Domino Taşını Deviren Olmayalım

-A A +A

   Politikalar belli dengeler üzerine kurulur. Belli bir amaç uğrunda planlar yapılır, uzun vadeli düşünülür ve en az zararla en büyük kâr elde edilmeye çalışılır. Günlük politika izlemek ise koca bir gemiyi yanlış limana götürebilir. Ben şimdi bu girişi şöyle bir soruyla sürdürmek istiyorum: Türkiye Cumhuriyeti, Suriye’de nereye kadar ilerleyecek?

   Evet, devletimizin Fırat Kalkanı Harekatı ile Suriye’de bulunmasının çok haklı gerekçeleri var. Türkiye-Suriye sınırından sürekli ülkemize terör ihraç edilmekte iken, Gaziantep ve Hatay başta olmak üzere tüm ülke toprakları terör tehdidi altında iken ve bunu sürekli hale getirmek adına emperyal devletlerin sınır hattımızda bir terör koridoru oluşturuyor olması bilinen bir gerçek iken beklememiz abesle iştigal olurdu. Ve aynı zamanda binlerce kilometre öteden ABD, Rusya, İngiltere, İran vs. burada oyunlar kurarken biz sınırımızda doğrudan bizi tehdit eden bu meseleye seyirci kalamazdık. Bunların hepsi doğrudur amenna. Lakin aklımı kurcalayan konu şu, Türk Ordusu Cerablus ile başladı, oradan Menbiç’e, oradan El-Bab’a ve şimdide görünen o ki oradan da Rakka’ya yöneleceğiz. Ancak ortada bir gerçek var. Böyle giderse TSK ile Suriye rejim güçleri karşı karşıya gelecek. Sanıyorum ki rejim güçleri ile karşı karşıya kalmak YPG’ye DAİŞ’e benzemeyecektir. Neden ; birincisi bu adamların halen uluslar arası arenada Rusya ve Çin gibi iki güçlü BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri ile İran’dan destek aldığını biliyoruz. İkincisi rejim güçlerinin hava kuvvetleri ile ağır silahları mevcut. Yani YPG-DAİŞ ile mücadeleye benzemez ve ondanda öte Türkiye böyle bir karşı karşıya gelme durumunda dünya kamuoyunda ‘’işgalci’’ yaftası yiyecektir. Ve bu yaftayı eminim rejimi destekleyen Rusya ve Çin’den önce Avrupa ve ABD medyası vurur. Ve bu durum bir domino taşının ilk devrilişi gibi aleyhimize gelişecek olaylar silsilesinin başlangıcı olabilir. Öncelikle yitip giden Mehmetçiklerin (Allah muhafaza etsin inşallah böyle bir durum olmaz) sayısı giderek artabilir ve ülke içinde de karışıklıklar körüklenebilir. Bunun dışında ellerini ovuşturan emperyal güçler ‘’İşgalci Türkiye’’ sloganları ile hükümetimizin meşruluğunu kaybettiği yönünde propoganda yaparlar. Bakınız böyle bir Türkiye-Suriye Rejimi çatışması ülkemize hayır getirmez. Zaten Türkiye’yi bölgede bir bataklığa çekip boğmak istiyorlar. Uyanık olmamız lazım.

   Bana göre yapılması gereken açıktır: Türkiye-Suriye sınır hattının güvenliği önceliğimiz olmalıdır. O ince çizgi şeklindeki sınırda gerekli tedbiri sağlamalı daha ötelere gidip macera aramamalıyız. Ve ileri harekat şart olursa ÖSO denen güçleri ve o yeterli gelmezse sınırımız içerisindeki 4 milyona yakın Suriyeli içinden, belli yaş aralığındaki eli silah tutanlarını bir süre eğitip muhaliflere entegre ederek ileri harekat yapalım. Bu onlar içinde hayırlı olandır. Türkiye’nin işgalci yaftası yemeside böylece önlenebilir. Son olarak bölgede bir dönem hatırlayıp sonra unuttuğumuz Bayırbucak Türkmenleri var. Biz bu karta yeterince oynamıyoruz. Güvenliğini sağladığımız sınır hattına Türkmen aileleri yerleştirelim. Her türlü lojistik ve barınma ihtiyaçlarını karşılayalım.

   Velhasıl-ı kelam söylemek istediğim; ‘’Gelin ateşi elimizle tutmayalım.’’

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 10.02.2017 - 20:37 -368-
Bu sayfayı paylaşın :