Dikkatle ve İhtimamla Dinlemek

-A A +A

Cuma hutbelerinde konu ve üslup önemlidir. Mükemmel bir konu bazen kötü bir sunuşla güme gidebilir. Son cuma hutbesinde, çoğu zaman olduğu gibi, uyku basmadı. Minberdeki hoca efendi konuya başlayınca çocukluğumun cuma namazlarında hutbeye başlamadan, Allah gani gani rahmet etsin, köyümüz ‘Küçük Hatıp’ının: “Ey cemaat-i müslimin dikkatle ve ihtimamla dinleyin!” söyleyişi kulaklarımda, yankılanıyor. Uyanık kalmak, ele alınan konuyu çok iyi dinlemek gerekirdi bugün.
Müslümanların ilk hicretidir, Habeş ülkesine gidiş. Konu Hz. Peygamber’in Amcaoğlu, 25 yaşında bir delikanlı Cafer-i Tayyar’ın, Habeş Hükümdarı Necaşi’nin huzurunda yaptığı İslam’ın özünü dile getiren konuşması. Ne uykusu, uyuklaması; pürdikkat ve müthiş bir ihtimam... 
Daha sonra, her iki kolu kesilerek şehit edilecek ve Hz. Peygamber’in kendisine ‘Tayyar’ unvanını vereceği Cafer, kuşatma altındaki müminleri Habeşistan’a götürmüş, bazı müminlerle beraber Mekke’den Habeşistan’a hicret etmiştir.
Hicret, elbette meşakkat demektir. Yolculuğu ve Necaşi’nin huzuruna çıkışı ve arada yaşananları geçiyorum.
Hani şimdilerde diyorlar ya, Cafer Tayyar’ın konuşması tam bir ‘manifesto’. Önce bazı tespitlerde bulunur ve Hz. Muhammed (sav)’in peygamberliğinden önceki sosyal hayatı nefis bir biçimde kısaca özetler ve der ki:
“Ey hükümdar! Biz, cahiliye zihniyetine sahip bir kavimdik.
Ağaçtan, taştan yapılmış putlara tapardık.
Murdar hayvanların etlerini yerdik.
Helal-haram nedir bilmezdik.
Biz çocuklarımızı diri diri toprağa gömerdik.
İnsanlık dışı bütün kötülükleri işlerdik.
Akrabamızla ilgilenmezdik.
Komşuluk hakkı diye bir hak tanımazdık.
Kuvvetli olanlarımız, zayıf olanlarımızı ezerdi.
Zenginlerimiz, fakirlerin sırtından geçinirdi.
Hak ve hukuka riayet etmezdik…”
Konuşmaya devam eder ve Hz. Peygamber sonrası Müslümanların gıpta edilecek tertemiz hayatları bir tablo güzelliğiyle gözler önüne serer.
Camideyim hutbe devam ediyor, ancak bende film koptu. İç seslenişle kendi kendime sıralamaya çalışıyorum, Cafer Tayyar’ın tespitlerini… 
Yaklaşık bin dört yüz elli sene sonrasına, yani günümüze geliyorum. Söylenenler, bizim dünümüzü, bugünümüzü ne güzel anlatıyor; zamanımızın Türkiye’sini, İslam ve Batı dünyasıni ne kadar müthiş tasvir ediyor? Sanki Cafer Tayyar aramızda ve gerçeği gözlerimizin içine baka baka dile getiriyor.
Sorularımı sıralamış olayım. İnsanlar bugün putların dik âlâsına tapmıyor mu, murdar hayvanların etini büyük bir iştahla tüketmiyor mu; sadece kız çocuklarını değil, erkek çocuklarını da canavarca öldürmüyor mu; inadına haramı helal, helali haram sayıp kötülükte sınırları, kısıtlamaları yıkıp dağıtmıyor mu, akrabalardan uzak kalmayı marifet sayıp komşuluk hakkını sadece kendi çıkarından ibaret görmüyor mu, kuvvetliler zayıfların şeref ve haysiyetlerini ayaklar altına almıyor mu; zenginler, önü alınmaz iştiyakla fakir fukaranın kanını emmiyor mu?
Cevabım yok pas geçiyorum.

Çaresizim, en iyisi boğazın düğümlenmesi göze alarak yutkunup sükût etmek.
Bir de baktım hoca efendi hutbeyi bitirmiş minberden iniş hazırlığı yapıyor. Bu duygu ve düşüncelerle Yüce Allah'ın şanını yücelten, oldukça kararlı ve sert bir şekilde iftitah tekbirini getirdi hoca efendi ve biz de dünya işlerinin bir yana bırakarak kendisine uyduk.
.........
Bu şartlarda ne kadar mümkünse öyle, cumalarımız mübarek olsun.

Hz. Peygamber’den sonra yaşanan büyük inkılabı başka bir yazıya bırakıyorum.

 İdris DOĞAN
idris-dogan@hotmail.com

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 24.10.2016 - 13:07 -706-
Bu sayfayı paylaşın :