kapsadığı topraklar hele de Kerkük gibi petrol denizi özelindeki bir vilayet sözkonusu olduğunda. Dünyanın super güçleri ağırliğını koyacaktır. Yapılacak en doğru şey bölge Ülkelerinin oynak dış politikalarına rağmen gene aynı kıvraklıkla konjonktürel işbirlikleri kurmak. Rusyayı bu konuda yanımıza çekmeye çalışmaktir. Fakat bu bölgeye ilişkin uzun vadeli plan ve stratejilerimizin olmaması anlamına gelmemelidir.

Bu referendum konusunda bilinçli bilinçsiz hemen yazılmadık  şey kalmadı ama görünen o ki Türkiyede kafalar karışık. Ortada kale duvarı gibi yek vücut bir tavır alma henüz yok. Bu nedenle herkesin konuştuğu bir kakafoni ortamından sıyrılıp sakin sularda imal-I fikir yapmak istiyorum.

Bir hafta önceki Türkiyenin manzarası ile bir hafta sonraki görünümü arasında dağlar kadar fark var. Bu hızlı gündem akışı gerçekten Türkiyenin hızla değiştiğinin göstergesi mi, yoksa güçlü bir algı yönetimi çarkının gözlerimize yansıttığı hayaller mi ? Ne kadarı gerçek ne kadarı sanal? Bunu ayırdedebilmek için en güzel ayraç zaman. Hani, derler ya ‘’sel gider, kum kalır’’ bir hafta bir ay bir yıl hatta bir on yıl sonra dönemler halinde dönüp geriye bakmamız ve o günkü gündemlerden bu güne ne kaldığını veya bugünkü Türkiyenin oluşumuna nasıl etki yaptığını irdelemek gerekiyor.

Ben şuna inanmışımdır. Değişim hayattır. Değişmeyen şey ölü şeydir. Onda hayatiyet  yoktur. Fakat değişim ve dönüşüm sancılı bir süreçtir. Doğan her yeni gün bize yeni ümitler ve imkanlar sunsa da, önümüze yeni zorluklar ve aşılması gereken problemler de koyar. Fakat Pozitivistlerin iman ettiği gibi değişim ve dönüşüm hep doğrusal, olumluya iyiye ve güzele doğru değildir.  Canlılık, hayat hatta varlık alemi hep içiçe geçmiş küçüklü büyüklü çevrimlerden oluşmaktadır. Bazılarını hemen farkedebiliriz. Ama bazıları o kadar büyüktür ve devrini o kadar uzun zamanda tamamlar ki teşhis etmemiz mümkün olmayabilir.

Fakat bir gerçek daha var ki, her değişim ve dönüşüm enerjisini varoluşunu bir değişmeyene endekslemek zorundadır. Biz buna referans (Kerteriz) noktası diyoruz.  Bilimde bir olgunun varlığı ancak onun yerinin ve zamanının belirlenmesi ile  kabul edilebilir. Yerini belirlemek demek bir  olgunun daha sabit bir noktaya referansla koordinatlarının belirlenmesi demektir. Bu da bir sabit noktanın varlığını gerektirir. Misal verecek olursak Dünyanın dönüşü gündüz ve gecenin varoluşunu sağlıyor. Bu da insanlığa zaman denilen elle tutulup gözle görünmeyen bir gerçekliğin varlığını öğretiyor. Fakat bunun gerçekleşebilmesi için, Dünyanın değişmeyen bir dönüş eksenine ihtiyacı vardır. Yani kısacası değişim varlığını bir değişmeyenin varlığına borçludur.

 Bu düşünce tarzını bir kademe daha ileriye götürüp, Dünyanın Güneşin yörüngesi etrafındaki gezintisine bakalım. Bakış açımızı genişlettiğimizde, Başlangıçta sabit olduğunu kabul ettiğimiz Dünyanın ekseninin de aslında sabit olmadığını görürüz. Çünkü Dünyanın Güneş etrafındaki gezintisi kendi ekseni etrafındaki dönüşünden hem fiziksel hem de zamansal olarak daha büyük bir çevrimi ifade etmektedir. Astronomlar göstermiştir ki, sabit sandığımız Güneş de çevresindeki gezegenleri ile birlikte başka bir yörüngenin çevresinde dönmektedir. Güneş sisteminin de yörüngesinde olduğu sistem her ne ise bu da ait olduğumuz Samanyolu Galaksisinin içinde dönüş halinde. Samayolu Galaksisi de Apex denilen bir noktaya hızla ilerliyor. Belki bu da başka bir sistemin yörüngesidir. Kainat bir gül goncası gibi, taç yaprakları açıldıkça kat kat yenileri çıkıyor.

 Niyetim Astronomi dersi vermek değil. Fakat toplumsal sosyal  değişim ve dönüşümleri bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Varlık alemi  bu içiçe geçmiş sabit-değişken sarmalı içinde ise biz insanoğlu  bunun dışında olmamız mümkün mü? Aslında  bu akıl yürütmeyi en nihai noktasına kadar götürdüğümüzde, ‘’Herşeyin varoluşunu ona muhtaç olduğu ve fakat varolmak için hiçbir şeye ihtiyacı olmayan bir Allah’’ fikrine varmak  zaruri hale geliyor.

Hoşça kalınız, sevgisiz ve ümitsiz kalmayınız.

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 29.09.2017 - 11:20 -328-
Bu sayfayı paylaşın :