Duvardaki Bisiklet

-A A +A

Çalışma odasında kahpece, kancıkça,kalleşçe hazırlanıp patlatılan tuzaklı bir bomba ile şehit edilen Mardin Derik Kaymakamı Muhammed Fatih Safitürk’ün eşi, çocuğu, kayınpederi ve dostumuz Muammer Sun’a taziyelerimizi iletmek için geçen Perşembe günü birkaç gazeteci ve arkadaşımızla Akşehir’in eski beldesi, şimdiki mahallesi Altuntaş’a gittim.

Şimdiye kadar gerçekleştirdiğim taziyelerden elbette farklı. Şehadet şerbetini içen bir kaymakamdı ve kendisini tanıyanlar değil, bütün Türkiye üzülmüştü. Babasının cenaze namazını kıldırışında, konuşma ve tavırlarındaki samimiyetinde, iman ve metanetinde bulmuştum kendimi.

O gün, eşi hastaneye gitmişti evde yoktu. Ekibimizi Muammer Kardeşimiz karşıladı. Taziye dileklerimizi iletip dua ve niyazda bulunduk. Muammer Bey: “Hocam, Derik’ten merhumun kendisinin ve evinin eşyaları geldi onu indireceğiz, bize az müsaade buyurur musunuz?” dedi. “Ne demek, bizler de yardımcı oluruz.” deyip birlikte kapı dışına çıktık.

27 plakalı bir kamyonet, arka kapak açıldı. Bisiklet, mukavva kutularda özenle paketlenmiş şehit kaymakama ait eşyalar… Her birinin üzerine içindeki yazılmış. Her halinden üzgün, bitkin görünen şehit kaymakamın yakın koruması ve Derikli iki vatandaş... Hoş geldiniz deyip hal hatır sorduk.

Eşyaları getiren Derikli esnaf Mehmet Zeki Tanış, şehit kaymakamın görevini çok iyi yapan bir insan olduğundan, Derik'e hizmet edebilmek için elinden gelen bütün imkânları kullandığından ve ilçe halkı tarafından çok sevildiğinden bahsetti. Ayrıca: “PKK veya orada cirit atan hain grupların bölgesine hizmet eden devlet adamlarını sevmez. Fatih kaymakamımızın millete hizmet aşkını, Derik halkı tarafından çok sevilip sayılmasını hazmedemediler; tabi ki, kendi çıkarlarının engellenmesini de. Terör örgütü ve yandaşları isterler ki, bölge halkı mahrum ve ezik kalsın, daima kendilerine muhtaç olsun. Biz kaymakamımızdan razıyız, Allah da kendisinden razı olsun.” diyerek özetledi durumu.

Ben işin rızasına takıldım. Ne müthiş bir ‘rıza’ bu, “Biz kaymakamımızdan razıyız…” Elbette biliyor Allah, ancak kullarının, hayatını kaybetmiş kulları ile ilgili şahitliğine de itibar ediyor.

Televizyon programlarında şehadetinden önce kaymakamın kendisiyle yapılan röportajları izlemiş, hakkında yazılanları okumuştum. Bütün kareleri üst üste koyduğum zaman Muhammed Fatih’in peygamberlerin bile gıpta edeceği cennet makamı ile taltif edileceğine dair zerre kadar şüphem kalmadı.

Benliğimi sarıp sarmalayan tarifsiz duygular içinde eşyaları kamyonetten alıp evin ikinci katına çıkardık. Demek ki, bizim kısmetimize de bir şehidin eşyalarını taşımak düşecekti. En son, hiç unutmayacağım, siyah şemsiyesini taktım merdiveninin tarbzanına, göynüklendim, gözlerim doldu. Kendisini katledenlerin kilolarca altınına inat; kaymakamımızın, küçük kamyoneti bile doldurmayan kırık dökük eşyası.

Doğrusu imrendim onun için, kendim için de ciddi bir hayıflanma… Anladım, hiçbir şey durup dururken olmuyor. Şehadet şerbetini içmenin hem büyük bir şerefi hem de müthiş bir bedeli varmış demek ki.

Hayatlarını Allah için yaşayanlar, nefeslerini Allah yolunda mücadele ederek tüketenler, Allah adına canlarını, mallarını feda etmeye hazır olanlar için dünya da cennettir, ukba da. Bunun için hem hazır olmak, hem de istemek gerek. Ne demişti cenaze merasiminde eşi Ayşegül: “…İstediğin gibi ölüm oldu. Sana da böylesi yakışırdı.”

Oradan ayrılırken gözüm dışarıdaki kapının duvarına dayalı merhum kaymakamın bisikletine takıldı. O da oğlu Asım Eren’e bir şehit baba mirasının küçük bir nişanesi olsun.

Kategori: 

1 Comment

Şehit Kaymakamımıza Rabbim

Şehit Kaymakamımıza Rabbim Rahmeti ile muamele eylesin. Şehidimizin hayatından küçük bir kareyi bizlerle paylaştığınız için size de teşekkürlerimi iletiyorum.

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 28.11.2016 - 11:53 -286-
Bu sayfayı paylaşın :