Devletin Yeniden Düzenlenmesi

-A A +A

15 Temmuz DARBE TEŞEBBÜSÜNDEN sonraki gelişmelerin tahlilinden çıkan ve yoğunlukla tartışılan konulardan biri de devletin yeniden yapılanmasıdır. Devletin yeniden düzenlenmesi konuşuluyorsa, öncelikle devlet kavramı üzerinde durarak devletin ne olup ne olmadığı üzerinde düşünmemiz gerekir.  

 Tarihi seyri içinde incelediğimizde; sosyal siyaset bilimi, bir toplumun milletleşmesinden önce, devletleşmesinin mümkün olmadığı gerçeğidir. O halde insanın var olmasından itibaren milletleşme serüvenini değerlendirmek ve anlamak da önemlidir.

 MİLLETLEŞME SERÜVENİ

İnsan’ın varlığı, Kur’an’ın “Allah insanı yarattı ve ondan da eşini yarattı” ifadesiyle Hz. Ademle başlamaktadır. Devamında ise, Allah’ın ona verilen yaşama, mal edinme, inanma, ırz, namus, haslet ve özellikleriyle, dünyanın bütün nimetlerinin emrine tahsis edildiği, en mükemmel şekilde yaratıldığı, akıl ve irade gibi bir NİMET verdiği belirtilir. Öte yandan, Allah verdiği nimetler karşılığı olarak sorumluluğu da insana yüklemiştir.

Ancak insanoğluna verilen bu mükemmellikler yanında, tüm bu nimetlere karşı nankör (inkarcı), aceleci, haset, cimri, kendi kendine yettiğini zanneden, kendi ‘ben’i için her şeyi yıkıp dökebilen, kardeşini bile öldürebilen hasletler de vermiş ki, bu  onun nakise niteliğidir.

Yüce Yaratan, insanın bu zaafından dolayı, seçilmiş kulları Peygamberler vasıtasıyla, doğruyu yanlıştan ayıran, iyiyi, güzeli gösteren mesajlarıyla insanları zaman zaman uyardı.

Genel manada, insanların (renk- cinsiyet- etnik farklılıklarına rağmen) birbirlerine karşı hak ve görevleri olduğunu bildirdi. Müjdeler verdi. Bu konuda temel insani ilkelerle “ Kendiniz için istemediğinizi başkaları için istemeyin, kendiniz için isteğinizi başkaları için de isteyiniz” gibi ölçülerle uyardı. İşlerinizin çözümünde, aranızda istişare ediniz, zorda kaldığınızda yardımlaşınız. Belalara sabır gösteriniz ve emaneti ehline veriniz. İşlerinizi ilimle çözün, herkese iyilik yapın, her işte adil davranın ve benzeri ilkeleri elçileri vasıtasıyla bizlere iletti.

Buna karşın, yaratanın istediği tek şey ise, kendisine şeksiz, şüphesiz, vasıtasız, şeriksiz kul olmak ve teslimiyettir.

İnsanların (bireylerin), millet ve devlet olmadan önce, daha doğuştan, vazgeçilmezliğine, devredilmezliğine ve bütün insanların teminatına bırakılan, -1776 Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi ile temel haklar olarak ilan edilen-  temel HAKLARI vardır. İslam Peygamberi bu hakları ve bu hakların değerini Veda Hutbesi’nde şöyle dile getiriyordu. “Ey İnsanlar, bulunduğunuz şehir ne kadar mukaddesse, bulunduğunuz bu mabet ne kadar mukaddesse, yaşadığımız bu ay ne kadar mukaddesse, canlarınız, mallarınız, ırz ve namuslarınız, inançlarınız da o kadar mukaddestir.”

İşte insanlığın başlangıcından yola çıktığımızda, bu ölçüler, niteliklerle, mesajlarla, uyarılarla, müjdelerle insan çoğaldı. Birlikte yaşama ihtiyacı ve zarureti doğdu. Küçüklü büyüklü topluluklar, aşiretler, kavimler ve benzeri gruplar toplumsal hayatı birlikte yaşama mecburiyetine ulaştılar.

Böylece toplumlar uzun zaman birlikte yaşayarak, ortak tarih, geleceği de birlikte hazırlama ve yaşama iradesi oluştu. Sosyal, kültürel, ekonomik, ortak ihtiyaçlarını giderdikleri, manevi inanç ve gelenekleriyle, ortak iradeyle, şahsiyet ve kimliğin geliştirildiği müşterek bir topluma ulaşıldı. Böylece MİLLETLEŞME seyri tamamlanmış oldu ve ayrıca, sosyal, kültürel ve siyaseten devlet olmak düşüncesine de ancak o zaman ulaşıldı.

DEVLET OLMAK

Milletleşme olmadan devlet olmaz demiştik. Çünkü devlet bir topluluğun en geniş şekilde (sosyal- kültürel- eğitim- ekonomik- bilimsel- güvenlik- savunma- manevi- dini- örf- gelenek- felsefe- sanat- vb.) her alanda teşkilatlanması, organizasyonudur. Bireysel temel ihtiyaç ve hakların teminatı da, toplumsal ihtiyaçların daha kolay, düzenli giderilmesi de, ortak kimlik ve değerlerin var kılınması da, devlet olmakla mümkündür. Ancak her hak gibi, devlet olmakla bazı hakların sınırlanmasına, şarta bağlanmasının, şart ve sorumluluğu da kaçınılmaz bir gerçektir.      

