Düşmanın tuzak içinde tuzaklarından, oyun içinde oyunlarından nasıl korunuruz?

-A A +A

Ülkemiz kimin için ve kime karşı
“yumuşak güç!” tuzağı
yapılmak isteniyor?

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’inde çok açık bir şekilde şöyle buyurmuştur:
“(İslam düşmanları Kafirler) sana yumuşak davranırlar ve senin de yumuşak davranmanı isterler, (yani tuzağa düşmeni beklerler) sakın öyle yapma!” (Kalem Suresi: 8-9)

Türkiye, bugün milli Harp sanayiinde büyük bir hız kazanmış durumdadır, çok şükür. Ancak diğer taraftan dikkatimizi çeken bazı tuzak olaylar vardır. Bunlardan birisi örneğin, ülkemiz ABD sömürgeciliği tarafından önce İslam dünyasına karşı, en sonra da kendimize karşı yumuşak güç olarak kullanılmak isteniyor.

Bunun plan ve projeleri vardır. [1] Bu gerçeği hiç bir zaman göz ardı etmememiz gerekir.

International Herald Tribune’de, 2011 Ocak ayı başlarında yayınlanan bir yazıda "Yumuşak güç Irak'ı değiştiriyor" şeklinde yorum yapılması dikkatleri çekmişti. [2]

Peki “Yumuşak Güç” ne demektir? Türkiye’nin “yumuşak güç” yapılmak istenmesi ne anlama geliyor?

Bu kavramı ilk ortaya atan, ABD’de Clinton döneminde Ulusal Danışma Konseyi Başkanı ve Savunma Bakanı Yardımcılığı görevinde bulunan, Harvard Üniversitesi profesörlerinden Joseph S. Nye’ydi.  

2004 yılında basılan “Soft Power: The Means to Success in World Politics” (Yumuşak Güç: Dünya Siyasetinde Başarının Yolu) adlı eseri vardı.

 “ABD ÇIKARLARINI İSLAM ÜLKELERİNİN
ÇIKARLARIYLA KAMÜFLE ETMEK”

“Joseph Nye, ABD liderliğini (hegemonyasını) korumanın olanakları üzerine yazarken, (...) “sert güç” ve “yumuşak güç” kavramlarını üretti. “Sert güç”, bir devletin şiddet uygulama kapasitesine,“yumuşak güç” ise ekonomik, kültürel özelliklerinin özendiriciliğine, liderlik edeceği ülkeler grubuna kamu hizmeti sunabilme kapasitesine gönderme yapıyordu. “Yumuşak güç”, söz konusu devletin, kendi ulusal çıkarlarını, liderlik ettiği ülkelerin ulusal çıkarlarıyla örtüşecek bir biçimde sunabilme ve diğerlerini de hoşnut edecek bir biçimde izleyebilme kapasitesi demekti.” [3]

 “Nye, eserinde belirttiğine göre, güç “istenen sonuçlara varabilmek için başkasının ya da başkalarının davranışlarına nüfuz edebilme yetisi” olarak tanımlanabilir. Nye’ye göre Yumuşak Gücü oluşturmak için “çekici bir kimlik taşıyan kültür, siyasi değerler ve kurumlar, ahlaki temelli ve meşruiyete dayalı politikalar üzerinde yükselen bir cazibe merkezi oluşturulmalı ve bu merkezin gücü başkalarının tercihlerini ikna yoluyla belirleyebilme yetisine ulaşmalıdır.

Amerika Birleşik Devletleri’nin yumuşak gücü olarak gösterilebilecek popüler kültür -ki buna pop müziği, para musluklarının yönetmenlere ve yıldızlara cömertçe açıldığı Hollywood yapımları, dev global şirketler, akademik alanda başarı hikayeleriyle dolu gözde üniversiteler, uluslararası siyasetin analitik gözlemlerle kurgulandığı stratejik düşünce kuruluşları örnek olarak gösterilebilir- Amerikan hegemonyasının gücünü ancak girmeye çalıştığı ülkenin ve kültürünün buna izin vericiliği oranında hazmedebilir. Nye, bir devletin yumuşak gücünü başka bir devlette başarıyla devreye sokabilmesi için karşısındaki gücün doğasının önemini gerçekçi bir bakışla tespit etmesinin önemine dikkat çekiyor.” [4]

TUZAĞA BAK TUZAĞA: “MÜSLÜMANLARI
OKŞAYA OKŞAYA YOLA GETİRMELİYİZ!”

