Dış Politikamızdaki Değişim Ve Gelişmeler

-A A +A

 

Dış Politika; bir ülkenin iktisadi içtimai siyasi ve de savunma alanlarındaki toplam gücü, ikili ilişkilerin ağırlıklı olduğu uluslararası ittifak ilişkileri ile yerel bölgesel ve küresel ölçekteki faaliyetlerinin mütekabiliyet esası üzerinden devlet aklı ve diplomatik zekası ile topyekûn dizaynı demek oluyor.

Türkiye; Birinci Cihan Harbi neticesinde bir kurtuluş mücadelesi vererek 786 bin km2, bir o kadar da deniz suları olan vatan toprakları üzerinde sınırlarını da tahkim ederek İkinci Dünya Harbine kadar Batı hinterlandı içinde kalıp “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” diyerek içine kapalı bir denge politikası izledi.

Bu kurucu döneme Türk siyasi hayatında gazi Mustafa Kemal Atatürk ve şef İsmet İnönü damgasını vurmuştur.

İkinci Cihan Harbine girmeden yine tarafsız kalıp denge politikası izleyen Türkiye önce Nato’ya girerek ve hemen arkası sıra AB’ne üyelik müracaatı yaparak Batı İttifakı içinde, hukukuna bağlı kalarak ikili ilişkiler düzeyinde kendini konuşlandırmış oldu.

Çok partili hayatın bu ilk döneminde;

Tarımda, sanayide ve altyapı hizmetlerinde ilk büyük atılımlar yapılmış, Kıbrıs politikasında Türkiye garantörlük hakkı elde etmiş, “Marşal Yardımlarına” rağmen Türkiye nispeten bağımsız hareket ederek Rusya ile ikili ilişkilerini de geliştirmiş ve Ortadoğu’daki komşu ülkeler ile “Bağdat Paktı” antlaşmasına ramak kalmış iken 1960 darbesi ile bu süreç inkıtaa uğramıştır.

Çok partili hayatın bu ilk dönemine Menderes Hükümetleri damgasını vurmuştur.

Türkiye’nin Batı İttifakı içinde değişim geçirdiği dönemler olarak 1989 SSCB’nin yıkılışı ve 1990’da iki Almanya’nın birleşmesi ile başlayan yeni süreçte;

Doğu Avrupa ülkelerinin, Baltık ve Balkan ülkelerinin ve de Türk illerinin bağımsızlıklarını kazandıkları dönem itibariyle Türkiye dış politikasında; hem siyasi eksende hem de ekonomik ve kültürel eksende Dışa Açık proaktif bir dış politika izlemeye başlamıştır.

Bu dönem;

Türkiye’nin ekonomik olarak dünya pazarlarına açıldığı, parasının konvertibli yapıldığı, Türk İlleri ve komşu ülkeler ile iyi münasebetler tesis ettiği dönemdir.

Türk siyasi hayatına Özal dönemi damgasının vurulduğu dönemdir.

Türkiye 2007 yılı itibariyle dış politikasında “Stratejik Derinlik” denilen “sıfır sorunlu bir entegrasyon” politikasını özellikle de gönül coğrafyasındaki ülkeler ile sıkı ve üst düzey Siyasi ve Ekonomik Konsey toplantıları yaparak uygulama alanı bulmaya çalıştığı dönemdir.

2009 “vanminut” ve de “Mavi Marmara” olaylarından sonradır ki Ortadoğu’da sürekli olarak yayılmacı bir politika izleyen İsrail ve müttefiklerine karşı Türkiye dış politikasında meydan okuyan bir tavırla hareket etmeye başladı. Böylesi bir tavır iç politikada karşılığını buluyor, seçmen sandıklarına pozitif olarak yansıyor ve siyasal istikrarı da sağlıyor idi.

Ancak Türkiye 2001 “İkiz Kulelerin Vurulması” tarihi itibariyle bölgesinde oluşun jeopolitik kırılmalar neticesinde sınır komşuları olan Irak’ın ikinci kez ABD tarafından işgali ile başlayan süreçte iç ve dış politikasında sürekli olarak teyakkuz halinde kaldı.

Arab Baharı ile başlayan süreçte Türkiye, bölgesinde bir model olma girişimleri ile Arap ülkelerinin sokaklarında halkların büyük bir sempatisi ile karşılandı. Böylesi bir sempati neticesinde Tunus’ta Nahta Hareketi iktidara geldi ve de Mısır’da ise İhvan Hareketi iktidara gelmiş idi.

Türkiye bu dönemde “Stratejik Derinlik Politikası” ve de “Sıfır Sorun” politikası gereği komşu ve Ortadoğu ülkeleri ile ekonomik ve kültürel entegrasyon politikaları uyguluyor, serbest bölgeler oluşturuluyor ve üst düzey Konsey Toplantıları yapılıyor idi.

Özellikle de Mısır’daki Mursi iktidarı ile Türkiye Hükümeti arasında hem enerji hem güvenlik ve hem de diplomatik alanlarda çok üst düzeyde ve çok hayati anlaşmalar imza aşamasında iken Mısır’da karşı bir darbe ile, seçimle gelen hükümet alaşağı edilmiş ve Mısır baypas edilerek Ortadoğu alanında bir aktör olarak saf dışı bırakılmış idi.

İşte böyle çok kritik bir süreçte Suriye olayları patlak verdi.

ABD’nin o günkü yönetimi ve tüm asker sivil diplomatları Türkiye’nin yanında Esat rejiminin karşısında gözükerek zorba Esat rejimine altı ay kadar ömür bile biçmişlerdi. Şimdiki hal itibariyle Suriye’deki iç savaş, asimetrik savaş, vekalet savaşları ve de küresel koalisyonun aktörlerinin apaçık olarak sahaya inerek sürdürdükleri bu savaş altıncı yılını doldurmuş, yedinci yılına baliğ olmuş bulunmaktadır.