Devlet denen bu organizasyon, yukarda ifade ettiğimiz gibi insanın yaratılış değer ve özelliklerine, toplumun sosyal, kültürel, ekonomik, manevi, vb. ihtiyaçlarına uygunsa, bilimsel ilkeler ve gelişmelerle zamanının ruhunu okuyorsa, o denli başarılı ve verimli olur. Büyük medeniyetleri, adil ve huzurlu toplumları oluşturur. İnsanlığın huzurunu sağlar, zalimlere karşı kalkan olur.

Aksi halde; dini, sosyal, ekonomik, kültürel, savunma, bilim, felsefe, sanat, vb. her alanda, başkalarının maşası, maskarası olur, hegemonyasına teslim olur. 

Bakınız bu durumu, devlet ve millet (teba) arasındaki en güzel dengeyi, Yusuf Has Hacip, KUTADGU BİLİG isimli eserinde şöyle anlatır. Devlet der ki, vatandaşına; “Kanunlarıma uy, vergimi ver, dostumu dost, düşmanımı düşman bil.”  Vatandaş der ki, “yasalarına uyarım ama, eşit ve adil davran. Vergini veririm ama altın parama gümüş katma. Dostunu dost düşmanını düşman bilirim ama inancımı, töremi, geleneklerimi, yaşatırsan olur.”  Ölçü ne kadar açık ve her zaman insanlığın her dönemine hitap etmekte değil mi?

DEVLETİN YENİDEN YAPILANMASI

Tüm bu açıklamalardan sonra son dönem yaşadıklarımız ve bu güne gelişimizden sonra, devletin yeniden yapılanmasıyla ilgili fazla söze gerek yok sanırım. Şu açık bir gerçek ki; devletimiz, eğitim, kültür, bilim, hukuk, ekonomi, bilgi, teknoloji, güvenlik, vb. tüm kurumlar, dini ve sosyal hayatımızın her alanında da yeniden yapılanmaya ihtiyacımızın olduğudur.        Umudumuz bu yapılanmanın milletimiz, gönül coğrafyamız ve bütün insanlığa adalet, huzur ve mutluluk üretecek bir medeniyet yolunu açmasıdır.

            Devletimiz, milletimiz ve insanlığın sıkıntısı şu sözle ne güzel ifade ediliyor. “İnsanlar kuşlar gibi uçmayı, balıklar gibi yüzmeyi, at’lar gibi koşmayı öğrendi, ama adam gibi paylaşmayı, düzenlemeyi, yaşamayı öğrenemedi” deniyor.

Sonuç olarak, elbette bu yapılanmada;

•    Yasama, yürütme ve yargı erki gibi devletin temel kurumlarında dengeli ve ilkesel bazda, ülkenin, insanımızın değer ve ihtiyaçları, cinsiyet, etnik köken, inanç farklılıklarına bakmadan, ehliyet ve liyakatin, adaletin esas alınması, hukukun üstünlüğü ve hukuk devletinin işletildiği bir devlet yapılanması,

•    Kültürel hayatımız da, milli misyonumuzu her türlü hurafelerden arındırılarak özümsenmesi, önemsenmesi, sosyal hayatımızın buna göre düzenlenmesi,

•    Bilgi ve teknolojide, bilimsel hayatımıza  katma değer üretecek ve bilgi toplumuna ulaştıracak yapı kazandırılması,

•    Ekonomik dünyamızın her türlü lüks, israf, tüketim ve magazin kültüründen temizlenerek, tasarrufa teşvike ve yatırıma yöneltilerek, dağıtımda da adaletin tesisi, istikametinde organizesi,

•    Dış politikada, dış ve iç güvenliğimizi de teminat altına alacak, ulusal ve uluslar arası makro politikalar üretmeyi, dünya konjektürel yapısını da doğru değerlendirerek merkezi, bölgesel, ulusal stratejiler geliştirecek bir yapılanmaya gidilmesi,

•    Bu konuda ise en ciddi ve vazgeçilmez yapılanmanın EĞİTİM ve DİNİ hayatta yapılacak düzenlemedir. Öyle ki, her türlü batini anlayıştan uzak, hiç kimse ve nesneyi kutsamayan, şeksiz şüphesiz bir tevhit anlayışını anlatan, ehli kıbleyi kardeş bilen, rüyalarla ve gaipten alındığı belirtilen bilgilerle amel etmeyen, sade, arı-duru, vahiy ve risaletin mesajlarına uygun dini hayatın düzenlenmesi, zaruri ve vazgeçilmez talebimizdir. 

            Milletleşmede, her türlü kimliğini, idealini, şahsiyetini, ülküsünü, bilim ve bilimsel düşünceyle hayata, geleceğe taşıyacak, hayata dinamik ve bütüncül bakabilen, tahlil kabiliyetine sahip, araştırma-soruşturma, istişare ve müzakere kültürüne sahip, kardeşliği, adaleti ve barışı hedefleyen nesil üretecek bir eğitim sistemi yapılanmasına, devletin acil ihtiyacının var olduğudur. Özellikle eğitim yapılanmasındaki gelişme olmadan, diğer gelişmelerde istediğimiz neticeyi almamızın da imkânsız olduğudur.

            Devletimizin varlığının, milletimizin birliğinin, gönül coğrafyamızdaki huzurun ve yeni bir MEDENİYET idealinin inşası ümidiyle ve duasıyla.

 

Hayrullah BAŞER

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 06.10.2016 - 17:53 -1,811-
Bu sayfayı paylaşın :