ABD Dışişlerinde uzun süre görev yapan James Baker Enstitüsü’nün kurucu direktörü Edward Djerejian (Ciğerciyan) Türkiye kökenli bir Ermenidir ve çok şiddetli bir Türk düşmanıdır. O kadar düşmandır ki, masasından kolu kesik dede­sinin resmini hiç eksik etmemiş, soranlara “Dedemin kolunu Türkler işte böyle kesmiş.” diyerek büyük bir kinle anlatmıştır.

Djerejian 1995 senesinde ABD’nin İslam’a yönelik politikasının nasıl olması gerektiği konusunda yazdığı bir raporda, Müslümanlar’ın, Bush ve Şahinler gibi sopayla döve döve değil, okşaya okşaya yola getirilmesi gerektiğini, özellikle hoşgörüye önem veren din adamlarının ortaya çıkarılması ve dinler arası diyalogun arttırılması gerektiğini yazmıştır. [5]

“YUMUŞAK GÜÇ: BAŞKALARININ ZİHNİNİ
VE KALBİNİ KAZANMAKLA BAŞLAR”

Beykent Üniversitesi öğretim üyesi ve Beykent Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi (BÜSAM) Müdürü Yrd. Doç Dr. Sait Yılmaz, yumuşak Güç’ün tanımını şöyle yapıyor:

“ABD'de Washington D.C. de toplam 1500 çalışanı bulunan "Zihin Araştırmaları Merkezi"nde yapılan çalışmalarda, ABD'nin bugünkü başarısızlıklarına hâlihazır uygulamalarının neden olduğu ve ABD'nin sert gücünün yanında "Yumuşak Gücü"nü de kullanması gerektiği belirtilmektedir. Bir tanıma göre, "Yumuşak güç; bir ülkenin çekim gücüyle istediğini almasıdır." Diğer bir ifadeyle, "Yumuşak güç, bir ülkenin kendi istediği şeyi başkalarının da istemesini sağlamaya yarayan güçtür." 

Bu tanım çerçevesinde yumuşak güç, "başkalarını cezbetme, onların kalbini ve zihnini kazanma yeteneği" olmakta; bir ülke yumuşak gücü ile kendi amaçlarının ve değerlerinin başka ülkeler tarafından benimsenmesini sağlayabilirse, askeri güç ve ekonomik gücün çok üzerinde etki imkânı yaratabilmektedir.” [6]

“YUMUŞAK GÜÇ’LE İŞGAL NEDEN
HER ZAMAN DAHA AVANTAJLIDIR?”

“Bir ülke iki yöntemle ele geçirilir: Biri 'yumuşak güç', diğeri 'kaba kuvvet' yöntemi. Yakın zamanda gördüğümüz harpler/işgaller kaba kuvvet yönteminin örnekleri. Türkiye'de ise uzun yıllardır yumuşak güç yöntemi uygulanıyor. Bu yöntemde, işgal edilecek ülkeye dost gibi yaklaşılır. Hattâ yardım edileceği intibâı verilir. Bunun için o ülkede işgalci ülke işbirlikçi kadrolarını kurar. O ülkenin kendi kaynaklarını ve kişilerini ele geçirerek hiç fark ettirmeden, ufak ufak adımlarla 50 senede işi bitirebilir.(…) Yumuşak güçle ele geçirme yöntemi, diğerinden daha etkilidir. Çünkü kaba kuvvetle işgal yolunu seçen ülkenin başı derde giriyor, askerleri ölüyor, büyük çapta mâli kaynakları hebâ ediliyor.(…) Ama yumuşak güç işgalcisinin ölen askeri, mâlî yıkımı olmaz. İşgal edilmekte olanın öz kaynakları, (…) öz evlâtları kullanılmaktadır.” [7]

Bu değerlendirmelerden anlaşıldığına göre, Yumuşak Güç, ABD’nin hedef ülkelerinde zihinleri ve gönülleri kazanmaktır. Kitlelerin tercihlerini ve kanaatlerini sömürgecinin iradesine tabi hale getirmektir. Sömürgeci çıkarlarını hedef ülkenin çıkarlarıyla örtüştürerek kamufle etmektir. Sömürgecinin ordusunu ve askerini kullanmak yerine hedef ülkenin, sömürgeci emellerine devşirilmiş ve satın alınmış insanlarını kullanmaktır.

ABD NİÇİN SERT İŞGAL YÖNTEMİNDEN
SESSİZ VE SİNSİ BİR YÖNTEME DÖNMÜŞTÜR?