Kısaca ifade etmeye çalıştığımız bu dönemde Türk siyasi hayatına, Ak parti ve lideri Erdoğan damgasını vurmuştur. Bundan sonra Türkiye nasıl bir dış politika izleyecek, tüm kamuoyu olarak hep beraber izlemiş ve de görmüş olacağız.

Söz buraya gelmiş iken bir gerçeği ifade ederek bir hakkı da teslim etmemiz gerekiyor.

Türkiye son yılların en büyük yatırımlarını yaparak adeta sessiz bir devrimi gerçekleştirmiştir. Tarımda, Sanayide, Eğitimde, Sağlıkla ve Yargıda fiziki alt yapı hizmetleri ile yol köprü tünel gibi alt yapı hizmetleri, kara hava deniz demir yolları ulaşımında, iletişimde, enerjide, savunma sanayiinde, yurt dışı müteahhitlik hizmetlerinde ve ihracatta dünya pazarlarına girmeyi başarmış güçlü bir ülke konumuna gelmiştir.

Türkiye’nin dış politikası, Suriye Bölgesel Savaşı başladı başlayalı med-cezir diye ifade edebileceğimiz sürekli olarak gel-git’ler yaşamaya başladı.

ABD ile olan ilişkilerimiz, AB ülkeleri ile olan ilişkilerimiz, İsrail ile olan ilişkilerimiz, Rusya ve İran ile olan ilişkilerimizin serencamı med-cezir ekseninde devam ede gelmektedir.

Türkiye’nin; 16 Nisan Referandumu ile Yönetim Sistemindeki değişimin yeni modelinin uygulanmasına (3 Kasım 2019’a) az bir zaman dilimi kala, hem iç siyasetini ve kadrolarını ve hem de dış politikasını ve bürokrasisini yeniden gözden geçireceği de apaçık görülmektedir.

Önümüzdeki bu yeni dönem için şimdiden diplomatik atakların başlatıldığını da görmekteyiz. Rusya ile Çin ile ABD ile İsrail ve İngiltere ile ve de AB ülkeleri ile olan ilişkilerimizin yeniden gözden geçirilerek dizayn edilmesi beklenmektedir.

Türkiye; Avrupa’nın altıncı büyük ekonomisi ve de dünyanın on yedinci büyüklükteki bir ekonomisi olarak G 20 lerin de içinde bulunmaktadır.

Bu büyüklük hali ile Türkiye İktidarları, devletini daha ağır başlı olmaya sevk edecek, açık el politikalardan imtina ederek meydan okumalardan da vaz geçmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Çünkü tarihin, gönül coğrafyasının, medeniyet değerlerinin ve de kaderin cilvesinin üstümüze yüklediği çok büyük maddi ve manevi emanet sorumluluklarının olduğunu hatırımızda tutarak ve mazlum dünyanın umudu olarak hareket etme mükellefiyetimiz bulunmaktadır.

Ayrıca bu Anadolu toprakları üzerinde binlerce yıl yaşadığımız müddetçe her şeyden evvel bir Varlık ve Beka sorunumuz olduğunu da asla unutmamalıyız.

Dış politikanın bir dili, bir üslubu, bir mantığı, bir zekası ve bir devlet aklı vardır. Dış politikanın vazgeçilmez esası; güce ve devlet aklına dayalı ve de diplomatik zeka ile yürütülen bir faaliyet olmasıdır.

Büyük ülkeler hiçbir zaman bağırıp çağırmıyor, meydan okumuyor, açık el politikalar yürütmüyor, enstitüleri, think thank kuruluşları, üniversiteleri harıl harıl çalışıyor ve diplomatik kadrolar yetiştiriyor. Ancak hem havuç politikalarını ve hem de sopa politikalarını en az bir maliyetle uygulayarak ikili ilişkilerini de sürdürerek amaçlarından bir adım dahi geri atmadan hedeflerine doğru gitmede kararlıklarını istikrarlı bir şekilde yürütmüş oluyorlar.

Bu nedenlerle demek istiyoruz ki Türkiye devleti ve ülkesi olarak;

Tüm Üniversiteleri ve enstitüleri ile diplomatik kadrolar yetiştirerek, think thank kuruluşları ile sahici düşünceler üreterek ve tüm STK’ları ile gönüllüler kervanları seferber edilerek, kamuoyu desteğini de arkasına alarak, tüm lobi faaliyetlerini yumuşak gücünü kullanarak, sıkılı yumruk ile yapamadığı binlerce hayati işi, gönüllü olarak yapabilecek potansiyele sahip büyük bir ülkedir diyoruz.

Yeter ki bu büyük potansiyeli harekete geçirebilelim. Bu potansiyel bu yeni dönemde yeni bir soluk beklemekte, yeni bir dil yeni bir üslup ile yeni bürokratik ve siyasal kadroların tazelenmesini gözlemektedir.

Dünya yeniden şekillenirken ve yeni bir uluslararası düzen kurulmak istenirken Türkiye olarak imkan ve kabiliyetlerimizi daha bir geliştirmek, kaynaklarımızı daha iyi tasarruf etmek ve de kuvvetlerimizi daha iyi sevk ve idare etmek durumundayız.

Bu beklentilerimizi hem iktidarın sorumlu siyasilerine, hem devletin bürokratik kadrolarına, hem muhalefet odaklarına ve de tüm sivil kamuoyuna saygılarımızla ifade ediyoruz.

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 17.05.2017 - 16:21 -650-
Bu sayfayı paylaşın :