Özetle Yumuşak Güç harekatı sivil alanda yürütülen sessiz ve sinsi bir savaş yöntemidir. ABD stratejileri Obama ile, Amerikan ordusuna dayalı sert işgal yöntemini geri plana çekmiş ve yukarıda özelliklerini ve niteliklerini arzettiğimiz yumuşak güç harekatını ön plana çıkarmıştır. Bu değişiklik, Pentagon’un devre dışı bırakılması demek değildir elbette. Zaten Amerikan sömürgeciliğinde Pentagon hiçbir zaman devre dışı olmamıştır, dünya hakimiyetini hedefleyen stratejilerin daima merkezinde olmuştur. Yumuşak Güç projelerinin merkezinde de Pentagon vardır.

Nitekim ABD’nin eski Savunma Bakan Yardımcısı olan Paul Wolfowitz, Irak işgalinin ilk zamanlarında Saddam yönetiminden hiçbir direnişle karşılaşmayan Amerikan ordusu, daha sonra halkın ciddi mücadelesiyle yüzyüze gelmesi üzerine, işgalin birinci yıldönümünde "Bir İslam Reformasyonu'na ihtiyacımız var.” Diyerek [8] ordunun yapamadığını yapacak bir Yumuşak Güç hareketinin gerekliliğine işaret etmişti.

Daha sonra Pentagon bu konuda bir çalışma yapmış ve Kur’an’ı çarpıtarak kitlelerin İslam anlayışını Amerikan sömürgeciliğine uyumlu hale getirmek üzere özel yetiştirilmiş din adamlarından oluşan yumuşak güç birimleriyle zihinleri değiştirecek deneme programlar başlatmıştır. [9] Aynı programlar Suudi Arabistan hapishanelerindeki Müslüman direnişçiler üzerinde de uygulanmıştır.[10]

ABD’NİN “YUMUŞAK
GÜÇ” ŞOVLARI

Bush döneminin son yıllarında böyle lokal olarak uygulanan ve denenen Yumuşak Güç programları, Obama başa geçtiği ilk andan itibaren ABD stratejilerinin temel yöntemi haline gelmiştir. Yeni ABD Başkanı 21 Ocak 2009 günü ilk göreve başladığı yemin töreninde “Müslüman dünyasına sesleniyorum, karşılıklı çıkarlarımız var. Yumruğunuzu açın, elinizi sıkacağız.” Diyerek bunu açıkça göstermiştir.

Obama, daha sonra 4 Haziran 2009'da Kahire’de El-Ezher Üniversitesi’nde İslam dünyasına hitap eden konuşmasında, Müslümanların dini hassasiyetlerini okşayan yaklaşımlarla “Yumuşak Güç” şovlarında bulunmuştur. Konuşmasında  “Esselamü aleyküm” diye söze başlamış, Kur’an-ı Kerim’den ayetler sıralamış, ezan sesleriyle büyüdüğünü söylemiştir. Dünya Müslümanlarının gönüllerini fethetmeye, daha doğrusu işgal etmeye yönelik program en üst düzeyde böyle yansıtılmıştır.

Obama’nın, aynı konuşmasında dikkat çeken bir başka olay, İslam ülkeleri yönetimlerini, iş adamlarını, cemaat liderlerini, alimlerini ve din adamlarını ABD ile birlikte çalışmaya davet etmesi olmuştur.

Bu davet, açıkça İslam coğrafyasında herkesi Amerika’nın yumuşak gücü olmaya çağrı anlamına geliyordu.

Türkiye, sinsi tuzak olan bu sömürgeci daveti karşısında nasıl evet diyebilir?

Sevgiler, saygılar…

Hasan Erden

herden1950@hotmail.com   

 



[1] Milli Gazete, 12 Haziran 2005,

[3] Tuesday, January 20, 2009

[4] Osman Cenk Güzer (Msc, Linköping Üniversitesi, Uluslararası & Avrupa Etüdleri, İsveç)’den: www.ekopolitik.org

[5] Serdar Kuru, “Türkiye Dönüştürülürken” isimli kitabı, Türk Yay Kitapları Akdeniz Haber Ajansı Yayınları, 2004, İst.,s: 249-250. Ayrıca raporu okumak isteyenler, “United states policy toward İslam and arc of crisis” adı altında internetten bulabilirler. (Serdar Kuru, A.g.e.)

[6] http://busam.beykent.edu.tr/haberoku.aspx?haberid=36&AspxAuto DetectCookieSupport=1

[7] Oktay Sinanoğlu, Hakimiyetimilliye, 05 Eylül, 2007

[8] Yeni Şafak, 31 Mart 2005

[9] Vatan Gazetesi, 18 Kasım 2007

[10] Financial Times, 1 Nisan 2007, Roula Khalaf.. Haberi tercüme eden ve nakleden “Adam Sosyal Bilimler Araştırma Merkezi”

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 27.05.2017 - 12:14 -428-
Bu sayfayı paylaşın :